SONBAHARDA BEYAZ GİYMEK.

SONBAHARDA BEYAZ GİYMEK.
  • 6 Ekim 2026 09:41
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde; Sonbahar geldiğinde insanın içindeki mevsim de değişiyor.
Yazın aceleci neşesi çekiliyor biraz. Akşamlar uzuyor, ışık yumuşuyor, sokakların sesi azalıyor. Ağaçlar henüz yapraklarını dökmeye başlamamış olsa bile insan, yaklaşan vedayı hissediyor. Belki de sonbaharın hüznü bundandır: Giden bir şeyin ardından bakarken, henüz gitmemiş olanın kıymetini daha çok anlarız.
Ben sonbaharda beyaz giymeyi seviyorum.
Eskiden beyazı yazın rengi sanırdım. Güneşin, denizin, gençliğin rengi… Üzerine hiçbir şey bulaşmamış günlerin, henüz kırılmamış hayallerin rengi.
Şimdi ise beyaz bana başka bir şeyi hatırlatıyor.
İnsan yaş aldıkça beyazın aslında lekesizlik değil, kabulleniş olduğunu öğreniyor.
Çünkü insanın üzerine yıllar geçtikçe çok şey bulaşıyor. Birkaç ayrılık, birkaç hayal kırıklığı, kaybettiği insanlar, yanlış kararlar, söylenmemiş cümleler… Bir zamanlar dünyanın sonu sandığı meseleler. Gece boyunca uykusunu kaçıran, günlerce zihninden çıkaramadığı, “Neden böyle oldu?” diye kendine defalarca sorduğu şeyler…
Sonra zaman geçiyor.
Ve insan, şaşırtıcı bir biçimde, hepsine biraz daha uzaktan bakmayı öğreniyor.
Eskiden bir söz günlerce canını yakarken, şimdi aynı sözü hatırlayıp sadece gülümsüyorsun. Bir zamanlar seni yıkan bir ayrılığın aslında seni başka bir hayata taşıdığını görüyorsun. Kaybettiğin bazı insanların ardından duyduğun acı hâlâ orada oluyor ama acının şekli değişiyor.
Çünkü yaş almak, unutmak değil.
Yaş almak, hatırladıklarının seni eskisi kadar incitmemesi.
Belki de olgunlaşmak dediğimiz şey tam olarak budur: Her şeyi çözmek değil, her şeyin çözülemeyeceğini kabul etmek.
Gençken hayatın karşısında daha keskiniz. İnsanları seviyoruz ya da sevmiyoruz. Bir olay ya doğrudur ya yanlıştır. Bir insan ya kalmalıdır ya gitmelidir. Bir söz ya affedilir ya unutulmaz.
Oysa yıllar insana aradaki o geniş alanı gösteriyor.
Bazen insan sever ve yine de gider.
Bazen haklı olduğun hâlde kaybedersin.
Bazen çok istediğin bir şeyin olmaması, yıllar sonra hayatının en güzel tesadüfüne dönüşür.
Bazen de hiçbir açıklama gelmez.
Ve insan, bütün cevapları almadan da yoluna devam edebileceğini öğrenir.
İşte sonbahar biraz da bunu hatırlatıyor bana.
Her şeyin bir zamanı olduğunu.
Bazı insanların hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için geldiğini. Bazı kapıların yüzümüze kapanmasının, başka kapıların açılmasına gerekçe olduğunu. Bazı hikâyelerin mutlu sonla değil, insanın kendini bulmasıyla tamamlandığını…
Sonbaharda beyaz giyiyorum….
Çünkü artık hayatı siyah ve beyaz görmek istemiyorum.
Beyazı, bütün renklerin yokluğu olarak değil, hepsinin içinden geçip geriye kalan dinginlik olarak görüyorum.
İnsan belli bir yaştan sonra daha az şey anlatıyor.
Her kırgınlığını herkese söylemiyor. Her vedanın ardından uzun cümleler kurmuyor. Her haksızlığa cevap vermek istemiyor. Bazı insanların seni anlamayacağını, bazı şeylerin açıklanmayacağını ve bazı soruların cevapsız kalacağını kabulleniyor.
Bu bir vazgeçiş değil.
Bu, insanın kendi içindeki gürültüyü azaltması.
Çünkü yaş ilerledikçe insan anlıyor ki hayat, kimin haklı olduğundan çok daha büyük.
Bir gün çok sevdiğin biriyle son kez konuştuğunu fark etmeden telefonu kapatıyorsun.
Bir gün annenin ya da babanın yüzündeki çizgilere eskisinden daha uzun bakıyorsun.
Bir arkadaşının artık eskisi kadar sık aramadığını fark ediyorsun.
Bir fotoğrafa bakıp yıllar önceki kendini görüyorsun ve o genç insanın bilmediği şeyleri şimdi sen biliyorsun.
Ama ona kızmıyorsun.
Aksine, onu seviyorsun.
Çünkü o da elinden geleni yapmış.
Yanılmış, inanmış, beklemiş, kırılmış, yeniden başlamış.
Ve bütün bunların içinden geçerek bugünkü seni bırakmış sana.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo Yüz Ağdası