İŞTE BENİM HİKÂYEM
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde; Bir köy çocuğunun umutla başlayan, emekle güzelleşen yaşam yolculuğu…
Herkesin bir hikâyesi vardır. Kimi yaşadıklarını anlatır, kimi anılarını yüreğinde saklar. Kiminin hikâyesi bir yolculuktur, kimininki bir mücadele… Benim de bir hikâyem var elbet. İçinde çocukluğum, umutlarım, hayallerim, emeklerim, sevinçlerim ve iz bıraktığım insanlar var.
İşte benim hikâyem…
Ben bir köy çocuğuyum. İlk adımlarımı köyümün toprak yollarında attım. İlk eğitimimi köyümde aldım. Küçük bir köy okulunda başlayan öğrenme serüvenim, devletin parasız yatılı okullarında sürdü. Önce Arifiye İlköğretmen Okulu, ardından Çapa Yüksek Öğretmen Okulu…
Belki de yaşamımın en önemli dönüm noktalarıydı bunlar. Köyden çıkıp aydınlığa uzanan bir yoldu yürüdüğüm. O yıllarda öğrendim ki eğitim, yalnızca bilgi edinmek değil; insanın kendisini, dünyayı ve yaşamı tanımasıydı. İnsan olmanın, özgür düşünmenin, sorgulamanın ve aydınlanmanın yoluydu.
Sonra öğretmenlik…
Öğretmenlik benim için yalnızca bir meslek olmadı. Bir yaşam biçimi, bir gönül işi, bir sorumluluk ve bir sevda oldu. Binlerce öğrencinin yaşamına dokundum. Onlarla birlikte öğrendim, onlarla birlikte büyüdüm. Okuyan, okuduğunu anlayan, düşünen, soran, sorgulayan; aydın, çağdaş ve yurtsever gençler yetiştirmek için çaba gösterdim. Biliyorum ki öğretmenlik, yalnızca sınıfta ders anlatmak değildir. Bir çocuğun yüreğine umut, aklına ışık, geleceğine yön verebilmektir. Yıllar geçse de öğrencilerinin belleğinde ve yüreğinde yaşayabilmektir. Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir mi?
Ben aydınım. Çağdaşım. Uygarım. Atatürk ilke ve devrimlerine bağlıyım. Cumhuriyetin değerlerine, kazanımlarına ve aydınlanma mirasına yürekten inanıyorum. Özgürlüğün, eşitliğin, adaletin ve laikliğin savunucusuyum.
Cumhuriyetin sonsuza dek yaşaması, gelecek kuşaklara onurla aktarılması için mücadele etmeyi bir görev biliyorum. Çünkü Cumhuriyet benim için yalnızca bir yönetim biçimi değil; bir köy çocuğuna eğitim olanağı sunan, ona okuyup öğretmen olma, düşünme ve üretme fırsatı veren büyük bir aydınlanma devrimidir.
Yaşama sevinciyle doluyum. Yaşamı seviyorum. Güneşi, denizi, maviyi, doğayı, dostluğu, paylaşmayı ve güzellikleri seviyorum. Bir sabahın aydınlığında, bir dostun gülümsemesinde, güzel bir sözde, bir sanat eserinde yaşamın tadını buluyorum. Yaşamı ertelemeyi değil, doyasıya yaşamayı seviyorum.
Eğitimciyim. Öğretmenim. Yurtseverim.
Aynı zamanda bir yazarım. Duygularımı, düşüncelerimi, gözlemlerimi ve tanıklıklarımı sözcüklere dönüştürürüm. Bazen bir toplumsal sorunu, bazen bir insan öyküsünü, bazen bir güzelliği, bazen de içimde biriken duyguları kaleme alırım. Yazmak benim için yalnızca anlatmak değil, düşüncelerimi toplumla paylaşmak, yaşadıklarıma tanıklık etmek ve geleceğe iz bırakmaktır. Kitaplarım, bu yolculuğun sayfalara düşmüş izleridir.
Derneklerde, kooperatiflerde, sivil toplum kuruluşlarında ve siyasi yaşamda yer alırım. Çünkü insanın yalnızca kendisi için yaşamasını yeterli bulmam. Toplumun sorunlarına duyarlı olmak, haksızlıklara karşı ses çıkarmak, dayanışmayı büyütmek ve daha güzel bir dünya için sorumluluk üstlenmek gerektiğine inanırım.
Sosyal, kültürel ve sportif etkinlikler yaşamımın vazgeçilmezleridir. Kültür ve sanat benim için bir uğraş değil, bir yaşam biçimidir. Tiyatroya, müziğe, resme, edebiyata, güzel sanatların her dalına ayrı bir sevgi duyarım.
Televizyonlarda kültür ve sanat programları yaparım. Sanatçıları, sanat emekçilerini, kültür insanlarını izleyicilerle buluştururum. Amacım yalnızca söyleşi yapmak değil; sanatı sevdirmek, yaygınlaştırmak, insanlara sanatın güzelliklerini ve zenginliğini tanıtmaktır. Çünkü inanırım ki sanatla buluşan insanın dünyası genişler, duyarlılığı artar, yaşamı güzelleşir.
İnsanlara yardım etmeyi, sorunlarına çözüm bulmayı, dertlerine ortak olmayı severim. Bir insanın yüzünde küçücük bir gülümseme oluşturabilmek, bir umuda katkı sunabilmek benim için büyük mutluluktur. Başkalarının mutluluğundan mutluluk duyarım. Paylaştıkça çoğalan, verdikçe güzelleşen bir yaşamın değerine inanırım.
Bir de ailem var benim…
Kızlarım, eşim, ailem, kardeşlerim, sevdiklerim, dostlarım… Onlarla gurur duyarım. Onların varlığı, sevgisi ve desteği yaşam yolculuğumun en değerli hazinesidir. Dostlukları biriktiririm. Güzel anıları saklarım. Yıllar geçse de gönül bağlarının eskimediğine inanırım. Çünkü insanın gerçek zenginliği sahip oldukları değil, yaşamına kattığı ve yüreğinde taşıdığı insanlardır.
Bugün geriye dönüp baktığımda, köy okulunda başlayan o küçük çocuğun ne uzun bir yol yürüdüğünü görüyorum. Yoksunlukların içinden geçerek eğitime ulaşan, öğretmen olan, öğrenciler yetiştiren, yazan, üreten, sanatla buluşan, toplum için çaba gösteren bir insan…
Elbette her şey güllük gülistanlık olmadı. Yorulduğum, üzüldüğüm, kırıldığım, düş kırıklığı yaşadığım zamanlar da oldu. Ama hiçbir zaman yaşama sevincimi, umudumu ve insan sevgimi yitirmedim. Çünkü yaşamın anlamının mücadele etmekte, üretmekte, paylaşmakta ve güzel izler bırakmakta olduğuna inandım.
Şimdi biliyorum ki insanın yaşam öyküsü, yalnızca doğduğu günle bugün arasında geçen yıllardan ibaret değildir. Asıl hikâye; dokunduğu yüreklerde, yetiştirdiği öğrencilerde, yazdığı satırlarda, savunduğu değerlerde, paylaştığı güzelliklerde ve ardında bıraktığı izlerde saklıdır.
Benim hikâyem de işte böyle bir hikâye…
Bir köy çocuğunun eğitimle aydınlanan yolu…
Bir öğretmenin öğrencilerinin yüreğinde bıraktığı iz… Bir yazarın sözcüklerle kurduğu dünya…
Bir aydının Cumhuriyet ve aydınlanma mücadelesi…Bir sanatseverin güzellikleri çoğaltma çabası…Bir insanın insanlara, yaşama ve geleceğe duyduğu sevgi…
Ve hâlâ bitmeyen bir yolculuk… Çünkü ben hâlâ öğrenmek, üretmek, yazmak, paylaşmak, sevmek ve yaşamak istiyorum.
Daha söylenecek sözlerim, yazılacak yazılarım, buluşulacak dostlarım, tanışılacak insanlarım, yaşanacak güzelliklerim var.
Benim hikâyem henüz bitmedi. Çünkü yaşamak, benim için hâlâ umut etmek; umut etmek ise yeniden yola çıkmaktır.
