POSTE RESTANTE MEKTUPLAR.

POSTE RESTANTE MEKTUPLAR.
  • 24 Ağustos 2026 09:57
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Fatma Elalmış makalesinde; Eskiden insanlar sabit bir adrese sahip olmadığında, sürekli seyahat ettiğinde ya da iz bırakmadan yaşamak istediğinde mektuplarını bir postanede bekletirdi. Çünkü eskiden bazı mektupların bir evi yoktu.Bazı kelimeler bir kapının altından içeri süzülemezdi; bir postanenin soğuk raflarında beklerdi. İşte “poste restante” biraz da budur: Adresi olmayan insanların umutlarını geçici bir çekmecede saklaması… Ne tuhaf değil mi? İnsan bazen bir şehre değil, bir bekleyişe taşınır.
Bir tren garına yakın eski bir postane… Camı buğulanmış bir gişe… Yorgun bir görevlinin parmakları arasında sararmış zarflar… Ve içlerinden biri, belki haftalardır sahibini bekliyordur. Çünkü bazı insanlar yerleşik değildir; kendilerini ne bir eve ne de bir hayata tam olarak ait hissederler.
Poste restante mektuplar, kaybolmuş insanların edebiyatıdır.
Üzerlerinde tam bir adres bulunmaz çoğu zaman. Sadece bir isim vardır. Belki sahte, belki eksik, belki de yıllardır kimsenin o kişiye seslenmediği gerçek adı. O mektup bir apartman dairesine değil, doğrudan insanın yalnızlığına gönderilmiştir.
Bir düşünün:
Dünyanın herhangi bir yerinde biri sana yazıyor. Nerede yaşadığını bilmiyor. Hangi odada uyuduğunu, hangi sokaktan geçtiğini, hangi pencereye baktığını bilmiyor. Ama yine de sana ulaşmaya çalışıyor. Çünkü bazen insanın adresi bir şehir değil, hâlâ hayatta oluşudur.
Poste restante mektupları bu yüzden insanlara benzetmişimdir. Çünkü onlar kesinlik taşımaz. Garanti vermez. “Teslim edildi” rahatlığı sunmaz. İçlerinde hep küçük bir ihtimal saklıdır: Ya o kişi hiç gelmezse?
Belki de en hüzünlü görüntülerden biri, yıllarca alınmamış mektuplardır.
Tozlanmış zarflar… Solmuş mürekkepler… İçinde hâlâ okunmayı bekleyen cümleler… Bir insanın başka bir insana ulaşmak için harcadığı duygular, bir rafın karanlığında çürür gider. Çünkü bazen insanlar birbirini kaybetmez; birbirine ulaşacak yolu kaybeder.
Hayatın kendisi de biraz poste restante değil midir zaten?
Hepimiz, bir yerlerde bizi bulmasını umduğumuz duygular bırakıyoruz.
Kimimiz sevgimizi, kimimiz pişmanlıklarımızı, kimimiz affedilmeyi bekleyen yanlarımızı… Sonra gidiyoruz. Ve dünya, içi açılmamış mektuplarla dolu büyük bir postaneye dönüşüyor.
Belki de bu yüzden eski mektuplar bu kadar ağırdır.
Kâğıttan değil, gecikmiş hislerden yapılmışlardır.
Bir poste restante mektubun en acı tarafı şudur:
O mektup hiçbir zaman tamamen terk edilmez. Çünkü onu gönderen kişi, bir gün gelip alınacağına uzun süre inanır. İnsan umut etmeyi bıraktığında bile, mektuplar bir süre daha beklemeye devam eder.
Ve belki umut dediğimiz şey de tam olarak budur:
Adresi olmayan birine, yine de mektup göndermeye devam etmek…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo