MİLLET AÇKEN MAKAMIN LÜKSÜ OLMAZ
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hayrettin Bulut makalesinde;
Bir tarafta geçim derdiyle boğuşan vatandaş…
Bir tarafta ay sonunu getirmeye çalışan memur, işçi ve emekli…
Tarlasına gübre atmak, mazot almak, ürününü yetiştirmek için borçlanan çiftçi…
Kirasını, vergisini, Bağ-Kur primini ve çalışanının maaşını ödemeye çalışan esnaf…
Diğer tarafta ise devletin imkânlarından yararlanan siyasetçiler ve bürokrasi…
İşte Türkiye’nin asıl tartışması tam da burada başlamalı.
Milletvekili, adının üzerinde yazdığı gibi milletin vekilidir. Milletin üstünde yaşayan ayrıcalıklı bir sınıf değildir.
Emekli yıllarca çalışıyor, prim ödüyor; bugün aldığı maaşla pazara, markete çıkarken hesabını yapmak zorunda kalıyor.
Çiftçi toprağını ekiyor ama mazotun, gübrenin, ilacın ve sulamanın maliyeti altında eziliyor. Ürettiği ürünün fiyatıyla tüketicinin ödediği fiyat arasındaki makas büyürken, alın terinin karşılığını bulmakta zorlanıyor.
Esnaf dükkânının kepengini her sabah umutla açıyor. Fakat kira, elektrik, vergi, sigorta ve diğer giderler karşısında ayakta kalmaya çalışıyor.
İşçi geçinmek için çalışıyor.
Memur maaşını ay sonuna yetiştirmeye çalışıyor.
Anne-baba çocuğunun eğitim masrafını düşünüyor.
Öğrenci okul kantininde bir tost alırken bile hesabını yapmak zorunda kalıyor.
Peki devletin imkânlarından yararlananların hayat standardı ile vatandaşın hayatı arasındaki uçurum daha ne kadar büyüyecek?
MESELE SADECE PARA DEĞİL, ADALET
Meclis’te yemek fiyatlarından lojmanlara, ulaşım imkânlarından sağlık ve diğer sosyal haklara kadar milletvekillerine sağlanan olanakların tamamı toplumun vicdanında karşılığını bulmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca para değildir.
Mesele adalettir.
Vatandaş sağlık hizmeti için beklerken, ekonomik sıkıntı nedeniyle tedavi masraflarını düşünürken, kamu görevlilerine veya onların yakınlarına sağlanan ayrıcalıklar varsa bunların kapsamı ve maliyeti şeffaf biçimde açıklanmalıdır.
Devletin imkânı varsa önce ihtiyaç sahibinin yanında olmalıdır.
Fakirin çocuğu tedavi beklerken kimsenin kamu kaynaklarının sağladığı ayrıcalıklarla öne geçmesine toplumun vicdanı razı olmamalıdır.
600 MİLLETVEKİLİ TARTIŞILMALI
Türkiye’nin 600 milletvekiliyle temsil edilmesi konusunda toplumda farklı görüşler var.
Benim önerim açık:
Milletvekili sayısı ve Meclis’in maliyeti yeniden tartışılmalıdır.
100 milletvekilli bir Meclis önerisi de ortaya konulabilir. Bunun anayasal, hukuki ve temsilde adalet açısından bütün yönleriyle tartışılması gerekir.
Çünkü mesele sadece sandalye sayısı değildir.
Mesele, milletin ödediği vergilerin ne kadarının millet için harcandığıdır.
MAKAM ARACI SALTANATINA SON
Bir başka mesele de makam araçları…
Devletin görevi vatandaşa hizmet etmektir; makam sahiplerine sınırsız bir konfor alanı oluşturmak değil.
Güvenlik ve görev gereği kullanılması zorunlu araçlar elbette ayrı tutulmalı.
Ama bunun dışındaki makam araçları ciddi biçimde azaltılmalıdır.
Her makam için ayrı araç, ayrı şoför ve ayrı gider…
Bunların tamamı kamu bütçesine yük getirir.
Devlet tasarrufa gerçekten inanıyorsa, önce kendi kapısının önüne bakmalıdır.
HALK KEMER SIKIYORSA DEVLET DE SIKACAK
Emekli pazarda filesini dolduramıyorsa…
Çiftçi tarlasını borçla ekiyorsa…
Esnaf dükkânını ayakta tutmak için mücadele ediyorsa…
Memur maaşını ay sonuna yetiştiremiyorsa…
İşçi temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorsa…
Öğrenci okul kantininde ne yiyeceğini hesaplıyorsa…
Devletin bütün kurumları da kendi harcamalarını yeniden gözden geçirmek zorundadır.
Gereksiz harcamalar kesilmeli.
Lüks ve israf sona ermeli.
Kamu kaynaklarının nereye ve nasıl harcandığı şeffaf biçimde ortaya konulmalı.
Çünkü devletin parası, aslında milletin parasıdır.
