Taşrada Siyaset Fırtınaları…

Hasan KAYA

  • 16 Ağustos 2026 11:00
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;

Ülkemizde politika belirlemeleri genel merkez odaklı olarak yapılır. Çünkü ülkemizdeki siyasetin doğası gereği politikanın ana çatısı yukarıda kurulur… Sonrasında da taşradan yankısı duyulur.

Taşrada durum biraz değişiktir… Veya biz öyle zannederiz…

Çünkü taşrada her şey daha yalındır. Görmek istemeseniz de olaylar ve siyasi gelişmeler, “gör” diye kendini insanın gözünün içine sokar. Duymak istemeseniz de gerçekler kulağınızın dibinde davul çalar…

Tabii ki politik gelişmelerin şekillenmesinde genel merkezler çok önemlidir. Ancak yerel politikalar ve yerelde yaşananlar da yabana atılmamalıdır.

Hatta çoğu zaman genel merkezde kurgulanan politikaların gerçek hayattaki yansımasını görebilmek için taşraya bakmak gerekir.

Belki “Kedi yetişemediği ciğere mundar dermiş” misali olacak ama taşrada oturduğum için genel merkez politikalarından daha çok yereldeki siyasi tartışmalara ve gelişmelere odaklanıyorum.

Çünkü genel merkez politikalarındaki ayrıntılara ulaşmak, çoğu zaman “tavşanın suyunun suyu” misali kulaktan dolma bilgilere, söylentilere ve tevatüre dayanıyor.

Yerel politika ise öyle mi?

Yerelde neredeyse herkesin “Cemaziyelevvelini” biliyorsun…

Kim kiminle nerede siyaset yapmış, dün ne söylemiş, bugün ne söylüyor, hangi partiden hangi partiye geçmiş, hangi makamın kapısını ne zaman çalmış; kısacası kimin nereden gelip nereye savrulduğuna dair az çok bir fikriniz oluyor.

Şimdi O’dan Z’ye kadar olan kuşak, “Cemaziyelevvelini bilmek” deyiminin ne anlama geldiğini belki bilmeyebilir. Hikâyesini şimdilik es geçelim ama ne anlama geldiğini merak edenleri de arama ve öğrenme zahmetinden kurtaralım.

“Cemaziyelevvelini bilmek”; bir kişinin gizli kalmış geçmişini, eski hâlini, geçmişte yaptığı yanlışları veya nereden geldiğini çok iyi bilmek anlamına gelir.

Yani bugün mevki, makam veya siyasi güç sahibi olan birine karşı, “Ben senin eski hâlini de bilirim, nereden geldiğini de unutma!” demenin biraz daha edebî, biraz daha nükteli hâlidir.

İşte taşra siyasetinin en büyük farkı da burada başlıyor…

Burada dün ile bugün birbirinden kolay kolay kopmuyor.

Çünkü taşrada siyaset sadece kürsülerde, parti binalarında ve seçim meydanlarında yapılmıyor.

Hafıza da siyasetin bir parçası…

Ve taşrada herkesin hafızasında, birilerinin mutlaka bir “Cemaziyelevveli” bulunuyor.

Yanlış anlaşılmasın…

Kimsenin geçmişini teşhir etmek, geçmişini yüzüne vurmak gibi bir düşünce içinde değiliz ve böyle bir gayretin içinde de olamayız.

Zaten sözünü ettiğimiz “Cemaziyelevvellerin” çoğu da gizli saklı şeyler değil; herkes tarafından bilinen, görünen ve yaşanmış hadiselerdir.

Bizim itirazımız geçmişe değil, geçmiş ile bugün arasındaki çelişkiye…

Daha düne kadar “dava”dan, “mücadele”den, “idealler”den söz edenler; bir gün kendilerine “Siz toplum nezdinde itibarınızı kaybettiniz, biraz da kenarda durun bakalım” denildiğinde sureti haktan görünüp mağduru oynarken, perdenin arkasında fırıldağı üfleyerek çevirmekten de geri durmadılar.

Kendileri bilmiyor olabilir ama taşrada bunların da bilinmediğini sanmaları büyük bir yanılgı.

Ismarlama haberleri, kimin eliyle hangi kapıya servis edildiğini, hangi hesabın hangi amaçla yapıldığını insanlar görüyor.

Doğrucu Davut olmak gibi bir niyetimiz de yok…

Ama kimse vatandaşı aptal yerine koyup “Benden sonrası tufan” görüntüsü vermek için gerçekleri çarpıtmasın.

Hele hele bunun için ısmarlama haberler yaptırılıyorsa, bunları da görmezden gelecek değiliz.

Çünkü vatandaş her şeyi görüyor.

Belki her gördüğünü o anda söylemiyor…

Ama görüyor, not ediyor ve zamanı geldiğinde de kimin ne yaptığını hatırlıyor.

Taşranın siyaset hafızası işte tam da böyle çalışıyor.

Benim tavsiyem de şu:

Toplumun kantarında ağırlığınızın kaç gram olduğunu öğrenmek için başkalarını tartmaya yarayan bir tartı aletini ellerinin altında bulunduranlar, arada bir zahmet edip kendilerini de tartıversinler.

Çünkü insanın kendi ağırlığını bilmesi, başkasının ağırlığını ölçmeye kalkışmasından daha önemlidir.

Bir de kendilerini uçurmak için etraflarında bulundurdukları “çorbacıların/yançıların” nerede durduğuna şöyle bir zahmet bakıversinler.

Çünkü insanı gerçekten yükseltenlerle, makamı ve gücü sayesinde yükseliyormuş gibi gösterenler aynı kişiler değildir.

Hele o çorbacılar, sofranın değişmezleri değil de menfaatin yönüne göre yer değiştirenlerdense…

O tartının ibresi, insanın tahmin ettiğinden çok daha farklı bir rakam gösterebilir.

Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin… Hiç önemli değil.

Bu şablonu yalnızca birkaç kişiye değil, siyasi partilerin genel merkezleri de dâhil olmak üzere taşradaki bütün siyasi yelpazeye uyguladığınız zaman, gerçekten de birçok şey sırıtıyor.

Çünkü mesele isim meselesi değil.

Mesele, aynı ölçüyü herkese uygulayabilmek.

Kendi tarafımıza gelince başka, karşı tarafa gelince başka tartı kullanıyorsak, orada ne adaletten ne de siyasetin ahlakından söz edebiliriz.

Tartıyı ortaya koyduğunuzda kim olduğunuzun pek bir önemi kalmıyor.

İbre neyi gösteriyorsa, mesele de aslında odur.

Yani…

Yanisi şu:

Hiç kimse devekuşu misali başını kuma sokup “Ben ne yaptım?” aymazlığıyla, açıkta kalan taraflarını görmezden gelmesin.

Zamanında “Küçük dağları ben yarattım” edasıyla ortalıkta dolaşanlar ve etraflarında da “Evet ağam, küçük dağları sen yarattın; büyük dağlar da babandan miras kaldı” diye yelpaze sallayanlar vardı.

Bugün ise o dağların eteklerinde, başlarını gölgelendirecekleri bir çalı dibi arıyorlar.

Ama ne yazık ki yüzlerine bakan da yok.

Çünkü makamın, gücün ve etrafındaki kalabalığın gerçek itibar olmadığını anlamak için bazen o kalabalığın dağılması gerekiyor.

Kalabalık dağıldığında geriye kim kalıyor?

İşte asıl tartılması gereken ağırlık da o zaman ortaya çıkıyor.

Çünkü adam olmak başka, adam görünmek başka…

İnsan olmak ise bambaşka.

Makam insanı adam etmez.

Kalabalıklar insanı büyütmez.

Etrafındaki çorbacılar da sana insanlık katmaz.

Dumanı gören çorbacılar çoktan pılısını pırtısını toplayıp, yeni çorba ateşten indiği zaman kaşık sallamak üzere menzile çıktılar bile…

Onun için de adamlık çorbacılıktan, insanlık da makamdan önce başlar; makam bittikten sonra da devam eder.

Ama aslı ve nesli çorbacılık olandan ne adamlık ne de insanlık beklenmez…

Asıl mesele, kimsenin alkışlamadığı, kimsenin yelpaze sallamadığı ve kimsenin önünde eğilmediği yerde de insan kalabilmektir.

Gerisi mi?

Gerisi zaten siyaset…

YAZARIN SON YAZILARI
Taşrada Siyaset Fırtınaları… - 16 Ağustos 2026 11:00
Baba Ocağı mı, Yeni Parti mi? - 9 Ağustos 2026 21:30
KATIR MÜHÜRDAR OLURSA NE OLUR? - 18 Temmuz 2026 10:28
EJDERHA SICAKLARINDA GÜNDEM… - 4 Temmuz 2026 10:53
Üstüne Vazife Edinmek… - 27 Haziran 2026 11:52
Ülke Olarak İyi Günlerde Değiliz… - 20 Haziran 2026 11:15
Kudüs’e Vali Olmak - 13 Haziran 2026 10:32
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo