İnsanlığımızı Ne Zaman Kaybettik?

İnsanlığımızı Ne Zaman Kaybettik?
  • 4 Ağustos 2026 11:23
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu Gazeteci Yazar Sevgi Yıldız’ın Kaleminden

Bir zamanlar insan, doğayla kurduğu bağ sayesinde huzuru bulurdu. Bir ağacın gölgesinde dinlenmek, bir kuşun sabah ezgisiyle güne başlamak, akan bir derenin sesinde hayatın ritmini duymak mutluluktu. Doğa yalnızca yaşadığımız bir alan değil; parçası olduğumuz büyük bir bütündü.

Bugün ise aynı insanlık, kendi elleriyle varoluşunun temelini yok ediyor.

Ağaçları kesiyor, ormanları tüketiyor, hayvanların yaşam alanlarını daraltıyor, denizleri ve nehirleri kirletiyor. Daha da acısı, birbirine karşı gösterdiği merhameti de her geçen gün kaybediyor.

Sormak gerekiyor…

Biz gerçekten bu dünyanın sahibi miyiz, yoksa yalnızca bize emanet edilen bir yaşamın geçici misafirleri miyiz?

Kesilen her ağaçla birlikte yalnızca bir gövde mi devriliyor?

Yoksa geleceğimizden, çocuklarımızın nefesinden, doğanın dengesinden de bir parça mı eksiliyor?

Kirletilen her nehirde yalnızca balıklar mı yaşamını yitiriyor?

Yoksa insanlığın vicdanı da o sularla birlikte yavaş yavaş mı zehirleniyor?

Sokaklarda aç bırakılan, şiddet gören, korkuyla yaşayan hayvanların gözlerine hiç baktık mı?

Orada yalnızca bir hayvan değil; acı hisseden, korkan, sevgi bekleyen bir canlı görüyoruz.

Çünkü onlar da hissediyor.

Onlar da korkuyor.

Onlar da yaşamayı hak ediyor.

Peki ya biz insanlar?

Savaşlar, ayrılıklar, şiddet, öfke ve nefret… Gün geçtikçe daha fazla kırıyoruz birbirimizi. Bazen söylediğimiz tek bir söz bile bir insanın kalbinde yıllarca kapanmayacak yaralar bırakabiliyor.

Merhametin yerini öfke, sevginin yerini çıkar ilişkileri, vicdanın yerini ise sessizlik alıyor.

Oysa bize emanet edilen çok şey var.

Doğa bize emanet edildi.

Hayvanlar bize emanet edildi.

Birbirimizin hayatları bile aslında bize emanet edildi.

Ancak biz bu emaneti korumak yerine, tüketmeyi ve yok etmeyi seçiyoruz.

Bugün yanan bir orman yalnızca ağaçları yakmıyor.

Bir kuşun yuvasını, bir hayvanın yaşam alanını, toprağın bereketini ve gelecekte bir çocuğun temiz hava hakkını da yok ediyor.

Bugün öldürülen bir hayvan yalnızca bir canlının kaybı değildir.

Bu, insanlığımızdan kopan bir parçadır.

Bugün haksızlığa uğrayan bir insan yalnız değildir.

O acıya sessiz kalan herkes, farkında olarak ya da olmayarak o hikâyenin bir parçası hâline gelir.

Ve şimdi hepimizin cevaplaması gereken en zor soru karşımızda duruyor:

Bütün bunların hesabını kim verecek?

Yok edilen ormanların…

Kirletilen denizlerin…

Zehirlenen toprakların…

Katledilen hayvanların…

Gözyaşı döken çocukların…

Acı çeken insanların hesabını kim verecek?

Belki her suç mahkemelerde karşılığını bulmayacak.

Belki bazı kötülükler cezasız kalacak.

Ama unutulmamalıdır ki vicdanın da bir mahkemesi vardır.

Tarihin de bir hafızası vardır.

Ve yapılan hiçbir kötülük sonsuza kadar gizli kalmaz.

Çünkü insan olmak; güçlü olmak değildir.

İnsan olmak, merhametli olabilmektir.

Bir kap su bırakabilmektir.

Bir fidan dikebilmektir.

Yaralı bir canlının yardımına koşabilmektir.

Düşenin elinden tutabilmektir.

Gerçek insanlık, başkasının acısını kendi acısı gibi hissedebilmektir.

Gelin, çocuklarımıza korku değil sevgi bırakalım.

Ormanları betonlara değil, kuşlara bırakalım.

Denizleri çöplere değil, canlılara bırakalım.

Sokakları şiddete değil, güvene ve umuda bırakalım.

Çünkü dünya yalnızca insanların değil; üzerinde nefes alan her canlının ortak evidir.

Unutmayalım…

Vicdanını kaybeden insan, aslında sahip olduğu en değerli şeyi kaybetmiştir.

Merhametin yeniden filizlendiği, insanların birbirine sevgiyle baktığı, hayvanların korkmadan yaşayabildiği, doğanın yeniden nefes aldığı bir dünya dileğiyle…

Bu düzenleme, metni bir gazete köşe yazısı/duygusal fikir yazısı çizgisine yaklaştırarak tekrarları azalttı, vurucu soruları güçlendirdi ve yazarın kişisel sesini daha belirgin hâle getirdi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo