Demokrat Zafer

Ahmet Koçak Yazdı; SAKINCALI PİYADE AHMET İLBAŞ İLE SÖYLEŞİ (3)

KOÇAK: Ahmet Bey, şiir yazıyorsunuz. Şiir yazmaya ne zaman başladınız?

İLBAŞ:  Okuma yazmayı öğrendikten sonra şiire ilgi duymaya başladım. Şiir bence bir incelik, içi boşalmış insanlığın içini güzelliklerle doldurma sanatıdır. Ben şiirlerimde bu boşluğu doldurmayı amaçlıyor ve seviyorum. Öğrencilik ve öğretmenlik yaşamım boyunca bütün halk şiirlerini ve öykülerini okudum. Daha sonra şiire ilgim daha da arttı. Gençlik yıllarında aşk şiirlerine ilgi duydum. Atilla İlhan benim en gözde şairimdi. O kadar çok seviyordum ki;  hemen hemen tüm şiirlerini ezbere bilirdim. Siyasi olaylardan dolayı Nazım Hikmet’e doğru ilgim döndü.

KOÇAK: Günümüz yaşayan şairlerinden beğendikleriniz var mı?

İLBAŞ:  Gümüz yaşayan şairlerinden Küçük İskender’i pek beğenirim. Diğer bir örnek Yılmaz Odabaşı’dır. Yılmaz Odabaşı müthiş bir şairdir. Aşkı savaşla birleştirip ikisini karıştırarak verebilmesi müthiştir. “Feride” şiirini okursanız bana hak veririsiniz.

KOÇAK: İsterseniz buraya bir şiirinizi koyalım.

İLBAŞ: Olur.

GİTTİN

Gittin!

Pazaryerinde, panayırda kaybolmuş çocuklar gibiyim;

Şaşkın ve çaresiz…

Gittin!

Habersiz, ışıksız, yağmursuz, dünyayı bırakarak;

Özünü, içini boşalttın yaşamın

Vedalaşsan, gidemeyeceğinden korktun belki…

Kanatsız kaldım,

Düşlerin göğünde, kanat seslerimiz olmayacak bir daha.

Sınırsızlığa nokta koydun

Oysa sevmezdin noktaları…

Kalleş demeyeceğim sana;

Bir bildiğin vardır, benim bilmediğim…

Gittiğinden beri, sokaklara çıkmamıştım,

Çıktım dün, karıştım kalabalıklara.

Bir umut işte!

Belki birisi çalmıştır gülüşünü, gülüşüne saklamıştır

Ya da bakışını birisinin gözlerine düşürmüşsündür,

Bulurum diye kalabalıkların yüzlerindeydi gözüm.

Resmini çizdim, defalarca,

Bütün renkleri tutturdum;

Gözünün, kaşının, saçlarının…

Bakışının rengini tutturamadım, gülüşünün de…

Çizdiğim her resmin eksik kaldı.

Günlerdir yağmur yağıyor Bursa’nın üstüne;

Bursa, eksi bir’ in üstüne.

Yalnız yağmurlar,

Yalnız düşüp, büyük sularda kendini gizleyen

Yağmur taneleri;

Birikintide halkalar çizen yağmur taneleri,

Kendini toprağa gömen yağmur taneleri…

Hep sen bulup çıkarırdın,

İçimdeki o delişmen çocuğu;

Kimsenin bilmediği…

Göçmen kuşları bencil bulurdun,

Her çiçeği dolaşan kelebekleri…

Kelebek;

Bir çiçeğin özünde, tadında, kokusunda kalmalı derdin

Ve tüm mevsimleri bir şehrin koynunda yaşamalı

Tüm kuşlar…

Gidişin, hangi mevsim?

Gidişinin rengini de tutturamadım

Gidişinin karanlığında bir siyah bulamadım;

Gidişinin de resmi yarım kaldı.

Artık hiç şiir yazamıyorum;

Bütün dizeler, yıkılanların altında kaldı.

Bir de, gözlerimde bulutlar var,

Yağmaya ıssız gökyüzü yok!

Bu şehrin gecelerine kokun sinerdi,

Rüzgârları saçlarından geçerdi, tel tel,

Geceyi solurdum, rüzgârlara verirdim yüzümü…

Bölmeyi öğretmiştin bana; ekmeği, sevgiyi, umutları…

Şimdi;

Kokunun sinmediği bu şehrin gecelerini,

Saçlarından geçmemiş rüzgârları, kaça böleyim !

Her şeyi bırakıp gidiyorum bu şehirden,

Yanıma senden kalanları aldım,

İçime seni aldım;

Şimdi bendesin.

İçinde çok değerli bir şey bulunan

Bir çanta gibi gidiyorum bu şehirden.”

Ahmet Ilbaş

KOÇAK: Nasıl, şiir güzel oldu mu Sayın İlbaş?

İLBAŞ: Ooo! Çok güzel oldu. Teşekkür ederim. (Devam edecek)

ahmet.kocak16@hotmail.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ