“Çocukların Üstün Yararı Gerçekten Gözetiliyor mu?”
Avukat Cüneyt Bülent Şeker’den Topuk Kanı Uygulamasına İlişkin Tartışmalı Değerlendirme: “Çocukların Üstün Yararı Gerçekten Gözetiliyor mu?”
Türkiye’de yenidoğan bebeklerden alınan topuk kanı uygulaması son yıllarda yalnızca sağlık çevrelerinde değil, hukuk, etik ve insan hakları alanlarında da tartışma konusu olmaya devam ediyor. Yenidoğan Tarama Programı kapsamında doğan her bebekten belirli kalıtsal ve metabolik hastalıkların erken teşhisi amacıyla alınan topuk kanı örnekleri, Sağlık Bakanlığı tarafından halk sağlığını korumaya yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Ancak uygulamaya yönelik eleştiriler de giderek artıyor. Bu eleştirileri dile getiren isimlerden biri olan Avukat Cüneyt Bülent Şeker, topuk kanı uygulamasının hukuki dayanakları, etik boyutu, ailelerin rıza hakkı, sağlık sisteminin işleyişi ve uluslararası sağlık politikaları hakkında çok sayıda soru yöneltiyor.
Şeker’e göre, kamuoyunun yalnızca uygulamanın faydaları üzerinden değil, olası hukuki ve etik sonuçları açısından da konuyu sorgulaması gerekiyor.
“Sağlık sistemi gerçekten çocuğun üstün yararını mı gözetiyor?”
Avukat Şeker’in ilk sorguladığı nokta, sağlık sisteminin temel motivasyonu.
Şeker, ailelere şu soruyu yöneltiyor:
“Sağlık sektörü gerçekten sizin çocuğunuzu sizden daha fazla mı düşünüyor? Bugüne kadar sağlık sistemiyle yaşadığınız tüm tecrübeleri değerlendirdiğinizde buna gerçekten inanıyor musunuz?”
Ona göre, özellikle performans sistemi ve özel sağlık sektörünün yaygınlaşmasıyla birlikte sağlık hizmetlerinin ticari boyutu giderek güçlenmiş durumda.
Bu nedenle kamuoyunun şu soruyu sorması gerektiğini savunuyor:
“Kâr odaklı bir sağlık sisteminin yaptığı her uygulama gerçekten tamamen kamu yararı amacı mı taşıyor?”
“Türkiye sağlık politikalarında ne kadar bağımsız?”
Şeker’in dikkat çektiği ikinci başlık ise uluslararası sağlık politikaları.
Türkiye’nin sağlık alanındaki politikalarının ne ölçüde bağımsız olduğunu sorgulayan Şeker, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşların sağlık politikaları üzerindeki etkisinin tartışılması gerektiğini öne sürüyor.
“Ailelerin yaşam tarzı neden aynı hassasiyetle denetlenmiyor?”
Şeker, çocuk sağlığı konusunda devletin yaklaşımını da eleştiriyor.
Ona göre;
- anne sütü kullanımının yetersizliği,
- çocukların zararlı gıdalarla beslenmesi,
- obezite,
- katkı maddeleri,
- çevresel toksinler
gibi çocuk sağlığını doğrudan etkileyen konularda ailelere aynı yoğunlukta müdahale edilmediğini savunuyor.
Bu nedenle topuk kanı konusunda gösterilen hassasiyetin diğer sağlık risklerinde neden görülmediğini sorguluyor.
“Türkiye’de sağlık hizmetleri gerçekten ücretsiz mi?”
Şeker’in gündeme taşıdığı bir diğer konu ise sosyal devlet anlayışı.
Çocukların tüm sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanıp yararlanamadığını sorgulayan Şeker, özellikle sosyal güvencesi bulunmayan ailelerin sağlık hizmetlerine erişiminde yaşanan sorunların tartışılması gerektiğini ifade ediyor.
“Neden yalnızca belirli hastalıklar taranıyor?”
Yenidoğan tarama programlarında sınırlı sayıda hastalığın incelendiğine dikkat çeken Şeker, binlerce genetik ve metabolik hastalık bulunduğunu belirterek şu soruyu yöneltiyor:
“Daha sık görülen veya toplum sağlığı açısından daha önemli olduğu ileri sürülen başka hastalıklar varken neden yalnızca belirli hastalıklar taranıyor?”
“Tarama testleri yüzde yüz doğru sonuç veriyor mu?”
Şeker, tarama testlerinin kesin tanı testi olmadığını savunuyor.
Yanlış pozitif ve yanlış negatif sonuçların mümkün olduğunu belirterek ailelerin bu konuda ayrıntılı biçimde bilgilendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
“Genetik hastalıkların kesin tedavisi var mı?”
Şeker’e göre tarama sonucu tespit edilen birçok kalıtsal hastalıkta kesin tedavi imkânı bulunmuyor.
Uygulanan tedavilerin çoğunun hastalığı tamamen ortadan kaldırmak yerine belirtileri azaltmaya veya ilerlemeyi yavaşlatmaya yönelik olduğunu savunuyor.
Milyonlarca dolarlık ilaçlar tartışması
Şeker, özellikle SMA gibi hastalıklarda kullanılan yüksek maliyetli ilaçları örnek gösteriyor.
Milyonlarca dolar seviyesine ulaşan tedavi maliyetlerinin kamuoyunda daha fazla sorgulanması gerektiğini belirterek ilaç fiyatlandırma sisteminin şeffaf biçimde incelenmesini talep ediyor.
“Neden aileler yardım kampanyası düzenlemek zorunda kalıyor?”
Şeker’in dikkat çektiği bir başka konu ise yüksek maliyetli tedavilere erişim.
Bir yandan tarama programlarının yaygınlaştırıldığını, diğer yandan ise bazı tedaviler için ailelerin bağış kampanyaları düzenlemek zorunda kaldığını belirterek bunun kamuoyu tarafından değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
“Topuk kanı uygulaması ailelerin rızası olmadan yapılabilir mi?”
Şeker’in hukuki açıdan en önemli iddiası ise ailelerin tıbbi müdahaleyi kabul veya reddetme hakkına ilişkin.
Kendi değerlendirmesine göre ailelerin bilgilendirilmiş onam hakkı bulunduğunu, tıbbi müdahalelerin hukuki çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Sağlık Bakanlığı’nın denetim mekanizması tartışması
Şeker ayrıca Sağlık Bakanlığı’nın;
- yapılan testleri,
- uygulanan tedavileri,
- ilaçların etkinliğini,
- uzun dönem sonuçlarını
yeterince denetleyip denetlemediğinin de kamuoyu tarafından sorgulanması gerektiğini ifade ediyor.
“Topuk kanı verenlerle vermeyenler arasında karşılaştırmalı çalışma var mı?”
Şeker’in yönelttiği sorulardan biri de bilimsel araştırmalarla ilgili.
Topuk kanı verilen ve verilmeyen çocukların uzun dönem sağlık sonuçlarını karşılaştıran, kamuoyuna açık, bağımsız ve kapsamlı araştırmaların bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini dile getiriyor.
“Kan örneği dışında başka yöntemler mümkün mü?”
Şeker, bazı hastalıkların damar kanı, idrar, tükürük veya ter örnekleriyle de araştırılabildiğini ileri sürerek topuk kanı yönteminin tercih edilme gerekçesinin daha ayrıntılı biçimde kamuoyuna açıklanmasını talep ediyor.
Ayrıca topuk kanı örneklerinden elde edilen biyolojik materyalin hangi amaçlarla, ne kadar süreyle ve hangi hukuki güvenceler altında saklandığı konusunda da daha fazla şeffaflık gerektiğini savunuyor.
Avukat Cüneyt Bülent Şeker, topuk kanı uygulamasına ilişkin değerlendirmesinde, sağlık sisteminin işleyişi, ailelerin rıza hakkı, koruyucu sağlık politikaları, genetik taramalar, ilaç maliyetleri ve biyolojik örneklerin kullanımı gibi çok sayıda başlığın kamuoyu önünde daha geniş biçimde tartışılması gerektiğini ifade ediyor.
Buna karşılık, sağlık otoriteleri ve birçok tıp uzmanı ise yenidoğan tarama programlarının temel amacının fenilketonüri, konjenital hipotiroidi, biyotinidaz eksikliği, kistik fibrozis ve benzeri bazı hastalıkların erken teşhis edilerek ciddi sakatlıkların ve önlenebilir ölümlerin azaltılması olduğunu; tarama testlerinin kesin tanı testi olmayıp risk belirleme amacı taşıdığını ve pozitif sonuçların doğrulayıcı testlerle değerlendirildiğini vurgulamaktadır.
Topuk kanı uygulaması, bir yandan koruyucu sağlık hizmetlerinin önemli bir unsuru olarak görülürken, diğer yandan aile hakları, bilgilendirilmiş onam, kişisel sağlık verilerinin korunması ve biyotıp etiği açısından tartışılmaya devam eden konular arasında yer almaktadır.
TOPUK KANI’NIN ÇOCUKLARIN “ÜSTÜN YARARI” İÇİN ALINIP-ALINMADIĞINI ANLAMAK İÇİN ŞU SORULARIN YANITLARINI ARAYIN;
1-) Sağlık Sektörü sizin çocuğunuzu sizden daha çok SEVER Mİ?
(Sağlık Sektöründe yaşadığınız tecrübeleri bir düşünün…)
2-) Kâr ve Performans odaklı özelleşmiş sağlık sektörü bu baskıyı ÇIKARSIZ YAPAR MI?
(Türkiyede insana gerçekten fayda sağlayan ve bedava olan bir şey var mı?)
3-)Türkiye (Özellikle) sağlık alanında BAĞIMSIZ BİR ÜLKE Mİ?
(Yoksa DSÖ-Dünya Bankası-BM güdümünde bir ülke mi mi?)
4-) Çocuğunuzun iyi beslemediğiniz, anne sütü vermediğüniz, zararlı gıdalar ile beslendiğiniz için (Sağlık Sektörü ve onun yardımcılığı görevini yürüten Sağlık-Aile-Adalet bakanlıklarından) size bir baskı-uyarı yaptı mı?
5-) Türkiyede her türlü sağlık hizmeti çocuklar için BEDAVA MI? Çocuğunuzun SGK’sı yoksa Allah rızası için bedava ona bakarlar mı, bedava ilaç verirler mi?
6-) 6000 genetik, 500 metabolik hastalık olduğu belirtiyorlar ve bunların içinde çok daha SIK GÖRÜLEN VE DAHA TEHLİKELİ HASTALIKLAR yok mu? (Var!) Peki niye onlarla ilgilenen yok?
7-) Bu topuk kanı denen testler kesin DOĞRU SONUÇ VERİYOR MU? (Vermiyor. Bknz Yenidoğan Metabolik ve Endokrin Tarama Programı sf;15)
6-) Genetik Hastalıkların bir TEDAVİSİ VAR MI?
Cevap: Ne bakanlık, ne ilaç şirketleri iyileşme vaad etmiyor.
Sadece muallak ve bilimsel ispatı olmayan Semptomatik ve Palyatif tedavi vaadleri var, o da vaad…
7-) Bir iyileşme vaad etmemesine rağmen, birkaç kimyasaldan ibaret bir ilacın fiyatı (SMA ilacı Zolgensma tek dozu 2.100.000 Dolar, DMD ilacı 3.400.000 Dolar) NEDEN BU KADAR YÜKSEK OLABİLİR? Bu kadar parayı (ABD merkezli Siyonist) ilaç şirketleri sizce yalnız mı yiyor?
😎 Topuk kanı testi için aileleri mahkemelerde süründürenler, topuk kanı ile taranan SMA ilacı Zolgensma için aileleri neden utanmadan kent meydanlarında DİLENDİRİYORLAR?
9-) Acaba idare ve yargı baskısı ile zorla ilaç-test-tedavi mi pazarlanıyor?
10-) Bir çocuğun hayatı için milyonlarca dolar da harcansa azdır, feda olsun.
Ama bu çocuklar gerçekten iyileşiyor mu? HAYIR, BU TEDAVİLER İYİLEŞME VAAD ETMİYOR.
(Ör; SMA’nın 4 tipi vardır; ve Tip 1 1.5 yıl içinde ölüyor, Tip 2,3,4 ise teste göre hasta…
Benim tanıdığım bir çok aile test pozitif çıkmasına rağmen Spinraza uygulamadığı için hasta olmadı, bırakanların ise hastalığı durduğu yönünde…
11-) Sağlık Bakanlığını Sağlık Hizmeti vermek gibi bir görevi var mı?
Cevap: 112 hariç Yok…
12-) Sağlık Bakanlığının yapılan tedavi ve testleri denetlemek gibi bir yetkisi var mı?
Cevap: yok, sağlıkta dönüşüm ve Dünya Bankası ile yapılan antlaşmalar gereği bu yapılamıyor.
13-) Sağlık Bakanlığının topuk kanı veren ve vermeyen çocukları kıyasladığı (Halka açık ve ilaç şirketleri tarafından yapılmamış) bir bilimsel-istatistik çalışması var mı?
Cevap; Yok yapmıyorlar…
14-) Sağlıklı doğan her çocuğa genel sağlık tarama testlerinin zorlanacağına dair bir kanun var mı?
Cevap: Yok, aksine ailenin tıbbi müdahaleyi seçme ve ret etme hakkı var. Ailenin izni olmadan zorla test yapılmadı ise 7 ayrı suç’a sebebiyet veriyor.
Siz bu sorulardan ne çıkartırsınız bilemiyorum, ancak benim çıkarımım şu dur;
1-) Ailenin tıbbi müdahaleyi seçme-ret etme hakkı elinden alınıp, (ABD merkezli Siyonist İlaç kartellerince yönetilen SAĞLIK SEKTÖRÜNE devredilmek isteniyor, özetle ÇOCUKLARIMIZA EL KOYULUYOR, çocuklarımız hukuken KOBAY statüsüne indirgeniyor.
2-) Bu yapılırken SAĞLIK SEKTÖRÜ (Ve aracıların) RANT’I ARTTIRILIYOR. Çocuklarımız mecburi müşteri haline getiriliyor.
3-) Böyle bir SINIRSIZ TIBBİ MÜDAHALE YETKİSİ BİR SİLAHTIR, bu yol ile İSTENİRSE NÜFUSU DA KONTROL edilebilirler.
ör; Çocukları kanser ilan et, bas kemoterapiyi, ölürse “Yaşam süresini uzattık”de olsun bitsin.
4-) Topuk kanı ile taranan hastalıklar venöz (Damar yolu) hatta idrar-ter-tükürük ile de taranabiliyor (Sağlık Bakanlığı bunu kabul ediyor.)
Topuk kanı alımında (taranan 6 hastalığı tespiti için gerekmediği halde) KAN İLE BİRLİKTE DOKU ÖRNEĞİ DE ALINIYOR. Bununla DNA haritası çıkartılabiliyor, acaba birileri için uygun “Donör” mü aranıyor?
