EĞİTİM DEVLETİN TEMEL GÖREVİDİR!

EĞİTİM DEVLETİN TEMEL GÖREVİDİR!
  • 29 Haziran 2026 09:46
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı sendikacı Veli Beysülen makalesinde;

2002 yılında iktidar olan AKP, iktidar olduğu günden itibaren kendi dünya görüşü doğrultusunda nesiller yetiştirme projesini adım adım uygulamaya koydu. Burada kendi dünya görüşü derken, sadece dini temellere dayalı eğitimden bahsetmiyorum, ona paralel belki ondan daha fazla sınıfsal tercihi ile sistemi yeniden yapılandırdı. Kuşku yok ki, iktidar sınıfsal tercihini sermayeden yana yaparak eğitim sistemini onun talepleri doğrultusunda yapılandırırken, din eğitimini öne çıkararak karşı çıkanları din eğitimine dolayısıyla dine karşı çıkmakla yaftalamak suretiyle toplumdan destek aldı. 24 yıllık iktidar, böyle yaparak tüm karşı çıkışları görmezden geldi ve temel eğitimi yeniden düzenledi.

Zaman zaman yazılarımda 24 yıllık AKP iktidarının eğitimi yaz boz tahtasına çevirdiğini, her bakan değişikliğinde yeni gelen bakanın bir dizi değişiklik yaptığını belirtirim. Yine yazılarımda eğitimin özelleştirildiğini, devlet okullarında eğitimin içinin boşaltıldığını, dar gelirli ailelerin çocuklarının meslek eğitimine mecbur bırakıldığını yazarım. Maalesef devlet okullarının içinin boşaltılması, aynı zamanda çocukları iyi eğitim almasını isteyen ailelerin imkânlarını zorlamalarına ve çocuklarını özel okullara göndermelerine yol açıyor.

AKP’nin eğitimde yaptığı düzenlemeler:

* Yoksul çocuklarının ucuz işgücü olarak sanayiye gönderilmesi.

* Sermayenin eğitim alanına yatırım yapması ve gelecek kuşakların eğitimini rant sağlama aracı olarak kullanması.

* Çocuğuna iyi eğitim isteyen ailelerin  bankalardan kredi çekerek, borçlanmak zorunda bırakılması.

* Özel eğitimi teşvik amacıyla, merkezi bütçeden yani halkın vergilerinden özel okullara öğrenci başı teşvik desteği aktarılması.

* Sermayenin ara eleman talebinin karşılanması için devlet tarafından herkese parasız eşit verilmesi gereken eğitimin özelleştirilmesi.

AKP’nin devlet okullarını meslek eğitimi veren kurumlar haline getirmesi kız çocuklarının küçük yaşta eğitimden kopmalarına ve çocuk yaşta evlendirilmelerine yol açarken, erkek çocukları ise sanayi de ucuz işgücü olmaya zorlamaktadır. Zira Türkiye’de eğitim piyasalaştırıldı. Devletin eğitimdeki rolü, düzenleyicilik ve mesleki eğitim vermekle sınırlandırıldı. Bu nedenle, eğitim fakültesi mezunu yüzbinlerce genç öğretmen göreve atanamıyor.

Atanamayan binlerce öğretmen ucuz işgücü olarak başka işlerde çalışıyor. Kadrolu öğretmen atamayan devlet, kendi okullarında kadrolu, ücretli, sözleşmeli, kısmi süreli çalışma gibi çalışma biçimlerinden dolayı eğitim emekçileri arasında ayırım yapıyor. Öte yandan, kadrolu öğretmen atamayan devletin kendi okullarına kaynak aktarmamasından dolayı, okulların birçok gideri okul aile birliğinin velilerden topladığı parayla karşılanıyor. Buna karşın özel okullara zaman zaman teşvik desteği veriliyor.
Devletten teşvik alan özel okul sahipleri, eğitim fakültelerinden mezun oldukları halde atanmayan on binlerce işsiz genç eğitim emekçisini asgari ücretle kölelik koşullarında çalıştırıyorlar. Üstelik bu eğitim emekçileri, aylarca asgari ücret düzeyindeki maaşlarını bile alamıyorlar. Kısacası yıllarca okuyup öğretmen olan, ancak eğitimin özelleştirilmesinden dolayı, devlet tarafından istihdam edilmeyen yüz binlerce genç eğitim emekçisi, özel okullar tarafından alabildiğine sömürülüyor.
Halbuki ülkenin geleceğini yakından ilgilendiren eğitim, tüm yurttaşlara ücretsiz ve eşit vermesi gereken devletin temel görevidir. Bunun gözetilmemesi eğitime ulaşmada alt gelir grupları ile üst gelir grubu arasında ayırıma yol açmaktadır. Elbette bunun olumsuz tek sonucu eğitime ulaşmadaki eşitsizlik değil. Kuşkusuz bu aynı zamanda aynı işi yapan eğitim emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının eşitsizliğine de yol açıyor. Nitekim bu günlerde Özel Sektör Öğretmenleri sendikası ile girdikleri yazılı sınavı kazandıkları halde iktidarın, mülakatta eleyerek atamadığı mülakat mağduru öğretmenler Ankara’da eylemdeler. Sendika konuya dikkat çekmek için TBMM girişinde ve Millî Eğitim Bakanlığının önünde oturma eylemi başlattı. Öğretmenler polisin saldırısıyla karşı karşıya kaldılar. Sendika Genel Başkanı Eren Edebali, eyleme destek veren KESK’e bağlı EĞİTİM-SEN Genel Başkanı Kemal Irmak ile eylem yapan öğretmenler gözaltına alındılar. Öğretmenler açlık grevi başlattılar. Polis açlık grevindeki öğretmenlere saldırmaya devam etti ve  defalarca gözaltına aldı. Sendika NATO zirvesinden dolayı Ankara’nın yasaklı kent haline getirilmesinin yanı sıra aydın ve akademiysenlerin çağrısıyla, 13’ncü gününde açlık grevine son verdi ve açlık grevinlerinin Türkiye’nin farklı kentlerde süreceğini açıkladı.

Halbuki özel sektör öğretmenleri, aslında Millî Eğitim Bakanlığının personelidir. Zira bu öğretmenler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ek yapılan 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na bağlı çalışıyorlar. Aynı zamanda 4857 sayılı iş kanuna tabi işçi statüsünde çalışan ve güvencesi olmayan öğretmenler, özel okul patronları tarafından dayatılanları kabule zorlanıyorlar. Oysa farklı kanunlardaki farklı uygulamaların yol açtığı karmaşadan yararlanan patronlar, işsiz kalan öğretmenleri istediklerine razı ederek onları kölelik koşullarında çalışmaya mecbur bırakıyorlar. Öğretmenlerin çok azı asgari ücretin biraz üstünde ücret alırken, sigortasız kayıt dışı çalıştırıldığı için ücreti elden ödenen pek çok öğretmen var. Öte yandan özel sektör öğretmenleri 10 aylık sözleşme ile çalıştıkları için yazın iki ay işsiz kalıyorlar.

Ankara’da eylem yapan sendikanın en önemli talebi, 2014 yılı öncesi Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda bulunan, özel sektörde çalışan öğretmenlerin kamudaki denklerinden daha az maaş alamayacaklarına dair tavan aylık  düzenlemesinin geri getirilmesi talebidir. Zira maddenin yasadan çıkarılmasından sonra, özel sektör öğretmenlerinin aylıkları kamudaki denklerinin maaşları ile değil, asgari ücretle yarışır hale geldi.

Öğretmenlerin öne çıkan temel talepleri şunlardır:

• Öğretmenler, 2014 yılında 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’ndan çıkarılan “taban maaş” düzenlemesinin yeniden yasalaşmasını istiyor. Zira bu uygulama, özel sektör maaşlarının kamudaki öğretmen maaşlarıyla ilişkilendirilmesi ve asgari ücret seviyesinden kurtarılması hedefleniyor.

• Ek ders, izin ve kıdem gibi konularda kamuda görev yapan meslektaşlarıyla eşit haklara sahip olmak istiyorlar.

• Belirli süreli olan 10 aylık iş sözleşmesi uygulamasının kaldırılması ve iş güvencesi sağlanarak, maaşların kesintisiz 12 ay boyunca yatırılması talep ediliyor.

• Aşırı ders saatleri, veli ve kurumun baskısı gibi olumsuzlukların giderilmesi ve mesleki onurun korunması talep ediliyor.

Sendikanın bir diğer talebi ise; şu anda çalıştıkları özel okulların faaliyetinin girdiği “Ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” işkolunun kendilerine hitap etmediğinden, özel sektör çalışanı öğretmenleri için ayrı bir işkolu belirlenmesi talebidir. Zira 4857 sayılı iş kanununa tabi çalışan öğretmenler sadece özel okullarda görevli olan öğretmenler değil. Rehabilitasyon merkezlerinde, kurs merkezlerinde, anaokullarında ve vakıf üniversitelerinde görevli öğretmenler de aynı statüde çalışmaktadırlar.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası 2024 yılında da aynı taleplerle eylemler yapmış ve Bakan Yusuf Tekin’le görüşmüşlerdi. Özel Sektör öğretmenleri sendikası Başkanı Eren Edebali o görüşmeden sonra, Bakanın kendilerine, “Siz istiyorsunuz diye değil, biz zaten böyle bir çalışmanın içerisindeyiz. Düzenlenecek olan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda biz kamuda, özelde öğretmenleri bir statüde eşitleyeceğiz. Siz sadece taban ücretten bahsediyorsunuz. Biz yan hakları da burada geçireceğiz” dediğini belirtmişti. Aynı açıklamada Edebali, bunları söyleyen bakanın daha sonra düşüncesini değiştirdiğini ve iki ay sonra katıldığı bir televizyon programında bu konuyla ilgili sorulan soruya, “Bu konuyla ilgili benim öyle bir yetkim yok, onlar özel sektöre çalışıyorlar” şeklinde yanıt verdiğini söylemişti. Tüm bunlara rağmen bakan, açlık greviyle ilgili kendisine sorulan soruya, “keşke önce bize gelselerdi” diye cevap verebiliyor.

Bakanın bu açıklamasında şaşıracak bir şey yok. Zira yukarıda belirttiğim gibi iktidar tüm bu düzenlemeleri, sermayenin eğitim alanında yüksek kârlar elde etmesi için yapmıştı. Dolayısıyla özel eğitim kurum sahiplerinin öğretmenleri düşük ücretle, ilkel koşullarda, mobing ve baskı altında çalıştırmaları hükümetin sınıfsal tercihinden bağımsız değildir.

Buna karşın özel okul ve özel eğitim kurumu öğretmenleri, düşük ücretler, iş güvencesi eksikliği ve adaletsiz çalışma koşullarına karşı seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Temel talepleri, vaatlerden ziyade somut yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesidir.

Kuşkusuz eğitim, tüm aşamaları devlet tarafından planlanması gereken bütünlüklü bir devlet görevidir. Kaldı ki, devleti yönetenler özel sektörün ne yapacağına ben karışmam deme hakkına sahip değildir. Eğitim gibi ülkenin geleceğini ilgilendiren bir alan boşluk kabul etmez. Dolayısıyla devlet, verilen eğitimin yeterliliğini denetlemenin yanı sıra ailelerin, öğrencilerin ve öğretmenler ile destek personelinin haklarını koruma hususlarında gerekenleri yapmakla yükümlüdür. Kamunun asli görevlerinden olan eğitimde çalışan öğretmenlerin tamamı esas itibariyle kamu çalışanıdırlar.

Netice olarak, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın verdiği mücadele iktidarın sermayeyi ihya eden sınıfsal tercihinin, ülkenin emekçi çoğunluğunu sefalete sürüklediğini bir kez daha göz önüne serdi. Bu özelliğinden dolayı, siyasi ve sendikal örgütler ile başta özel okullarda öğrenci okutan veliler olmak üzere, tüm yurttaşlar için, sendikanın eylemlerini sahiplenmek kaçınılmaz görevdir!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ