MEKKE’DEN BİŞKEK’E TÜRKİYE’NİN YENİ DİPLOMASİ DENKLEMİ

MEKKE’DEN BİŞKEK’E TÜRKİYE’NİN YENİ DİPLOMASİ DENKLEMİ
  • 4 Eylül 2026 10:35
  • A+
    A-

Uluslararası ilişkiler uzmanı ve siyaset bilimci Mehmet Emir Aksoy makalesinde;

Dünya yeniden kuruluyor.

Eski ittifaklar yerinde duruyor ancak artık hiçbir ülke yalnızca tek bir eksen üzerinden geleceğini garanti altına alamıyor. Washington, Moskova, Pekin ve Brüksel arasındaki rekabet derinleşirken; Ortadoğu’dan Orta Asya’ya kadar yeni güç merkezleri ortaya çıkıyor.

Türkiye ise bu yeni dönemde kendisine biçilen role razı olmak yerine kendi hareket alanını genişletiyor.

Mekke’de ortaya çıkan yeni diplomatik zemin ile Bişkek’te gerçekleştirilen Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısı bu açıdan birlikte okunmalı.

Çünkü Türkiye’nin dış politikası artık yalnızca Ankara-Washington veya Ankara-Brüksel hattından ibaret değil.

Bir tarafta NATO üyeliği ve Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisi…

Diğer tarafta Rusya ve Asya…

Ve bütün bu denklemin üzerinde yükselen Türk Devletleri Teşkilatı.

İşte Türkiye’nin asıl stratejik avantajı burada ortaya çıkıyor.

Ankara bir taraftan NATO’nun içerisinde kalırken diğer taraftan Türk dünyasıyla kurumsal bağlarını güçlendiriyor, Orta Asya’daki etkinliğini artırıyor ve Asya’nın yükselen güçleriyle diplomatik kanallarını açık tutuyor.

Bu tabloyu “eksen değişikliği” olarak okumak büyük resmi ıskalamaktır.

Türkiye eksen değiştirmiyor.

Türkiye, eksenler arasında kendi ağırlığını artırıyor.

Mekke’nin anlamı da burada.

Ortadoğu’da oluşan yeni diplomatik zemin, Türkiye’nin tarihsel ve coğrafi avantajlarını yeniden önemli hale getiriyor. Çünkü bölgedeki hiçbir denklem artık enerji, güvenlik, ticaret ve ulaşım koridorlarından bağımsız düşünülemiyor.

Bişkek ise denklemin diğer ucunu gösteriyor.

Orta Asya’nın yükselen stratejik değeri, Türk dünyasının kurumsallaşması ve Avrasya ticaret yollarının yeniden şekillenmesi Türkiye’yi yalnızca bölgesel değil, kıtalararası bir jeopolitik aktör haline getiriyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemin sorusu “Türkiye Doğu’yu mu, Batı’yı mı seçecek?” olmayacak.

Asıl soru şu:

Türkiye hem Doğu hem Batı ile konuşabilen konumunu, kendi milli çıkarları doğrultusunda ne kadar stratejik güce dönüştürebilecek?

Çünkü yeni dünya düzeninde kazananlar yalnızca güçlü olanlar değil; farklı masalarda aynı anda oturabilen ve gerektiğinde kendi masasını kurabilenler olacak.

Türkiye’nin önündeki fırsat tam da budur.

NATO’da güçlü kalmak.

Türk dünyasında kurumsallaşmak.

Asya’da alan açmak.

Ortadoğu’da etkin olmak.

Ve bütün bunları birbirinin alternatifi değil, aynı stratejinin parçaları haline getirmek.

Mekke’den Bişkek’e uzanan hat bize aslında tek bir şeyi söylüyor:

Türkiye artık kendisine gösterilen masada sandalye arayan değil, masanın nasıl kurulacağını tartışması gereken bir ülkedir.

Yeni jeopolitiğin adı belki de budur:

Blok seçmek değil, ağırlık merkezi olmak.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo