Kudüs’e Vali Olmak

Hasan KAYA

  • 13 Haziran 2026 10:32
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Hasan Kaya makalesinde;

Fanatiklik derecesindeki CHP’li bir arkadaşımla karşılaştık; burnundan soluyordu… Hâl hatır dahi sormadan, “Bu hafta CHP’nin neresini eleştireceksin?” diye sordu…

Bu hafta gündemimde CHP yok, dedim ama muhatabım buna inanamıyordu…

Belki sizler de inanmayacaksınız ama yangın yerine dönen Cumhuriyet Halk Partisi’nin ülke gündemine yansımalarını görmezden gelmek gibi bir niyetim olmasa da, siyasetin gündemi iç tartışmalarıyla dolup taşsa da, ‘biz çıkalım kerevete’ misali, gündeme meltem rüzgârı gibi serinlik veren ve içimizi ısıtan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin duasından ve bu duanın yansımalarından bahsedeceğim…

Çünkü o gündemde Kudüs var…

Dua var…

Umut var…

Ve İsrail’den çok İsrail ağzıyla konuşanlar var…

Bence böylesi bir konu, “Mutlak Butlan” sonrası CHP’de yaşananlardan daha öncelikli…

Çünkü bazı gelişmeler günlük siyasetin gürültüsü içinde kaybolup gitse de, bazı sözler ve bazı dualar vardır ki; yalnızca söylendiği ana değil, vicdanlara ve hafızalara da hitap eder. İşte bugün dikkat çekmek istediğim konu da tam olarak budur.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin, 6 Haziran 2026 tarihinde daha önce valilik yaptığı Çorum’da katıldığı toplantıda, “Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et” diye dua ettiğini söylemesi, birçok insanın gönlüne su serptiği gibi bazılarını da rahatsız etti.

Bir kesim, bu açıklaması sonrası, İsrail’den dahi tepki gelmeden adeta etinden et kesilmiş gibi öfkeyle feryat etmeye başladı…

Bazı siyasi liderler, gazeteciler ve sosyal medya kullanıcıları, bu sözlere akla hayale gelmeyen, yer yer ölçüyü aşan ve sağduyuyla izahı güç olan sert eleştiriler yöneltti.

Kimisi “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini hatırlattı, kimisi devlet adamlığının ciddiyetinden dem vurdu… Eleştiriler giderek sert bir polemik hattına taşındı…

Tartışma büyüdükçe mesele bir dua olmaktan çıktı, ideolojik bir turnusol kâğıdına dönüştü.

Burada dikkat çekici olan, sözün kendisinden çok o söze verilen tepkilerin başlı başına bir siyasi gösteriye dönüşmesiydi. Tepkiler, sosyal medyanın dijital “Ağlama Duvarı’na yazılan öfke cümleleri gibi, kutuplaşmanın taşlarını üst üste koydu.

Bir bakanın böyle bir temennide bulunmasına tepkinin İsrail’den gelmesi belki anlaşılabilir. Ancak Türkiye içinde bazı çevrelerin İsrail’den çok daha sert pozisyon alması, anlaşılamaz ve kabul edilemez…

Bu nedenle de mesele yalnızca diplomatik bir değerlendirme olmaktan çıktı; iç siyasetin en sert kutuplaşma alanlarından birine dönüştü.

Bu ülke; sınırlarımızda Suriye olacağına Kürdistan olsun diyeni gördü… İran ile Türkiye savaşa girse İran’ın tarafında yer alırım diyeni de gördü… Ama bu ülke, Kudüs’e vali olmak için dua eden bir bakanına; İsrail’den daha sert tepki gösteren siyasetçileri daha önce görmemişti. Onu da gördü…

Aslında tartışmanın en dikkat çekici tarafı da buydu. Bir duanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden çok, böyle bir duanın edilmesinden rahatsız olunuyordu. Bu nedenle verilen tepkiler, Kudüs hakkında söylenenden ziyade, Kudüs hakkında söyleneni kimin söylediğini ortaya koyuyordu.

Siyasi hafızası güçlü olanlar için bütün bunlar, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Kudüs yalnızca bir şehir değildir; tarih, inanç ve siyasetin iç içe geçtiği sembolik bir merkezdir.

Bu nedenle Kudüs üzerinden kurulan her cümle farklı anlam katmanları taşır. Ancak ortaya çıkan tabloya bakıldığında bazı çevrelerin meseleye Kudüs’ten çok kimlikler ve pozisyonlar üzerinden yaklaştığı görülmektedir.

Sonuçta konuşulan Kudüs değil, kutuplaşmanın kendisi oldu. Bu da bize siyasetin artık “ne söylendiğinden” çok “kimin söylediğine” odaklandığını gösteriyor.

Oysa sağlıklı toplumlarda fikirler, onları dile getiren kişilerin siyasi kimliğine göre değil; kendi iç tutarlılığına göre değerlendirilir. Bizde ise çoğu zaman sözün sahibi, sözün önüne geçiyor. Böyle olunca da tartışmalar hakikati aramaktan uzaklaşıp tarafların birbirine mevzi kazandırma mücadelesine dönüşüyor.

Tam da bu noktada, son dönemde Çiftçi üzerinden yürüyen tartışmalarla birlikte Adalet Bakanı Akın Gürlek etrafında oluşan polemikler de Türkiye’de son yıllarda giderek belirginleşen bir eğilimi yeniden görünür kılıyor:

Böyle olunca değerlendirmeler hukukla, siyasetle ya da fikirle değil; aidiyetlerle ve siyasi saiklerle yapılıyor.

Bu da tartışmaların mahiyetini değiştirdiği gibi, sağlıklı muhakeme zemininin daralmasına da neden oluyor.

Ama varsın öyle olsun…

Çünkü bazen bir toplumun gerçek fotoğrafını, hangi konularda nasıl tepki verdiği gösterir. İnsanların alkışladıkları kadar öfkelendikleri şeyler de onların değer dünyası hakkında önemli ipuçları verir.

Çünkü insanların hangi değerler etrafında tartıştığı, çoğu zaman tartışmanın sonucundan daha fazla şey anlatır.

Siyaseten tercih ettiklerimizin veya taraf olduklarımızın yolsuzluk, hırsızlık, karı-kız meseleleri ya da otel görüntüleriyle değil; günün birinde Kudüs Valisi olabilmek için ettiği duayla gündeme gelmesini ve tartışılmasını tercih ederim…

Çeyrek asırdır ülkenin iktidar partisinde; Recep Tayyip Erdoğan’ı kalkan, AK Parti’yi ise kişisel kariyer ve çıkarlarına zırh yapanların bulunması yerine, bu duaya âmin diyenlerin bulunması birçok insanı memnun ettiği gibi beni de ziyadesiyle memnun eder…

Çünkü bazı dönemler vardır; yaşanan olaylardan çok, olaylar karşısında alınan tavırlar tarihe not düşer. Bugün önemsiz görünen birçok ayrıntı da yarın dönüp bakıldığında bir zihniyetin, bir duruşun ve bir dönemin özeti olarak karşımıza çıkacaktır.

Bugünden baktığınızda bu manzara ve durum birçoğunuz için belki pek anlam ifade etmeyebilir, önemsiz ve değersiz gibi de görünebilir; ama iyi kötü yaşımız gereği bugünden yıllar öncesini bilen, gören ve o günleri yaşayanlar olarak, bugün yaşananlar ve gelinen nokta bize gerçekten çok şey ifade ediyor…

Dün yapılamaz denilenlerin bugün yapıldığını, dün olmaz denilenlerin bugün olduğunu yalnızca duyup okumuyor; bizzat görüyor ve yaşıyoruz.

Kıranların kırıldığını, kınayanların kınandığını, suçlayanların suçlandığını; dün dokunulmaz denilenlere dokunulduğunu, hesap soranların bugün hesap verdiğini de görüyoruz. Hayatın ve siyasetin kimseye borçlu kalmadığına defalarca şahitlik ediyoruz.

Tarih, en çok da imkânsız denilenlerin gerçekleştiği günleri hatırlar.

Nitekim dün ihtimal dahi verilmeyen birçok gelişme bugün hayatın olağan akışı içerisinde yaşanıyor. Bu yüzden siyasette de tarihte de kesin hükümler kurarken biraz ihtiyatlı olmak gerekir. Çünkü zaman, çoğu zaman insanların değil; hakikatin lehine çalışır.

Dün hayal diye küçümsenen birçok düşüncenin bugün siyasetin ve toplumun merkezinde konuşuluyor olması bunun en somut göstergelerinden biridir.

Bu yüzden bugünün mutlak doğruları ile yarının kesin hükümlerini birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü tarih; kendinden emin hüküm verenlerin yanıldığına, imkânsız denilenlerin ise bir gün gerçeğe dönüştüğüne defalarca şahitlik etmiştir.

Bugün bir dua üzerinden koparılan fırtınaların yarın hangi kapıları aralayacağını, hangi ezberleri bozacağını ve hangi tartışmaları anlamsızlaştıracağını ise zaman gösterecektir.

Belki de bugün dua olarak dile gelen bir temenni, yarın bambaşka tartışmaların başlangıç noktası olarak hatırlanacaktır.

Kim bilir; belki de yıllar sonra bu tartışmanın kendisi değil, bu tartışma karşısında kimin nerede durduğu hatırlanacaktır. Çünkü tarih çoğu zaman sözleri değil, o sözler karşısında alınan tavırları kayda geçirir.

Ve bazen bir toplumun istikameti, kurduğu cümlelerden çok; ettiği dualara gösterdiği tepkilerden anlaşılır.

Onun için yanlış yerde durmamak ve hangi duaya âmin dediğine dikkat etmek gerekir… Çünkü tarih, çoğu zaman insanların ne söylediğini değil; hangi duaya âmin dediğini, hangi duanın karşısında durduğunu hatırlar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ