YEDİ UYURLAR GİBİ

YEDİ UYURLAR GİBİ
  • 10 Haziran 2026 12:14
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Ahmet Koçak makalesinde;

Dün genç bir öğretmenken görev yaptığım Çayırdağı Köyü’ne gittim. Giderken de yolumun üzerinde olan, lojmanlarında konuk olduğum diğer öğretmenlerin görev yaptığı köyleri de ziyaret ettim. Kırk üç yıl önce otuzlu kırklı ve daha yaşlı olan köylüler çoktan bu dünyadan göçmüşler.
“Gelişine sevindiğimiz kadar, gidişine üzüldüğümüz insanlar da var. Onlar, ömrümüzün en kıymetli hatırları olarak kalır. Bu yüzden geçmişe özlem, biraz da o insanları tekrar görebilme umudu değil midir?”
O dönemde görev yapan öğretmenlerin adlarını söylediğimde; ne duyan, ne bilen hiç kimseye rastlamadım.
Köylerde okullar, karakollar kaderine terk edilmiş durumdaydı. Eski evlerden ve o evlerde yaşayan insanlardan da eser kalmamıştı.
Köyleri gezerken Yedi Uyurların durumuna benzer durum yaşadım.
Kısaca Yedi Uyurlar efsanesi, putperest bir hükümdarın zulmünden kaçarak bir mağaraya sığınan ve 309 yıl boyunca uyuduktan sonra mucizevi bir şekilde uyanan yedi genç ile köpekleri Kıtmir’in öyküsüdür.
Efsaneye göre gençler uyandıklarında kendilerini sadece birkaç saat uyumuş sanırlar ve içlerinden birini yiyecek almak için gizlice kente gönderirler.
Kente inen genç, üzerindeki eski parayı uzattığında durum anlaşılır. Aradan yüzlerce yıl geçmiştir. Bu olay insanlarda mucize etkisi yaratır.
Görev yaptığım köyde bir mucize olarak karşılanmasam da cebimde para yerine kartlarım, altımdaki araba, cep telefonumla o yıllara göre bir mucize gibi yaşıyordum.
Köylere elektriğin gelmesi, elektronik ev aletlerinin olması, çatılardaki su ısıtıcıları, cep telefonu ve internet için köylere dikilmiş baz istasyonlarıyla köyler de çok değişmişti.
“Geçmişin önünde, şapkamızı çıkarıp eğilelim. Geleceğin karşısında, kollarımızı sıvayalım.” Orson Willes
Eski damı topraklı evlerin yerine saç çatılı evler yapılmış. Çukurlarda gizli, yakınına kadar gitmeyince gözükmeyen köyler, yukarı kısımlara, harman yerlerine taşınarak görünür hale gelmişler.
Okul bahçelerinde ve köyün sokaklarında duyulan çocuk sesleri kesilmiş, bastonuna dayanarak zorluklarla yürüyen, güneşlenen birkaç yaşlı insan dışında yaşam belirtisi yok gibiydi.
Ne zaman geçmişe özlem duysam, içimdeki çocukluk anıları çığlık çığlığa çağırır beni
Eskiden köylerde yaşam vardı. Sabah erkenden tarlaya gidenler, akşam kahvede oturanlar, sokakta oynayan çocuklar vardı. Şimdi birçok köye gidin, evlerin çoğu kapalı. Bahçeler bakımsız, yabani bitkiler istila etmiş. Sokaklarda eski hareketlilik yok. Çünkü gençler köylerde kalmak istemiyor.
Haklılar mı? Bir yerde evet. Çünkü köyde iş yok, sosyal hayat yok, gelecek kaygısı var. Üniversiteyi bitiren genç şehirde kalıyor, iş bulan dönmüyor, evlenen merkeze yerleşiyor. Köylerde kalan bir veya iki genç de büyük kentlere gitmeyi düşlüyor. Geride ise yaşlı anne babalar kalıyor.

Bugün tarlalarda bahçelerde çalışacak insan bulmak zorlaştıysa, tarım ve hayvancılık her geçen yıl biraz daha geriliyorsa bunun sebebi belli. Üreten insanlar azalıyor. Köyler boşaldıkça üretim de azalıyor.
Birçok köyde okul kapandı, öğrenci kalmadı. Açılan okullarda ise beş, on öğrenci ya var ya yok. Bir zamanlar yüz öğrencisi, üç dört öğretmeni olan köylerde durum bu.
Kahveler, bakkallar artık yok. Kimisinde yıkılmak üzere olan binalarda paslı levhalar kalmış; Hasan’ın Kahvesi, Bakkal Halim yazıları zar zor okunuyor.
Köyler boşalınca düğünler yok. Bayramın gelip gelmediği de pek anlaşılmıyor.
“Geçmiş, bir kova külden başka bir şey değildir.” Carl Sandberg

Yıllar sonra dönüp baktığımızda boş evlerden ve bakımsız bahçelerden oluşan köyler görmek istemiyorsak bugünden önlem almak zorundayız. Çünkü köy giderse sadece birkaç ev boşalmış olmaz. Üretim gider, kültür gider, geçmiş gider.
Köyler her geçen yıl biraz daha boşalıyor. Ne yazık ki bunu; köylerin eski kalabalık hareketli günlerini bilen, anımsayanlar, fark edenler yine biz yaştakiler oluyor.
Köyde oturduğum mavi çatal kapılı evi buldum. Ev uçtu uçacak gibi. Korkarak içeri girdim. Benim kaldığım soldaki odada iri beyaz bir köpek uyuyormuş. Köpeği görünce evin başıma uçma korkusu yerini köpek saldırısına bıraktı. Köpek başını kaldırdı; “sen miydin? der gibi baktı; başını yerine koyup uykusuna devam etti. Bu köpek beni tanımış olamazdı.
Kendi doğup büyüdüğümüz köyler de görev yaptığımız köylerden farklı değil aynı kaderi yaşıyorlar.
Köyümüze giderken o eski hareketli günlere, hepsi tanıdık köylerimize gittiğimizi sanıyoruz. Köye vardığımızda yabancı gibi hissediyor, Yedi Uyurlar gibi sokaklarında dolaşıp gerisin geri kentlerdeki yaşamımıza geri dönüyoruz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ