SİYASET BİLİMCİ MEHMET EMİR AKSOY: “TÜRKİYE KAVGA ARAYAN DEĞİL, AĞIRLIĞI OLAN BİR DEVLETTİR”

SİYASET BİLİMCİ MEHMET EMİR AKSOY: “TÜRKİYE KAVGA ARAYAN DEĞİL, AĞIRLIĞI OLAN BİR DEVLETTİR”
  • 24 Ağustos 2026 15:21
  • A+
    A-

Bayrak Haber’e konuşan Siyaset Bilimci Mehmet Emir Aksoy, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerilimden bölgesel güvenlik dengelerine, Türkiye’nin savunma kapasitesinden ekonomik gücüne kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Aksoy, Türkiye’nin dış politikada çatışmayı değil caydırıcılığı öncelemesi gerektiğini belirterek, “Türkiye kimseyle kavga etmek istemez. Ama Türkiye’ye yönelik bir hesap yapılacaksa, o hesabın karşılığının olacağını herkes bilmeli. Bizim gücümüz öfkemizden değil, devlet aklımızdan gelir” dedi.

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler, bölgedeki gelişmelerin de etkisiyle son dönemde yeniden uluslararası gündemin önemli başlıklarından biri haline geldi. Ortadoğu’daki güvenlik dengeleri, bölgesel aktörlerin pozisyonları, Gazze başta olmak üzere devam eden krizler ve karşılıklı siyasi açıklamalar, Ankara ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin geleceğine yönelik tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Türkiye’nin bu süreçte nasıl bir strateji izlemesi gerektiği, doğrudan bir çatışma ihtimalinin ne ölçüde gerçekçi olduğu ve Ankara’nın caydırıcılık kapasitesinin hangi unsurlardan oluştuğu tartışılırken, Siyaset Bilimci Mehmet Emir Aksoy, Bayrak Haber’e kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Aksoy, Türkiye’nin dış politikada “kavga arayan” bir ülke olmadığını ancak bunun Ankara’nın güvenlik ve egemenlik alanındaki gelişmelere kayıtsız kalacağı anlamına gelmediğini söyledi.

“TÜRKİYE KAVGA ARAYAN BİR DEVLET DEĞİLDİR”

Türkiye’nin İsrail karşısındaki tutumunu değerlendiren Aksoy, öncelikle Türkiye’nin dış politika anlayışında çatışma ile caydırıcılık arasındaki farkın doğru okunması gerektiğine dikkat çekti.

Aksoy, Türkiye’nin herhangi bir ülkeyle gereksiz bir çatışma arayışında olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye kavga arayan bir devlet değildir. Fakat bu, Türkiye’nin kendisine yönelik herhangi bir hesabı sessizce izleyeceği anlamına da gelmez.”

Türkiye’nin tarihsel olarak sabır ve soğukkanlılık üzerine kurulu bir devlet geleneğine sahip olduğunu belirten Aksoy, dış politikada verilen mesajların yalnızca sözlerle değil, devlet kapasitesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Aksoy, “Bizim millet olarak bir özelliğimiz var: Sabırlıyız. Soğukkanlıyız. Devlet aklına güveniriz. Fakat gerektiğinde de kendi ağırlığımızı masaya koymayı biliriz” dedi.

Türkiye’nin gücünün yalnızca askeri kapasitesiyle ölçülmemesi gerektiğini vurgulayan Aksoy, asıl önemli unsurun Türkiye’nin gerektiğinde hangi kapasiteyi kullanabileceğinin karşı taraf tarafından bilinmesi olduğunu ifade etti.

“Türkiye’nin gücü, öfkesinin yüksekliğinde değil; gerektiğinde ne yapabileceğinin bilinmesindedir.”

“TÜRKİYE’NİN KAPASİTESİ SADECE ASKERİ GÜÇTEN İBARET DEĞİL”

Türkiye’nin bölgesel denklemdeki konumunun değerlendirilmesinde yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kapasitesine odaklanmanın eksik bir yaklaşım olacağını söyleyen Aksoy, Türkiye’nin çok boyutlu bir devlet kapasitesine sahip olduğuna dikkat çekti.

Aksoy’a göre Türkiye’nin stratejik gücü; askeri kapasite, savunma sanayii, diplomasi, ekonomi, coğrafi konum, insan kaynağı, üretim gücü ve uluslararası ittifakların tamamının birlikte değerlendirilmesiyle ortaya çıkıyor.

Bu noktada Türkiye’nin NATO üyeliğinin de önemli bir parametre olduğunu ifade eden Aksoy, Türkiye’nin İran gibi bölgedeki diğer aktörlerle aynı kategoriye konulmasının doğru olmayacağını belirtti.

“Türkiye İran değildir. Türkiye’nin NATO üyeliği, askerî kapasitesi, savunma sanayii, ekonomik altyapısı, diplomatik ilişkileri ve jeopolitik konumu birlikte değerlendirilmelidir.”

Aksoy, Türkiye’ye yönelik herhangi bir stratejik hesabın yalnızca Ankara’daki siyasi gelişmeler üzerinden okunmasının da ciddi bir hata olacağını dile getirdi.

Türkiye’nin devlet kapasitesinin ülkenin tamamına yayıldığını belirten Aksoy, Anadolu’daki üretim merkezlerinin de bu gücün önemli parçaları olduğunu söyledi.

“TÜRKİYE’Yİ SADECE ANKARA’DAN İBARET GÖRMEK HATA OLUR”

Türkiye’nin ekonomik ve stratejik gücünün yalnızca başkentteki siyasi karar mekanizmalarından ibaret olmadığını ifade eden Aksoy, ülkenin sanayi şehirlerinin ve üretim merkezlerinin stratejik kapasitenin önemli unsurları olduğunu söyledi.

Aksoy, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki sanayi altyapısının, ihracat kapasitesinin ve insan kaynağının dış politika ve güvenlik açısından dolaylı ancak önemli bir güç oluşturduğunu belirtti.

Bu noktada Bursa’ya özel bir parantez açan Aksoy, kentin Türkiye’nin üretim kapasitesindeki konumuna dikkat çekti.

“BURSA, TÜRKİYE’NİN ÜRETİM GÜCÜNÜN KÜÇÜK BİR MODELİ”

Bursa’nın Türkiye’nin ekonomik ve üretim kapasitesinin önemli merkezlerinden biri olduğunu ifade eden Aksoy, otomotivden tekstile, makine sektöründen ihracata kadar birçok alanda kentin ülke ekonomisine katkı sağladığını söyledi.

Aksoy, Bursa’nın yalnızca ekonomik açıdan değil, Türkiye’nin genel dayanıklılığının anlaşılması açısından da önemli bir örnek olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Çünkü Bursa aslında Türkiye’nin ekonomik ve üretim kapasitesinin küçük bir modelidir. Bir Bursa düşünün; otomotivden tekstile, makineden ihracata kadar Türkiye’nin üretim damarlarından biri.”

Türkiye’nin diplomatik gücünün ekonomik ve toplumsal kapasitesinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurgulayan Aksoy, Ankara’nın uluslararası masalardaki ağırlığının arkasında Anadolu’nun üretim gücünün de bulunduğunu söyledi.

“Ankara’nın masadaki diplomatik gücünü Bursa’nın fabrikalarından, Anadolu’nun üretiminden ve Türk ekonomisinin dayanıklılığından ayrı düşünemezsiniz.”

Aksoy’a göre modern devletlerin gücü yalnızca silahlı kuvvetlerinin büyüklüğüyle değil, gerektiğinde uzun süre dayanabilme kapasitesiyle de ölçülüyor.

Bu nedenle üretim, ihracat, teknoloji, enerji, lojistik ve insan kaynağı gibi alanların da ulusal güvenliğin tamamlayıcı unsurları olarak görülmesi gerekiyor.

“TÜRKİYE’NİN GÜCÜ SADECE SINIRLARINDAKİ ASKER DEĞİL”

Türkiye’nin stratejik kapasitesine ilişkin değerlendirmesinde ekonomik ve toplumsal unsurlara da dikkat çeken Aksoy, “güçlü devlet” kavramının geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini söyledi.

Aksoy, Türkiye’nin gücünü şu sözlerle tarif etti:

“Türkiye’nin gücü yalnızca sınırlarında tuttuğu asker değildir; üreten insanıdır, çalışan fabrikasıdır, teknoloji geliştiren mühendisi, ihracat yapan sanayicisi ve gerektiğinde tek vücut olabilen milletidir.”

Bu yaklaşımın, Türkiye’nin dış politikadaki caydırıcılığını yalnızca askeri tehdit üzerinden değil, devletin bütün kapasitesi üzerinden değerlendirdiğini belirten Aksoy, Türkiye’nin uzun vadeli stratejik gücü için ekonomik dayanıklılığın da korunması gerektiğini ifade etti.

“DOĞRUDAN ÇATIŞMADAN ÖNCE CAYDIRICILIK”

Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma ihtimali konusundaki değerlendirmesinde ise Aksoy, Türkiye’nin önceliğinin çatışmaya girmek değil, çatışmayı önleyebilecek bir caydırıcılık düzeyine sahip olmak olduğunu söyledi.

Aksoy, güçlü devletlerin her anlaşmazlığı savaşla çözmeye çalışmadığını belirterek, tam tersine güçlü devletlerin temel hedeflerinden birinin savaş ihtimalini mümkün olduğunca azaltmak olduğunu ifade etti.

“Ben Türkiye’nin önceliğinin çatışma değil, caydırıcılık olduğunu düşünüyorum. Çünkü güçlü devletler her tartışmayı savaşa dönüştürmez. Tam tersine, savaş ihtimalini ortadan kaldırabilecek kadar güçlü olmayı hedefler.”

Bu çerçevede Türkiye’nin dış politikada aynı anda birkaç unsuru yürütmesi gerektiğini belirten Aksoy; diplomaside itidal, güvenlik alanında hazırlık, ekonomide dayanıklılık ve stratejik konularda kararlılığın birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çekti.

“DEVLET YÖNETİMİ SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMI DEĞİLDİR”

Aksoy’un açıklamalarında dikkat çektiği bir diğer konu ise dış politika dilinin kamuoyu beklentilerinden farklı olarak devlet sorumluluğu çerçevesinde ele alınması gerektiği oldu.

Sosyal medya çağında devletlerin attığı adımların ve kullandığı ifadelerin çok kısa sürede geniş kitlelere ulaşabildiğini belirten Aksoy, bunun zaman zaman kamuoyunda gereksiz beklentiler oluşturabildiğini söyledi.

Aksoy şöyle konuştu:

“Biz tribüne mesaj verebiliriz ama devlet aklıyla hareket etmek zorundayız. Çünkü devlet yönetimi sosyal medya paylaşımı değildir.”

Bir siyasi açıklamanın milyonlarca kişiyi heyecanlandırabileceğini ancak devlet yönetiminin bunun çok ötesinde bir sorumluluk gerektirdiğini ifade eden Aksoy, alınan kararların güvenlik, ekonomi, diplomasi ve toplumun geleceği açısından sonuçlarının bulunduğunu belirtti.

“Bir cümleyle milyonları heyecanlandırabilirsiniz; fakat o cümlenin arkasında milyonların güvenliği, ekonomisi ve geleceği vardır.”

“TÜRKİYE’NİN MESAJI NE TEHDİTKÂR NE DE ÇEKİNGEN OLMALI”

Türkiye’nin İsrail’e yönelik mesajının nasıl olması gerektiği sorusuna da yanıt veren Aksoy, Ankara’nın iki uç yaklaşım arasında denge kurması gerektiğini savundu.

Aksoy’a göre Türkiye ne gereksiz biçimde tehditkâr bir dil kullanmalı ne de karşı tarafın Türkiye’nin kararlılığını yanlış yorumlamasına neden olacak ölçüde çekingen davranmalı.

Aksoy, Türkiye’nin mesajının açık ve ölçülü olması gerektiğini ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye kavga aramıyor. Ama Türkiye’nin ağırlığını test etmeye kalkışanlar, karşılarında sadece bir hükümeti değil, güçlü bir devlet kapasitesini bulacaklarını bilmelidir.”

Türkiye’nin herhangi bir ülkeye karşı saldırgan bir politika arayışında olmadığını vurgulayan Aksoy, aynı zamanda Türkiye’nin egemenlik, güvenlik ve toprak bütünlüğü konularında hassasiyetinin açık biçimde ortaya konulması gerektiğini söyledi.

“Biz kimseye savaş ilan etmiyoruz. Kimsenin toprağında gözümüz yok. Ama Türkiye’nin de toprağında, egemenliğinde ve güvenliğinde kimsenin hesabı olamaz.”

BÖLGESEL KRİZLERDE “İTİDAL VE HAZIRLIK” VURGUSU

Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin Türkiye açısından yalnızca dış politika meselesi olarak görülmemesi gerektiğini belirten Aksoy, bölgedeki gelişmelerin güvenlik, ekonomi, enerji, ticaret ve göç gibi çok sayıda alanı doğrudan etkileyebildiğine dikkat çekti.

Bu nedenle Türkiye’nin bölgedeki gelişmeleri yakından takip ederken aynı zamanda kendi iç dayanıklılığını da güçlendirmesi gerektiğini söyleyen Aksoy, özellikle ekonomik istikrar ile güvenlik kapasitesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirtti.

Türkiye’nin jeopolitik konumunun Ankara’ya önemli avantajlar sağladığını ifade eden Aksoy, bu konumun aynı zamanda önemli sorumluluklar da getirdiğini söyledi.

Aksoy’a göre Türkiye’nin bölgesel ağırlığını koruyabilmesinin temel şartları arasında öngörülebilir devlet politikası, güçlü diplomasi, ekonomik direnç, savunma kapasitesi ve toplumsal birlik bulunuyor.

“ENDİŞEYE GEREK YOK, REHAVETE DE GEREK YOK”

Siyaset Bilimci Mehmet Emir Aksoy, açıklamasının sonunda Türk halkına da önemli bir mesaj verdi.

Türkiye’nin tarih boyunca birçok zorlu dönemden geçtiğini belirten Aksoy, bugün de toplumun paniğe kapılmadan ancak gelişmeleri hafife almadan hareket etmesi gerektiğini söyledi.

Aksoy, “Endişeye gerek yok; rehavete de gerek yok” ifadelerini kullanarak, Türkiye’nin soğukkanlılığını koruması gerektiğini vurguladı.

“Türk milleti tarih boyunca zor dönemlerden geçti ve her defasında devlet aklıyla yolunu buldu.”

Aksoy’a göre bugün Türkiye açısından en önemli ihtiyaçlardan biri de kamuoyunun sağlıklı bilgiyle hareket etmesi.

Gelişmelerin sosyal medyadaki anlık yorumlarla değil, güvenilir kaynaklardan takip edilmesi gerektiğini belirten Aksoy, toplumun gereksiz korku ve panik ortamına sürüklenmemesi gerektiğini ifade etti.

“NE GERİ ADIM, NE GEREKSİZ MEYDAN OKUMA”

Aksoy, Türkiye’nin dış politika çizgisini tek bir cümleyle tarif etmesi gerekirse bunun “akıl, itidal, hazırlık ve kararlılık” olması gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin herhangi bir çatışmayı istemediğini ancak gerektiğinde kendi güvenlik çıkarlarını savunabilecek kapasiteye sahip olması gerektiğini belirten Aksoy, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çünkü Türkiye kavga arayan bir devlet değildir. Ama Türkiye, gerektiğinde kendi ağırlığını hatırlatabilecek bir devlettir.”

Aksoy’a göre Türkiye’nin izlemesi gereken yol ne gereksiz geri adım ne de iç kamuoyuna dönük aşırı meydan okuma olmalı.

“Ne geri adım, ne gereksiz meydan okuma. Akıl, itidal, hazırlık ve gerektiğinde gereken cevabı verebilecek güç. İşte Türkiye’nin gerçek caydırıcılığı budur.”

TÜRKİYE’NİN AĞIRLIĞI NASIL KORUNACAK?

Mehmet Emir Aksoy’un değerlendirmeleri, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerilimin yalnızca iki ülke arasındaki siyasi açıklamalar üzerinden okunmaması gerektiğine işaret ediyor.

Türkiye’nin bölgesel ağırlığının; askeri kapasitesi kadar diplomatik ilişkileri, savunma sanayii, ekonomik üretim gücü, ihracatı, teknoloji altyapısı, insan kaynağı ve stratejik coğrafi konumuyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunan Aksoy, özellikle Bursa gibi üretim merkezlerinin ülkenin genel dayanıklılığındaki rolüne dikkat çekiyor.

Bu perspektiften bakıldığında Türkiye açısından temel mesele, herhangi bir çatışmayı aramak değil; çatışma ihtimalini caydırabilecek kadar güçlü, kriz dönemlerinde soğukkanlı kalabilecek kadar kurumsal ve uluslararası alanda ağırlığını koruyabilecek kadar diplomatik bir kapasiteyi sürdürebilmek.

Aksoy’un açıklamalarının merkezindeki mesaj ise net:

Türkiye kavga aramıyor.

Türkiye gereksiz gerilim istemiyor.

Türkiye savaş peşinde değil.

Ancak bu durum, Türkiye’nin kendi güvenliğini, egemenliğini ve stratejik çıkarlarını savunmayacağı anlamına da gelmiyor.

Türkiye’nin gerçek gücü, yüksek sesle meydan okumasından değil; gerektiğinde hangi kapasiteye sahip olduğunun bilinmesinden geçiyor.

Bayrak Haber olarak Siyaset Bilimci Mehmet Emir Aksoy’un değerlendirmelerini kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo