Unutulan Camiler, Unutulan Hatıralar

Hasan KAYA

  • 3 Ekim 2026 14:41
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;

Her yıl ekim ayının ilk haftasında “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” çeşitli programlarla idrak ediliyor. Konferanslar düzenleniyor, paneller yapılıyor, camilerin hayatımızdaki yeri yeniden hatırlatılıyor.

Aslında asıl üzerinde durmamız gereken soru şu:

Bir Müslüman’ın hayatında böylesine önemli bir yere sahip olan camileri hatırlatmak için neden özel bir haftaya ihtiyaç duyuyoruz?

Belki de cevabı hepimiz biliyoruz.

Hayatın temposu arttıkça Allah’a (C.C) ve dini mükellefiyetlerimize ayırdığımız zaman azalıyor. İşlerimiz çoğaldıkça manevî dünyamız daralıyor. Cami merkezli bir hayat anlayışının yerini zamanla iş merkezli, ekran merkezli ve tüketim merkezli bir yaşam biçimi alıyor. Böyle olunca da bazı hakikatleri yeniden hatırlatacak özel gün ve haftalara ihtiyaç duyuyoruz.

Oysa cami, sadece namaz vakitlerinde uğranılan bir mekân değildir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.” (Tevbe, 9/18)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletli olduğunu haber vermiştir.

Bu iki mesaj bile caminin hayatımızdaki yerini anlatmaya yeter.

Çünkü cami sadece secde edilen yer değil; tanışılan, kaynaşılan, dertleşilen ve kardeşliğin güçlendiği mekândır.

Bugün aynı safta namaz kılan insanların birbirlerinin isimlerini bile bilmediği manzaralarla karşılaşıyoruz. Oysa aynı otobüste yolculuk yapan insanların oluşturduğu kalabalıkla cami cemaati arasında fark olmalıdır. Yolcuları bir araya getiren şey başkadır; cami cemaatini bir araya getiren ise iman, ortak değerler ve ortak sorumluluklardır.

Belki de cemaatle namazın en büyük hikmetlerinden biri budur. Müminleri yalnızca aynı safta değil, aynı gönülde buluşturmak…

Resulullah’ın (s.a.v.) döneminde mescit ve camiler sadece namaz kılınan bir yer değildi. Eğitim orada yapılırdı, istişare orada yapılırdı, yardımlaşma faaliyetleri orada organize edilirdi. Ümmetin meseleleri orada konuşulurdu. Kısacası mescit, toplumun kalbiydi.

Bugün büyük şehirlerin şartları içerisinde bu tabloyu bütünüyle gerçekleştirmek kolay olmayabilir. Ancak mahalle camilerinde ve mescitlerde güçlü cemaat bağları kurmak hâlâ mümkündür. Birbirini tanıyan, birbirinin derdiyle ilgilenen ve mahallesinin sorunlarına çözüm arayan cemaatler oluşturabiliriz.

Camilerden söz açılmışken, artık cemaati kalmamış metruk camileri de hatırlamak gerekir.

Yerleşim yerlerinin taşınması, köylerin boşalması baraj yapılması ve nüfusun azalması sebebiyle bazı camiler yıllardır sessizliğe terk edilmiş durumdadır. Sayıları çok fazla olmayabilir; fakat ayakta duran her biri geçmişten bugüne uzanan bir hatıranın sessiz şahididir.

Bir zamanlar avlularında çocukların oynadığı, vakit namazlarında safların kurulduğu, bayram sabahlarında insanların birbirine sarıldığı bu camiler bugün sessiz olabilir. Ancak taşıdıkları hatıralar hâlâ canlıdır.

Yıllardır bu konuyu Camiler ve Din Görevlileri Haftası vesilesiyle gündeme getiriyorum. Görüştüğüm birçok insan, en azından ayakta duran camilerin korunmasını ve mümkün olanların merkezî ezan sistemine dâhil edilmesini arzu ettiğini söylüyor.

Aslında bu talebin arkasında basit bir teknik beklentiden çok daha derin bir duygu var:

Vefa…

Bu millet, camileri hiçbir zaman sadece taş ve kerpiçten yapılmış yapılar olarak görmedi. Onları inancının, hatıralarının ve ortak emanetinin bir parçası olarak gördü.

Bunu anlatan ibretlik bir tevatür bölgemizde kulaktan kulağa hâlâ anlatılır.

Yerleşim yeri boşaldıktan sonra bazı kişiler terk edilen evlerden malzeme taşımaya başlamış. İçlerinden biri caminin tahtalarını söküp evine götürmüş. Hanımı ise sürekli, “Yapma, cami malı hayır getirmez.” diyerek onu uyarmış. Adam aldırış etmemiş.

Anlatılana göre bir süre sonra hayvanları hastalanmış. Bunun üzerine aldığı tahtaları tekrar camiye geri götürmüş. O günden sonra da kimse o camiden bir çivi dahi almaya cesaret edememiş.

Anlatılan bu olayın ne kadarı gerçektir bilinmez. Fakat anlattığı hakikat son derece gerçektir.

Bu millet, camiye uzanan eli hiçbir zaman normal görmemiştir.

Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nın bize yeniden hatırlatması gereken husus da budur.

Camiler sadece taş, beton ve kubbeden ibaret değildir. Bir camiyi değerli kılan, içinde yaşanan hayatın kendisidir.

Bir cami bazen bir köyün hafızasıdır.

Bazen bir mahallenin çocukluk hatıralarıdır.

Bazen de artık hayatta olmayan insanların geride bıraktığı manevî izlerdir.

Bu nedenle, günümüz teknolojisinin imkânlarından yararlanılarak ayakta kalmış metruk camilerin merkezî ezan sistemine dâhil edilmesi üzerinde düşünülmelidir. Bunun maddî maliyeti sınırlı olabilir; ancak toplumsal hafızaya katkısı son derece büyüktür.

Çünkü minareden yükselecek bir ezan sesi sadece namaz vaktini haber vermez.

Aynı zamanda şunu da fısıldar:

“Burada bir zamanlar bir köy vardı… Bir cemaat vardı… Bir hayat vardı…”

Unutulan camiler, aslında unutulan hatıralardır.

Ve hatıralarına sahip çıkamayan toplumlar, geleceğe sağlam izler bırakamazlar.

YAZARIN SON YAZILARI
Vicdanlara Dokunan Mücadele - 27 Eylül 2026 12:18
Okullar Açıldı… - 13 Eylül 2026 22:50
Bizim Mahallede Davutoğlu Vardı… - 6 Eylül 2026 21:31
Devlet Aklı ile Düşünmek… - 29 Ağustos 2026 11:14
Dindar Olan Dinsiz… - 24 Ağustos 2026 10:05
Taşrada Siyaset Fırtınaları… - 16 Ağustos 2026 11:00
Baba Ocağı mı, Yeni Parti mi? - 9 Ağustos 2026 21:30
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo