SATIN ALINMAYACAK NESİLLER YETİŞTİRMEK
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde; Bir toplumun gerçek zenginliği, sahip olduğu doğal kaynaklarda, binalarda veya ekonomik gücünde değil; yetiştirdiği insanların karakterinde saklıdır. Tarih boyunca güçlü toplumları ayakta tutan şey yalnızca teknoloji, ordu veya sermaye olmamıştır.
Asıl belirleyici unsur, değerlerinden vazgeçmeyen, doğruluktan ayrılmayan ve vicdanını çıkarlarının önüne koyabilen insanlardır. Bu nedenle bugün çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras, “satın alınmayacak” bir karakterdir.
Satın alınmayacak insan, parayla, makamla, korkuyla ya da geçici çıkarlarla yön değiştirmeyen kişidir.
Böyle insanlar, doğru olduğuna inandıkları şeyleri savunurken yalnız kalmayı göze alabilirler. Çünkü onların pusulası başkalarının beklentileri değil, kendi vicdanlarıdır. Toplumların en çok ihtiyaç duyduğu kişiler de işte bunlardır.
Ancak böyle bireyler tesadüfen yetişmez. Bunun temeli ailede atılır.
Çocuklar söylenenleri değil, gördüklerini öğrenirler. Anne ve babanın dürüst davranması, verdiği sözü tutması, haksız kazançtan uzak durması ve başkalarına saygı göstermesi, çocuğun karakter eğitimindeki en güçlü derslerdir. Bir çocuk, büyüklerinin küçük çıkarlar uğruna doğrulardan vazgeçmediğini gördüğünde, dürüstlüğün yalnızca bir öğüt değil, yaşanması gereken bir değer olduğunu anlar.
Eğitimin görevi de yalnızca bilgi aktarmak değildir. Okullar; düşünen, sorgulayan, araştıran ve kendi fikirlerini oluşturabilen bireyler yetiştirmelidir. Çünkü sorgulamayan insanlar kolay yönlendirilir; sorgulayan insanlar ise doğru ile yanlışı ayırt etmeyi öğrenir. Özgür düşünceye sahip bireyler, toplumun vicdanı ve güvencesidir.
Satın alınmayacak nesiller yetiştirmenin bir diğer şartı da çocuklara emeğin değerini öğretmektir.
Emek vermeden elde edilen başarılar kalıcı değildir. Çocuk, çalışarak başarmanın mutluluğunu tattığında, değerlerini kısa vadeli kazançlara satma ihtiyacı duymaz. Kendi ayakları üzerinde durabilen insanlar, başkalarının lütfuna bağımlı olmadan yaşayabilirler.
Bu süreçte sevgi ve güven de büyük önem taşır. Kendine güvenen, düşüncelerine değer verildiğini hisseden çocuklar, ileride baskılara karşı daha dirençli olurlar. Korkuyla yetiştirilen bireyler çoğu zaman boyun eğmeyi öğrenirken; sevgiyle büyüyen bireyler doğru bildiklerini savunma cesareti kazanırlar.
Geleceğin dünyasında teknoloji değişecek, meslekler dönüşecek, ekonomik dengeler farklılaşacaktır. Ancak dürüstlük, adalet, vicdan ve onur gibi değerler her zaman insanlığın temel taşları olarak kalacaktır. Bu nedenle çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras; mal, mülk veya para değil, sağlam bir karakterdir.
Çünkü bir toplumun geleceği, satın alınabilen insanların çoğalmasıyla değil; doğruluğu, adaleti ve insanlık onurunu her şeyin üzerinde tutan nesillerin yetişmesiyle güvence altına alınır. Gerçek kalkınma da gerçek özgürlük de ancak böyle insanların omuzlarında yükselir.
