İznik’te Tarım Alarm Veriyor: “Çiftçi Yok Olursa, Sadece Çiftçi Değil, Geleceğimiz Kaybeder”

İznik’te Tarım Alarm Veriyor: “Çiftçi Yok Olursa, Sadece Çiftçi Değil, Geleceğimiz Kaybeder”
  • 29 Ağustos 2026 16:11
  • A+
    A-

Yeni Parti İznik İlçe Başkanı Sadullah Eşiyok’tan dikkat çeken tarım çıkışı: “İznik’in bereketli toprakları var, ancak çiftçinin umudu tükenirse o bereket tek başına yetmez”

BURSA – İZNİK

Marmara Bölgesi’nin önemli tarım merkezlerinden biri olan İznik’te üreticinin yaşadığı ekonomik sorunlar her geçen gün daha görünür hale gelirken, Yeni Parti İznik İlçe Başkanı Sadullah Eşiyok, ilçenin tarımsal geleceğine ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulundu.

Eşiyok, artan üretim maliyetleri, ürün fiyatlarının üreticinin beklentisini karşılamaması, borçluluk ve pazarlama sorunlarının İznik çiftçisini giderek daha zor bir noktaya taşıdığını belirterek, “İznik’te çiftçilik yok olursa, sadece çiftçi değil, geleceğimiz kaybeder” dedi.

Eşiyok’un açıklaması yalnızca bugün yaşanan ekonomik sıkıntılara değil, İznik’in geçmişten bugüne uzanan tarımsal dönüşümüne de dikkat çekiyor.

Çünkü İznik’te tarım, sadece ekonomik bir faaliyet değil; ilçenin sosyal yapısını, köylerin yaşamını, ailelerin geçimini ve bölgenin kültürel kimliğini belirleyen temel unsurlardan biri.

Bugün yaşanan sorun ise tam da bu yapının geleceği açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor.


İZNİK’İN TARIMSAL HİKÂYESİ YÜZYILLARA UZANIYOR

İznik’in tarımsal kimliği yeni oluşmuş bir yapı değil.

İlçenin verimli toprakları, su kaynakları ve iklim koşulları tarih boyunca farklı ürünlerin yetiştirilmesine imkân sağladı. Meyvecilik ve bağcılık da İznik’in geçmişinde önemli bir yere sahipti.

İznik’te üzüm üretiminin geçmişinin çok eski dönemlere uzandığına ilişkin tarihsel kayıtlar bulunuyor. İznik üzümünün geçmişte bölge dışından gelen seyyahların da dikkatini çektiği aktarılıyor.

Ancak İznik tarımı hiçbir zaman tek bir ürüne bağlı kalmadı.

Zaman içerisinde ilçenin üretim deseni değişti.

Bu değişim, bugün yaşanan sorunların anlaşılması açısından da büyük önem taşıyor.

Uludağ Üniversitesi bünyesinde yapılan bir saha çalışmasında Elbeyli özelinde aktarılan yerel hafıza, bu dönüşümü açık biçimde ortaya koyuyor.

Buna göre geçmişte hububat üretiminin yaygın olduğu bölgede 1960-1990 döneminde bağcılık öne çıkarken, 1980’li yıllarda sulama kanallarının devreye girmesiyle sebzecilik ve meyveciliğin yaygınlaştığı, 1990 sonrasında zeytin, 2010 sonrasında ise şeftali üretiminin daha fazla önem kazandığı ifade ediliyor.

Aynı kaynakta kiraz, elma, erik ve armut gibi meyvelerin yanı sıra fasulye, kabak ve domates gibi sebzelerin de üretildiği belirtiliyor.

Yani İznik tarımı, yıllar boyunca şartlara göre kendisini yenileyen, ürün desenini değiştiren ve çeşitlendiren canlı bir üretim ekonomisi oluşturdu.

Bugün tartışılması gereken temel soru ise şu:

Bu üretim kültürü gelecek kuşaklara aktarılabilecek mi?


İZNİK’İN ÜRETİM GÜCÜ GEÇMİŞTE DE ÇOK BÜYÜKTÜ

İznik’in tarımsal kapasitesinin boyutlarını geçmiş yıllara ait üretim rakamları da ortaya koyuyor.

2011 yılı verilerine dayanan bir çalışmada İznik’te yaklaşık 63 bin 500 ton üzüm, 34 bin ton sofralık zeytin, 11 bin 748 ton şeftali, 6 bin 63 ton elma, 4 bin 128 ton kiraz, 3 bin 597 ton armut ve 2 bin 740 ton erik üretildiği aktarılıyor.

Aynı dönemde bölgede domates, taze fasulye, lahana, kabak ve farklı sebze ürünlerinde de önemli miktarlarda üretim gerçekleştirildiği görülüyor.

Başka bir ifadeyle İznik, yalnızca bir meyve üretim bölgesi değil; aynı zamanda sebzecilikten zeytine, bağcılıktan meyveciliğe kadar geniş bir tarımsal üretim yelpazesine sahip.

Bu çeşitlilik aslında İznik için çok önemli bir ekonomik avantaj.

Fakat üretim çeşitliliğinin var olması, üreticinin ekonomik olarak ayakta kalabildiği anlamına gelmiyor.

Çünkü bugün çiftçinin temel sorunu yalnızca “ne üreteceği” değil.

Ürettiği ürünle geçimini sağlayıp sağlayamayacağı.


TARIMDA DÖNÜŞÜMÜN ARKASINDA SU VE ÜRETİM ALTYAPISI VAR

İznik tarımının geçmişine bakıldığında sulamanın üretim deseni üzerindeki etkisi de dikkat çekiyor.

Özellikle 1980’li yıllarda sulama altyapısının gelişmesiyle sebzecilik ve meyveciliğin yaygınlaşması, tarımsal üretimin yalnızca doğal koşullara bırakılmadığını gösteriyor.

Bu nedenle tarımın geleceği yalnızca çiftçinin çalışkanlığıyla açıklanamaz.

Suya erişim, sulama altyapısı, girdi maliyetleri, ulaşım, depolama, soğuk hava zinciri, pazarlama, kooperatifleşme, tarımsal planlama ve ürünün gerçek değerinde satılabilmesi birbirinden ayrı düşünülemez.

Çiftçinin tarlasına tohumu atması, ürününü yetiştirmesi ve hasat etmesi üretim zincirinin yalnızca bir bölümüdür.

Asıl mesele, bütün bu sürecin sonunda üreticinin eline ne kaldığıdır.


“TARLADA ÜRETEN KAZANAMIYOR”

Yeni Parti İznik İlçe Başkanı Sadullah Eşiyok’un dikkat çektiği en önemli noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor.

İznikli üreticinin bugün karşı karşıya kaldığı temel sorunlardan birinin, artan girdi maliyetleri ile ürünün satış fiyatı arasındaki makas olduğu ifade ediliyor.

Mazot, gübre, zirai ilaç, elektrik, sulama, işçilik, bakım, budama, kasa, nakliye ve diğer üretim giderleri çiftçinin toplam maliyetini artırırken, ürünün satış fiyatının aynı oranda yükselmemesi üreticiyi ekonomik açıdan sıkıştırıyor.

Eşiyok bu durumu şu soruyla özetliyor:

“Bir kilo ürün satarak bir litre mazot alamayan çiftçi nasıl üretmeye devam edecek?”

Bu soru aslında yalnızca bir çiftçinin günlük hesabı değil.

Türkiye’de tarımın geleceğine ilişkin çok daha büyük bir tartışmanın merkezinde yer alıyor.

Çünkü üretici maliyetini karşılayamıyorsa bir sonraki yıl üretim kararını yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Bugün zarar ederek üretmek, yarın üretimden vazgeçme riskini beraberinde getiriyor.


ZEYTİNDEN ERİĞE, KİRAZDAN ŞEFTALİYE AYNI SORUN

İznik’te üreticinin yaşadığı sıkıntının tek bir ürünle sınırlı olmadığına dikkat çeken Eşiyok, özellikle zeytin, erik, kiraz ve şeftali üreticilerinin benzer ekonomik sorunlarla karşı karşıya kaldığını ifade ediyor.

Her ürünün üretim dönemi, maliyeti ve pazarlama koşulları farklı olsa da üreticinin temel problemi ortak:

Emek ile gelir arasındaki dengenin bozulması.

Çiftçi aylarca bakım yapıyor.

Budama yapıyor.

İlaçlama yapıyor.

Gübreleme yapıyor.

Sulama yapıyor.

İşçi çalıştırıyor.

Mazot harcıyor.

Hasat yapıyor.

Nakliye masrafı ödüyor.

Sonunda ürününü pazara götürdüğünde karşılaştığı fiyat, bütün bu maliyetleri karşılamadığında ise ortaya ağır bir tablo çıkıyor.

Üretici ürününü satıyor ancak borcunu kapatamıyor.


“ÇİFTÇİ TARLASINDAN ÜRÜN DEĞİL, BORÇLA ÇIKIYOR”

Eşiyok’a göre bugün İznik’te tartışılması gereken en önemli konulardan biri de tarımsal borçluluk.

Çiftçinin üretimi sürdürebilmek için krediye başvurması, üretim maliyetlerini karşılamak amacıyla borçlanması ve gelirinin önemli bölümünü geçmiş borçlara ayırmak zorunda kalması, tarımsal faaliyetin sürdürülebilirliği açısından ciddi bir risk oluşturuyor.

Eşiyok, üreticinin artık yalnızca tarlasıyla değil, borçlarıyla da mücadele ettiğini belirtiyor.

Bu tabloyu ortaya koymak için Türkiye genelindeki banka borçlarına ilişkin verdiği rakamları da gündeme getiriyor.

Eşiyok’un aktardığı verilere göre çiftçilerin bankalara olan borcu 2021 yılının Şubat ayında 134 milyar 892 milyon lira seviyesindeyken, 2025 yılında 935 milyar 936 milyon liraya, 2026 yılının Şubat ayında ise 1 trilyon 323 milyar 343 milyon liraya yükseldi.

Bu hesaplamaya göre beş yıllık dönemde banka borcu 1 trilyon 188 milyar 451 milyon lira arttı.

Borç yükündeki artış yaklaşık yüzde 881’e ulaştı.

Başka bir ifadeyle çiftçinin banka borcu yaklaşık 9,8 kat büyüdü.

Bu rakamların doğruluğu ve hangi borç kalemlerini kapsadığı ayrıca resmi finansal veriler üzerinden değerlendirilmesi gereken bir konu olmakla birlikte, Eşiyok’un vurguladığı temel mesele açık:

Üretici borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyor.


RAKAMLARIN ARDINDA İNSANLAR VAR

Bir tarım haberini yalnızca ton, dönüm, fiyat ve borç rakamları üzerinden okumak eksik kalır.

Çünkü her rakamın arkasında bir aile bulunuyor.

Sabah gün doğmadan tarlasına giden çiftçi…

Çocuğunun eğitim masrafını düşünen üretici…

Traktörünün bakımını erteleyen aile…

Gübresini vadeli alan çiftçi…

Hasat döneminde işçi parasını nasıl ödeyeceğini düşünen üretici…

Ve bütün bunların sonunda ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan insanlar…

Bu nedenle tarımdaki kriz yalnızca ekonomik bir mesele değildir.

Aynı zamanda sosyal bir meseledir.

Kırsal nüfusun geleceğiyle ilgilidir.

Köylerin yaşamasıyla ilgilidir.

Gençlerin toprağında kalıp kalmayacağıyla ilgilidir.


“ÇİFTÇİ KAZANAMIYORSA GENÇLER TOPRAKTA KALMAZ”

Tarımın sürdürülebilirliği açısından en kritik sorunlardan biri kuşak değişimi.

Çiftçilik yeterli gelir sağlamadığında genç kuşağın tarımdan uzaklaşması kaçınılmaz hale geliyor.

Bugünün gençleri için tarımın anlamı yalnızca “toprak sahibi olmak” değil.

Genç, ürettiği ürünün karşılığını alabileceği, sosyal güvenceye sahip olabileceği, geleceğini planlayabileceği bir ekonomik düzen istiyor.

Eğer çiftçilik sürekli borç, yüksek maliyet ve düşük gelir anlamına gelirse, gençlerin bu mesleği sürdürmesini beklemek giderek zorlaşıyor.

Bu durum İznik açısından daha da önemli.

Çünkü İznik’in tarımsal geleceği yalnızca mevcut çiftçilerin değil, onların çocuklarının ve torunlarının da üretime devam edip etmeyeceğine bağlı.


KÖYLER BOŞALIRSA SADECE TARIM KAYBEDİLMEZ

Tarımın gerilemesinin etkisi yalnızca tarlada görülmez.

Çiftçi üretimden çekildiğinde kırsal ekonominin tamamı etkilenir.

Tarım makineleri servisi…

Zirai ilaç ve gübre satıcıları…

Nakliyeciler…

İşçiler…

Kasa üreticileri…

Depolar…

Pazar esnafı…

Yerel ticaret…

Bütün bu ekonomik yapı doğrudan veya dolaylı olarak tarımsal üretime bağlıdır.

Dolayısıyla çiftçinin gelir kaybı, zaman içerisinde ilçe ekonomisinin de gelir kaybına dönüşür.

Bu nedenle “çiftçi kazanamıyor” cümlesi aslında çok daha büyük bir ekonomik soruna işaret eder.


İZNİK’İN TARIMSAL KİMLİĞİ KAYBEDİLİRSE GERİ GETİRMEK KOLAY OLMAYACAK

Tarım alanlarının terk edilmesi, üretim kültürünün zayıflaması ve gençlerin kırsaldan kopması bir anda gerçekleşmez.

Bu süreç yavaş ilerler.

Önce üretici bir üründen vazgeçer.

Sonra başka bir üründe üretimi azaltır.

Maliyetler nedeniyle bahçesine yeterince bakım yapamaz.

Verim düşer.

Gelir azalır.

Borç artar.

Bir süre sonra üretici toprağı işlememeye başlar.

Ve birkaç yıl sonra kaybolan yalnızca bir üretim sezonu değil, tarımsal bilgi ve deneyim olur.

İşte asıl tehlike burada.

Çünkü bir tarla yeniden ekilebilir.

Ancak üretim kültürünü kaybetmiş bir toplumun aynı tarımsal kapasiteyi kısa sürede yeniden oluşturması çok daha zordur.


GEÇMİŞ BİZE NE SÖYLÜYOR?

İznik’in tarım geçmişi aslında önemli bir ders veriyor.

Üretim koşulları değiştikçe İznikli çiftçi de değişti.

Hububattan bağcılığa, bağcılıktan sebze ve meyveciliğe, zeytinden şeftaliye kadar farklı üretim modelleri zaman içinde öne çıktı.

Bu dönüşüm, çiftçinin değişen şartlara uyum sağlayabildiğini gösteriyor.

Ancak bugün çiftçinin karşı karşıya olduğu mesele yalnızca ürün değiştirmek değil.

Çünkü maliyet sorunu bütün ürünleri etkileyebiliyor.

Üretici bir üründen vazgeçip başka bir ürüne yöneldiğinde, eğer aynı maliyet baskısıyla karşılaşıyorsa sorun çözülmüş olmuyor.

Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey yalnızca “hangi ürün ekilsin?” sorusunun cevabı değil.

Asıl ihtiyaç:

Nasıl üretelim?

Nasıl pazarlayalım?

Nasıl depolayalım?

Nasıl değerinde satalım?

Üreticinin gelirini nasıl istikrarlı hale getirelim?

sorularına cevap verebilen uzun vadeli bir tarım politikası.


İZMİK’İN TARIMI SADECE İZNİK’İN MESELESİ DEĞİL

İznik’in tarımsal üretimi, Bursa’nın genel tarımsal yapısı içerisinde de değerlendirilmek zorunda.

Bursa geçmişten bu yana zeytin, şeftali, armut, kiraz, erik ve diğer meyvelerin yanı sıra çok çeşitli tarımsal ürünlerin üretildiği önemli merkezlerden biri oldu.

Resmi tarım kaynakları da Bursa’nın meyve ve zeytin üretimindeki güçlü konumunu ortaya koyuyor.

Geçmiş dönem resmi kayıtlarında İznik’in de içinde bulunduğu Bursa ilçelerinde zeytin ve farklı meyve türlerinin üretiminin önemli bir yer tuttuğu görülüyor.

Dolayısıyla İznik’te tarımın geleceği yalnızca ilçenin yerel ekonomisini değil, bölgesel gıda tedarik zincirini de ilgilendiriyor.


“TARIM BİTERSE GIDA GÜVENLİĞİ TEHLİKEYE GİRER”

Yeni Parti İznik İlçe Başkanı Sadullah Eşiyok’un açıklamasının en önemli başlıklarından biri de gıda güvenliği.

Çiftçinin üretimden çekilmesi yalnızca çiftçinin gelir kaybı anlamına gelmez.

Üretim azalırsa arz azalır.

Arz azalırsa fiyat baskısı artabilir.

Dışa bağımlılık riski büyüyebilir.

Tüketici daha pahalı gıdayla karşı karşıya kalabilir.

Bu nedenle üreticinin korunması yalnızca çiftçinin ekonomik çıkarı olarak görülmemeli.

Çiftçinin üretimde kalması, aynı zamanda tüketicinin uygun fiyatlı ve güvenilir gıdaya erişimi açısından da değerlendirilmelidir.


“ÇİFTÇİ SADAKA DEĞİL, EMEĞİNİN KARŞILIĞINI İSTİYOR”

Eşiyok’un mesajındaki temel vurgu ise üreticiye yardım yapılmasından çok, üretimin ekonomik olarak sürdürülebilir hale getirilmesi gerektiği yönünde.

Çiftçinin beklentisi yalnızca dönemsel destek değil.

Üretici;

  • girdi maliyetlerinin düşürülmesini,
  • mazot ve gübre başta olmak üzere temel girdilerde rahatlama sağlanmasını,
  • planlı tarım politikalarının uygulanmasını,
  • ürününü hasat döneminde değerinde satabilmeyi,
  • aracılarla üretici arasındaki fiyat farkının azaltılmasını,
  • ürününü depolayabileceği ve uygun zamanda pazarlayabileceği altyapının güçlendirilmesini,
  • kooperatifleşmenin ve üretici örgütlenmesinin güçlendirilmesini,
  • borç yükünü azaltacak kalıcı çözümler geliştirilmesini

istiyor.

Çünkü üretici için en büyük destek, üretirken zarar etmemektir.


“TARLADA KAYBETTİREN, MARKETTE VATANDAŞA KAYBETTİRİYOR”

Tarım sektöründeki en büyük çelişkilerden biri de üreticinin düşük fiyatla sattığı ürünün tüketiciye aynı oranda ucuz ulaşmaması.

Tarlada düşük fiyatla satılan ürün, tüketicinin sofrasına gelene kadar farklı maliyet ve aracılık aşamalarından geçiyor.

Böylece ortaya iki tarafın da memnun olmadığı bir tablo çıkıyor:

Çiftçi kazanamıyor.

Tüketici ucuza alamıyor.

Bu durumda sistemin ortasında bulunan fiyat zincirinin yeniden ele alınması gerekiyor.

Üretici ile tüketici arasındaki mesafe kısaltılmadan, üreticinin pazarlık gücü artırılmadan ve ürünün katma değerinin daha fazla bölümü üreticide kalmadan sorunun kalıcı biçimde çözülmesi zor görünüyor.


İZNİK İÇİN YENİ BİR TARIM VİZYONU GEREKİYOR

İznik’in tarım geleceği açısından artık yalnızca günlük fiyatları konuşmak yeterli değil.

İlçenin önümüzdeki 10-20 yılı için kapsamlı bir tarım vizyonunun ortaya konulması gerekiyor.

Hangi bölgede hangi ürün daha verimli?

Hangi ürünün pazar değeri daha yüksek?

Sulama kaynakları nasıl korunacak?

İklim değişikliğine karşı hangi önlemler alınacak?

Üretici hangi ürünün ne kadar ekileceğini nasıl bilecek?

Hasat dönemindeki fiyat düşüşleri nasıl önlenecek?

Ürün nasıl depolanacak?

Nasıl işlenecek?

Nasıl markalaşacak?

İznik’in tarımsal ürünleri nasıl daha yüksek katma değerle pazarlanacak?

Bu soruların cevabı bulunmadan yalnızca “çiftçiye destek” demek yeterli olmayacaktır.


“İZNİK’İN ÇİFTÇİSİNİ YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ”

Yeni Parti İznik İlçe Başkanı Sadullah Eşiyok, açıklamasının sonunda İznikli üreticilerin sorunlarını takip etmeye devam edeceklerini belirterek yetkililere çağrıda bulundu.

Eşiyok, İznik’in çiftçisinin yalnız bırakılmaması gerektiğini vurgularken, tarladaki maliyet ile pazardaki fiyat arasındaki farkın azaltılması ve üreticiyi borç batağından çıkaracak kalıcı politikaların hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.

Eşiyok’a göre mesele artık yalnızca bir sezonun ürün fiyatı değil.

Mesele, İznik’te tarımın geleceği.

Mesele, köylerin geleceği.

Mesele, gençlerin toprağında kalıp kalmayacağı.

Mesele, Bursa’nın üretim gücü.

Mesele, Türkiye’nin gıda güvenliği.

Ve en önemlisi…

Mesele milletin sofrası.


“ÇİFTÇİ YOKSA ÜRETİM YOK, ÜRETİM YOKSA GELECEK YOK”

İznik’in geçmişi, tarımın bu ilçenin yalnızca ekonomik faaliyetlerinden biri olmadığını açıkça gösteriyor.

Tarım, İznik’in yaşam biçimi.

Köylerin ekonomik dayanağı.

Ailelerin geçim kaynağı.

Bölgenin kültürel mirası.

Ve Türkiye’nin gıda üretim zincirinin önemli parçalarından biri.

Geçmişte şartlar değiştiğinde İznikli çiftçi üretim modelini değiştirdi.

Bugün de yeni bir dönüşüm gerekiyor.

Ancak bu kez dönüşümün merkezinde yalnızca ürün değişikliği değil, üreticinin ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlayacak yeni bir sistem bulunmak zorunda.

Çünkü toprağın bereketi tek başına yeterli değil.

Toprağı işleyecek çiftçi yoksa bereket üretime dönüşmez.

Çiftçi kazanamıyorsa üretim sürdürülemez.

Üretim sürdürülemezse tüketici de gelecekte daha büyük sorunlarla karşılaşır.

Bu nedenle İznik’in tarımına bugün sahip çıkmak, aslında yarının sofrasına sahip çıkmak anlamına geliyor.

Yeni Parti İznik İlçe Başkanı Sadullah Eşiyok’un çağrısı da bu noktada şekilleniyor:

“İznik’in çiftçisini yalnız bırakmayın. Çiftçinin feryadını duyun. Üreticiyi borç batağından çıkaracak, üretimi sürdürülebilir hale getirecek somut ve kalıcı politikaları hayata geçirin.”

Çünkü;

Çiftçi yoksa üretim yoktur.

Üretim yoksa tarım yoktur.

Tarım yoksa gıda güvenliği yoktur.

Tarım yoksa kırsal yaşam yoktur.

Ve tarım yoksa gelecek yoktur.

İznik’in bereketli topraklarının geleceği, bugün alınacak kararlarla şekillenecek.

Bu nedenle İznik’te çiftçinin yaşadığı sorun artık yalnızca çiftçinin sorunu olarak görülmemeli.

İznik’in çiftçisini yaşatmak, İznik’in geleceğini yaşatmaktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo