EMEKLİLERİN SENDİKAL MÜCADELESİ 31 YAŞINDA!

EMEKLİLERİN SENDİKAL MÜCADELESİ 31 YAŞINDA!
  • 12 Temmuz 2026 12:17
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı sendikacı Veli Beysülen makalesinde; Yıl 1995, tarih 11 Temmuz, yani boğucu sıcağın Ankara’yı kavurduğu bir gün. Henüz emekli değilim, DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası Ankara Şube Sekreteri olarak, Ankara Ulus’ta, 100.yıl Kültür Merkezi toplantı salonunda uzun süredir devam eden emekliler sendikası kurma hazırlıklarını tamamlamak üzere toplanmış olan emeklilerin toplantısına katılmıştım. Toplantının katılımcıları emekli olsalar da ne yazın boğucu sıcağı ne de ilerlemiş yaşları onların heyecanına engel olamıyordu. Zira amaçları; Türkiye’nin ilk emekli sendikasını kurmak ve mücadeleden emekli olmamaktı. Böylece çalışma hayatında verdikleri mücadelelerde edindikleri birikim ve deneyimlerini emekliliğe taşıyacak ve mücadeleden emekli olmayacaklardı.

Tüm hazırlıkların ardından, “Özgürlük ve demokrasi mücadelesinden emekli olunmaz” diyen 149 emeklinin imzasını taşıyan kuruluş dilekçesi ertesi gün, yani 12 Temmuz 1995 tarihinde Ankara Valiliği’ne verildi. Böylece Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) üyesi, Türkiye’nin ilk emekli sendikası Tüm Emekliler Sendikası (DİSK/EMEKLİ-SEN) resmen kurulmuş oldu. Kuşkusuz 31 yıl önce yola çıkan Emekli-Sen, unutulmuş, kenara itilmiş, parklarda ve kahve köşelerinde zaman tüketmeye terkedilmiş emeklilerin insanca yaşama mücadelesinin yanı sıra, emek ve demokrasi mücadelesine aktif katılımlarınım sağlanmasında önemli bir işlevi yerine getirdi.

DİSK/EMEKLİ-SEN’in uyuyan devi uyandırmak gibi önemli bir hedefi vardı. Bu  nedenle, kurulduğu günden itibaren gerek idari gerekse hukuki birçok engelle karşılaştı. Hakkında kapatma davaları açıldı. Davalar lehte sonuçlandıysa da örgütlü toplumu yönetmekten korkanlar, yeni davalar açmaktan geri durmayarak evrensel hukuk kurallarını alt üst eden işlemlere imza attılar.

Evet, emeklilerin örgütlenmesinden korkuyorlardı. Tıpkı geçmişte işçilerin ile kamu çalışanlarının örgütlenmesinden korktukları gibi. Çünkü; Emekli-Sen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. Maddesine uygun imzalanmış ve taraf olunmuş uluslararası sözleşmelerin, “herkes”e tanıdığı sendika kurma hakkını kullanıyor ve mücadeleyi yükseltiyordu. Emeklilerin haklarını takip ediyor alacakları için davalar açıyordu. Emekli-Sen TBMM’ye Başbakanlığa, Maliye Bakanlığına, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığına yürüyor taleplerini sokakta haykırıyor ve devleti yönetenlere taleplerine dair dosyalar iletiyordu. Emekli maaşlarının ülkenin yaşam koşullarına uyumlu hale getirilmesi için, gerçek bir intibak yasasının çıkarılması için basın açıklamaları, imza kampanyaları düzenliyor, oturma eylemleri yapıyordu. Binlerce emekliyle bölgelerde ve Ankara’da mitingler yapıyordu. Ülkeyi yönetenlerin, temel insan haklarından olan ve sosyal devletin herkese eşit ve parasız vermesi gereken sağlık, sosyal güvenlik, eğitim gibi hizmetleri özelleştirerek paralı hale getirmesine karşı çıkıyordu. Zira iktidar, yoksul Türkiye halkının temel haklarını özelleştirme adı altında hak olmaktan çıkarıyor ve ticari metaya dönüştürüyordu. Sistemin emekliliği, emeklilerin kazanımlarını hak olmaktan çıkaran, politikalarını teşhir ediyor, emeklileri bilgilendiriyordu. Sözde reform dedikleri düzenlemelerle mezarda emekliliğin dayatılmasına, özel bireysel emeklilik sistemine geçiş hazırlıklarına karşı çıkıyordu. İktidarın emekliler ile diğer emek kesimlerinin haklarını gasp eden politikalarına karşı çıkıyordu. Demokrasi ve insan hakları için mücadele ediyor, “Savaşa Hayır! İçeride ve Dışarıda Barış Hemen Şimdi!” diyordu. Kısacası Emekli-Sen, rehber edindiği ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE EMEKLİ OLUNMAZ sloganının kendisine yüklediği onurlu görevi layıkıyla yapıyor, emekliler ile çocuklarının ve torunlarının daha iyi bir ülkede yaşamaları için mücadele ediyordu.,

Kısacası, Emekli-Sen’in yukarda örneklerini verdiğim eylem ve etkinlikleri peş peşe gündemine alması ve sokaklardan çekilmemesi ülkeyi yönetenleri rahatsız etti. Bu nedenle, kazandığı davaların kararları yok sayılarak, kapatılması için hukuk ayaklar altına alındı. Bunun sonucu 2007 yılında, daha önce reddedilmiş olan bir davanın kararı Yargıtay’da bozuldu ve mahkemeye geri gönderilerek kapatma kararı verdirildi.

Halbuki bu dava basit bir örgütlenme özgürlüğü davası değildi. Bu dava özelde bu ülkede, genelde ise dünyada uygulanmakta olan yeni liberal sistemin yol açtığı adaletsizliğe ve eşitsizliğe karşı verilen mücadelenin önünü kesmek için verilmiş bir karardı. Zira Emekli-Sen’in kavgası, ülkede oluşan toplam pastadan emekliler ile emeğiyle yaşayan büyük çoğunluğa daha çok pay verilmesi kavgasıydı. Dolayısıyla bu karar, sermayenin çıkarına çomak sokan mücadelenin önünü kesmek üzere verilmiş bir karardı. Kuşku yok ki , dosyanın AİHM’de zorlama gerekçelerle reddedilmesi de bundan bağımsız değildir.

Elbette biz buna şaşırmadık. Çünkü Türkiye gibi demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini, örgütlenme özgürlüğünü içselleştirememiş bir iktidarın yönettiği bir ülkede devletin emekli örgütlenmesini kabul etmesini, “Ne iyi ettiniz de sendika kurdunuz, gelin oturup toplu sözleşme yapalım.” demesini beklemek kendimizi kandırmak olurdu. Kuşku yok ki, öyle demiş olsalardı bizim acaba yanlış mı yapıyoruz diye kendimizden şüphe etmemiz gerekirdi. Aksine bizi engellemeye çalıştıklarına göre demeki biz doğru yapıyorduk. Doğru yapmaya da devam etmeliydik. Nitekim kapatma kararının verildiği 9 Ekim 2007 tarihinde adliye çıkışında yaptığımız açıklamayla bunun kamuoyuna duyurduk. Evet, o gün adliye önünde asla teslim olunmayacağını ve sendikanın kapısına mühür vurmaya kalkarlarsa cezaevinde yatma pahasına o mührü kıracağımızı basın ve kamuoyuna duyurduk. Nitekim öylede yaptık. Bir yandan iç hukuki yollar tükenince, dosyayı 18 Haziran 2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göndererek hukuk mücadelesini uluslararası boyuta taşırken, diğer yandan ise gerek konfederasyonumuz DİSK’in gerekse sendika olarak bizim uluslararası sendikal hareket ile AB komisyonu nezdinde yaptığımız çalışmalar sonuç verdi. DİSK tarafından, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ETUC ile Dünya Sendikalar Konfederasyonu ITUC’a konuyla ilgi yazılar gönderildi ve konfederasyonların hükümete uyarı mektupları göndermeleri sağlandı. Elbette bu girişimler hükümet üzerinde baskı oluşturdu ve karar yargı tarafından uygulanmadı.

Tüm bu iç saldırı ve hukuksuzluklara göğüs geren Emekli-Sen kararlı kadrolarını, gün geçtikçe insan haklarını koruyacak kararlar vermekten uzaklaşan ve sistemin ihtiyacına uygun kararlar veren AİHM’in sendika hakkında verdiği hukuktan yoksun kararı da yıldırmadı ve kararın öğrenilmesinin hemen ardından sendika 25 Şubat 2019 tarihinde EMEKLİLER SENDİKASI (DİSK/EMEKLİ-SEN) ismiyle yeniden kuruldu.

Gerek Emekli-Sen’in kapatılması kararında gerekse sonraki yıllarda yeni kurulan emekli sendikalarının kapatılması davalarının açılmasında ve verilen kapatma kararlarında birçok hukuksuzluk yapıldı. Özellikle emekli sendikası kurucularından “İşkolu Çalışır Belgesi” istenmesi ve vermediler diye iş mahkemelerinde kapatma davaları açılması bu hukuksuzlukların başında geliyor. Bu konuda daha önce yayınlanan, “EMEKLİ SENDİKALARININ KAPATILMASINDA YAPILAN HUKUKSUZLUKLAR!” başlıklı 4 bölümlük seri yazımda konuyu genişçe değerlendirmiştim.

Kuşkusuz bu sürecin en önemli kazanımı, tüm bu hukuksuzluklar ve engellemelere inat, yoluna devam eden DİSK EMEKLİ-SEN hakkında, 12 Temmuz 1995 tarihinde kurulmasından 12 yıl sonra 2007 yılında Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği kapatma kararına rağmen, kendisini feshedip hemen alanı terk etmemesiydi. Elbette bu sonraki mücadelelerin yolunu açan onurlu bir direnişti. Çünkü mücadeleden çekilmek, emeklilerin sendika hakkını kullanmaması için anayasayı ve evrensel hukuk kurallarını tanımayan anlayışın isteğine boyun eğmek, yani teslim olmaktı. DİSK/EMEKLİ-SEN kadroları bunu biliyorlardı ve karar verenlerin beklentilerini boşa çıkararak mücadeleyi yükseltmeye devam ettiler. Bu dirençle DİSK/EMEKLİ-SEN, Türkiye emek mücadelesinin parçası olmaya ve milyonlarca emeklinin söz söyleyen dili, gören gözü ve işiten kulağı olmaya devam etti.

Mücadele dolu 31 yılı geride bırakan emekli sendikacılığının geçmiş birikim ve kazanımlarının görmezden gelinmesi ve geçmiş mücadelenin yok sayılmaya çalışılması kabul edilecek bir davranış değildir. Özellikle DİSK/EMEKLİ-SEN, emeklileri yeterince temsil edemediği savının aksine, kurulduğu 1995 yılından hukuki zorunluluktan dolayı isim değişikliği yaparak kuruluşunu yenilediği 2019’a, oradan yine hukuki zorunluktan dolayı aldığı yeni isim DEVRİMCİ EMEKLİ-SEN (DEV. EMEKLİ-SEN) olarak önemli mücadeleler vermiş ve emeklilere kazanımlar sağlamış bir sendikadır.

Evet, bundan tam 31 yıl önce kurulan Türkiye’nin ilk emekli sendikası, Tüm Emekliler Sendikası, DEVRİMCİ EMEKLİ-SEN (DEV. EMEKLİ-SEN) ismiyle DİSK’e bağlı bir emekli sendikası olarak faaliyetini sürdürüyor. Kuşku yok ki, Emekli-Sen, bir yandan devletin hukuk tanımazlığına karşı hukuki mücadele verirken diğer yandan emekliler adına taraf alınmak için yoğun bir mücadele verdi ve vermeye devam ediyor.

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz! Yaşasın DEV. EMEKLİ-SEN, Yaşasın DİSK!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ