Bursa İçin Son Uyarı: “Yeni OSB Değil, Önce Bursa’nın Geleceğini Planlayın”

Bursa İçin Son Uyarı: “Yeni OSB Değil, Önce Bursa’nın Geleceğini Planlayın”
  • 31 Ağustos 2026 10:44
  • A+
    A-

12 yıllık BTSO yönetimi yeniden sandıkta: Bursa’nın önündeki asıl soru yeni sanayi alanları mı, sürdürülebilir bir kent mi?

Bursa’da Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri yaklaşırken tartışma, yalnızca kimin BTSO Yönetim Kurulu Başkanı olacağı sorusundan ibaret olmaktan çıkıyor.

Çünkü sandıkta verilecek karar, aynı zamanda Bursa’nın önümüzdeki yıllarda nasıl bir sanayi ve kentleşme modeli izleyeceği konusunda da önemli bir tercih anlamına geliyor.

Mevcut BTSO Başkanı İbrahim Burkay, 2013 yılından bu yana sürdürdüğü başkanlık döneminin ardından yeniden aday. 2026 seçim sürecinde Burkay’ın karşısında Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı bulunuyor. Seçimin 1 Ekim’de yapılacağı açıklanmış durumda.

Burkay döneminin en belirgin başlıklarından biri ise yeni organize sanayi bölgeleri ve özellikle TEKNOSAB oldu. BTSO’nun kendi açıklamalarında da TEKNOSAB’ın büyütülmesi, lojistik yatırımlar ve şehir içerisinde sıkışmış sanayi tesislerinin planlı alanlara taşınması önemli hedefler arasında gösteriliyor. BTSO, kent içinde plansız alanlarda üretim yapan yaklaşık 8 bin sanayi tesisinin bulunduğunu savunuyor. 

Ancak Bursa’nın sanayi geleceği tartışılırken araştırmacı-yazar Ekrem Hayri Peker’in yıllardır dile getirdiği temel soru bugün daha da önem kazanıyor:

Bursa’nın daha fazla sanayi alanına mı, yoksa mevcut sanayinin daha verimli, çevreci ve planlı hale getirilmesine mi ihtiyacı var?


Peker’in yıllardır yaptığı uyarı: “Önce mevcut alanları doldurun”

Bursa’nın sanayileşme sürecini uzun yıllardır izleyen Ekrem Hayri Peker’in yaklaşımının merkezinde, sanayileşmenin kendisine karşı çıkmak değil; plansız, sınırsız ve kentin doğal kaynaklarını dikkate almayan sanayileşme modelini sorgulamak bulunuyor.

Bu noktada geçmişte Bursa Kent Konseyi Başkanlığı yapan merhum Semih Pala’nın sözleri de bugünkü tartışmaya ışık tutuyor.

Pala, 2015 yılında Batı OSB tartışmaları sırasında Bursa’daki mevcut sanayi bölgelerinde önemli miktarda boş alan bulunduğuna dikkat çekmiş ve yeni OSB kurulmadan önce mevcut alanların değerlendirilmesini istemişti.

Pala’nın o dönem yaptığı açıklamaya göre Bursa’daki 25 sanayi bölgesinin önemli bölümünde boş alan bulunuyor, mevcut sanayi arsalarında yaklaşık 20 milyon metrekare boş alan olduğu belirtiliyordu. Pala, tarım arazilerine yeni OSB yapılması yerine mevcut sanayi alanlarının değerlendirilmesi gerektiğini savunuyordu.

Bugün bu tartışmanın yeniden gündeme gelmesi tesadüf değil.

Çünkü Bursa artık 2010’ların Bursa’sı değil.

Nüfus arttı.

Araç sayısı arttı.

Su ihtiyacı arttı.

Sanayi alanları genişledi.

Konut alanları büyüdü.

Tarım alanları üzerindeki baskı arttı.

Ve kentin ulaşım altyapısı, bütün bu büyümeyi aynı hızda taşıyamıyor.


Yeni OSB’nin faturası yalnızca sanayi arsası değildir

Yeni bir organize sanayi bölgesi çoğu zaman yalnızca “yeni yatırım, yeni fabrika, yeni istihdam” başlıklarıyla değerlendiriliyor.

Oysa bir OSB’nin kurulması, beraberinde çok daha büyük bir altyapı ve şehircilik zinciri getiriyor.

Yeni bir sanayi bölgesi;

  • daha fazla su tüketimi,
  • daha fazla enerji ihtiyacı,
  • daha fazla yük ve servis trafiği,
  • daha fazla kamyon ve TIR hareketliliği,
  • yeni yol ve kavşak ihtiyacı,
  • yeni konut talebi,
  • yeni okul ihtiyacı,
  • yeni sağlık tesisi ihtiyacı,
  • yeni altyapı yatırımları,
  • tarım ve doğal alanlar üzerinde baskı

anlamına gelebiliyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca “kaç fabrika kurulacak?” sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Bursa bu büyümeyi hangi kaynaklarla taşıyacak?


Bursa’nın en kritik dosyalarından biri: Su

Peker’in yıllardır dikkat çektiği başlıklardan biri de Bursa’nın su kaynaklarıdır.

Sanayi üretiminin türüne göre su tüketimi ciddi farklılıklar gösterebilir. Özellikle tekstil, boya, kimya ve benzeri sektörlerde su kullanımı kentin geleceği açısından stratejik bir mesele haline geliyor.

Bu nedenle Bursa’nın sanayi politikası ile su politikası birbirinden ayrı düşünülemez.

“Yeni OSB nerede kurulacak?” sorusundan önce;

“Bursa’nın gelecek 20-30 yıldaki su bütçesi nedir?”

sorusunun cevaplanması gerekiyor.

Bunun yanında yalnızca suyun miktarı değil, sanayi kaynaklı atıkların arıtılması ve su havzalarının korunması da aynı planın içerisinde ele alınmalı.

Çünkü suyu tüketen bir sanayi yatırımı ile suyu kirletme riski taşıyan bir yatırımın Bursa açısından maliyeti yalnızca fabrikanın yatırım bedeli değildir.

Maliyet, bütün şehrin geleceğine yayılır.


Trafik: Fabrika kuruluyor, şehir büyüyor

Bursa’nın sanayileşmesiyle ulaşım arasındaki ilişki de artık görmezden gelinemeyecek noktada.

BTSO Başkanı Burkay, kent içinde sıkışmış yaklaşık 8 bin sanayi tesisinin trafik, çevre, kapasite ve lojistik sorunları oluşturduğunu belirtiyor. Bu açıdan bakıldığında sanayi tesislerinin planlı alanlara taşınması gerçekten de bazı sorunları azaltabilir. 

Ancak diğer taraftan yeni sanayi bölgelerinin kurulması da yeni bir ulaşım talebi yaratıyor.

İşçi servisleri…

Özel araçlar…

Kamyonlar…

TIR’lar…

Hammadde taşıyan araçlar…

İhracat yükleri…

Bütün bunlar aynı ulaşım sistemine bağlanıyor.

Bu nedenle Bursa’nın sanayi politikası ile ulaşım master planının birlikte düşünülmesi gerekiyor.


Peker’in önerdiği farklı perspektif: Yeni OSB yerine lojistik Bursa

Ekrem Hayri Peker’in dikkat çektiği temel noktalardan biri de Bursa’nın üretim gücünün korunurken lojistik maliyetlerinin düşürülmesi.

Bu yaklaşımda hedef, yalnızca daha fazla üretim alanı oluşturmak değil; üretilen malın limana, havaalanına ve demiryoluna daha düşük maliyetle ulaştırılması.

Bursa merkezli bir ulaşım ve lojistik omurgası kurulması halinde;

Mudanya-Gemlik limanları + Yenişehir Havalimanı + OSB’ler + demiryolu

aynı sistem içerisinde değerlendirilebilir.

Özellikle İnegöl-Karacabey-Mustafakemalpaşa hattını kapsayacak bir demiryolu bağlantısının tartışılması, Bursa sanayisinin karayoluna bağımlılığını azaltabilecek stratejik bir seçenek olarak değerlendirilebilir.

Böyle bir vizyon, “daha fazla OSB” anlayışından farklıdır.

Buradaki hedef:

Daha fazla arazi tüketmek değil, mevcut üretim kapasitesinin lojistik verimliliğini yükseltmektir.


TEKNOSAB tartışması: Teknoloji gerçekten arazi tüketimiyle mi ölçülür?

Burkay yönetiminin en önemli projelerinden biri olan TEKNOSAB, Bursa’nın sanayi politikasındaki dönüşümün sembollerinden biri haline geldi.

Bursa Yatırım Destek Ofisi verilerine göre TEKNOSAB’ın alanı 825 hektar ve bölgede otomotiv, makine ve metal sektörleri öne çıkıyor. Bursa genelinde ise çok sayıda organize sanayi bölgesi bulunuyor. 

Burkay ise TEKNOSAB modelinin başarısını ve gelecekte büyütülmesini savunuyor. 2026 yılında yapılan açıklamalarda TEKNOSAB KOBİ OSB modeliyle şehir içinde sıkışmış firmaların planlı üretim alanlarına taşınmasının hedeflendiği de ifade edildi. 

Fakat burada başka bir soru ortaya çıkıyor:

Teknoloji üretmek için mutlaka daha fazla araziye mi ihtiyaç var?

Dünyada yüksek değerli teknoloji şirketlerinin ekonomik gücü çoğu zaman kapladıkları araziyle değil, ürettikleri fikri mülkiyet, yazılım, marka ve küresel satış hacmiyle ölçülüyor.

Nitekim birkaç yıl önce milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaşan oyun şirketlerinin örnekleri Türkiye’de de büyük yankı oluşturdu.

Bu nedenle Bursa’nın “teknoloji kenti” hedefi yalnızca yeni bir sanayi bölgesine teknoloji şirketleri yerleştirmekten ibaret olmamalı.

Asıl hedef;

daha az su tüketen, daha az enerji kullanan, daha yüksek katma değer üreten, daha fazla fikri mülkiyet oluşturan ve daha az arazi tüketen bir ekonomi modeli olmalı.


Bursa’nın sanayi politikasında yeni ölçü: Metrekare değil katma değer

Bursa uzun yıllar boyunca Türkiye’nin üretim merkezlerinden biri oldu.

Otomotivden tekstile…

Makineden mobilyaya…

Kimyadan metal sektörüne kadar çok geniş bir üretim altyapısı oluştu.

Bursa Yatırım Destek Ofisi’nin güncel verileri de kentin çok sayıda OSB’ye ve geniş sanayi alanlarına sahip olduğunu gösteriyor. 

Bu noktada Bursa’nın yeni hedefi “kaç hektar daha sanayi alanı açacağız?” olmamalı.

Yeni hedef şu olmalı:

Bir hektar sanayi alanından ne kadar ekonomik değer üretiyoruz?

Bir metreküp suyla ne kadar katma değer üretiyoruz?

Bir ton hammaddenin taşınması için ne kadar enerji harcıyoruz?

Bir fabrikanın oluşturduğu ekonomik değer karşılığında kaç hektar tarım alanını kaybediyoruz?

Bir yeni sanayi yatırımı Bursa’nın toplam yaşam kalitesini yükseltiyor mu, düşürüyor mu?

Bursa’nın geleceği bu sorular üzerinden tartışılmalı.


Tarım alanları: Sanayileşmenin görünmeyen faturası

Bursa’nın en büyük avantajlarından biri yalnızca sanayisi değil.

Tarımı…

Su kaynakları…

Ormanları…

Uludağ havzası…

Verimli ovaları…

Gıda üretim kapasitesi…

Bunların tamamı Bursa ekonomisinin parçalarıdır.

Bir tarım arazisini sanayi alanına dönüştürmek yalnızca bir parselin kullanım amacını değiştirmez.

Uzun vadede;

  • gıda üretim kapasitesini,
  • su rejimini,
  • ekolojik dengeyi,
  • kırsal ekonomiyi,
  • kentin doğal hava koridorlarını

etkileyebilir.

Bu nedenle sanayi planlaması ile tarım planlamasının birbirinden koparılması Bursa açısından ciddi bir risk oluşturabilir.


“Önce mevcut OSB’ler dolsun” önerisi neden yeniden tartışılmalı?

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Bursa İl Sanayi Durum Raporu’nda da geçmiş yıllarda Bursa’daki OSB’lerin parsel, üretim ve boş alan durumları ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştu. Veriler, bölgeler arasında doluluk oranlarının farklılaştığını gösteriyordu.

Dolayısıyla Bursa’nın bütün OSB’lerini tek bir “doluluk” rakamıyla değerlendirmek doğru olmaz.

Fakat buradan hareketle önemli bir politika sorusu doğuyor:

Yeni OSB kurmadan önce mevcut OSB’lerdeki boş, atıl veya etkin kullanılmayan alanların tamamı neden ortaya konulmasın?

Hangi parseller boş?

Neden boş?

Kaç yıldır boş?

Spekülasyon amacıyla mı tutuluyor?

Yatırımcı bulamadığı için mi boş?

Altyapı problemi mi var?

Mülkiyet problemi mi var?

Bunların tamamı kamuoyuna açık bir envanter haline getirilebilir.

Böylece “yeni OSB gerekli mi?” sorusu slogan olmaktan çıkar, somut veriler üzerinden tartışılır.


Bursa siyasetine de soru: Bu mesele neden seçim gündeminin merkezinde değil?

Bursa’da çok sayıda siyasi parti ve siyasi aktör bulunuyor.

Ancak kentin geleceğini doğrudan etkileyecek;

su, trafik, tarım alanları, sanayi bölgeleri, hava kirliliği ve nüfus artışı

gibi konuların BTSO seçimleri kadar yoğun tartışılmaması dikkat çekiyor.

Oysa BTSO seçimleri yalnızca sanayiciyi ilgilendiren bir seçim değil.

BTSO’nun 60 bini aşkın üyeye sahip olduğu ve seçimlerin Bursa ekonomisi açısından geniş bir kesimi etkilediği belirtiliyor.

Bu nedenle siyasi partilerden meslek odalarına, üniversitelerden yerel yönetimlere kadar bütün aktörlerin şu sorulara cevap vermesi gerekiyor:

Bursa daha ne kadar büyüyebilir?

Bursa’nın su kapasitesi nedir?

Bursa’nın tarım alanları ne kadar daha sanayi ve konut baskısı taşıyabilir?

Yeni OSB’lerin ulaşım maliyeti nedir?

Yeni sanayi alanlarının sağlık ve eğitim altyapısına etkisi nasıl hesaplanıyor?

Ve en önemlisi:

Bursa’nın 2040 ve 2050 yılı nüfusu hangi plana göre taşınacak?


Peker’in “son uyarısı” olarak okunabilecek temel mesaj

Ekrem Hayri Peker’in yıllardır yaptığı uyarılar, özünde sanayiye karşı çıkmıyor.

Tam tersine Bursa’nın üretim gücünün korunmasını istiyor.

Ancak bunun yönteminin değişmesi gerektiğini savunuyor.

Bursa’nın geleceğinde;

aşırı su tüketen ve çevre üzerinde yüksek baskı oluşturan sanayi kollarının azaltılması,

boyahaneler gibi yüksek su tüketen sektörlerde su kullanımının sıkı biçimde yönetilmesi,

mevcut OSB’lerdeki boş alanların öncelikle değerlendirilmesi,

sanayi yatırımlarının tarım ve orman alanları üzerindeki etkisinin sınırlandırılması,

liman-havaalanı-demiryolu-OSB bağlantısının güçlendirilmesi,

lojistik maliyetlerin düşürülmesi,

yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun üretimin artırılması

gibi başlıkların öne çıkması gerektiğini savunuyor.

Bu perspektif, “Bursa sanayi kenti olmaktan vazgeçsin” demiyor.

Tam tersine:

Bursa sanayi kenti olarak kalacaksa, bunu 20. yüzyılın arazi tüketen modeliyle değil, 21. yüzyılın kaynak verimliliği ve yüksek katma değer modeliyle yapmalıdır diyor.


Artık mesele başkanlık değil, Bursa’nın gelecek modeli

İbrahim Burkay’ın 12 yıllık döneminin ardından yeniden aday olması, Bursa iş dünyasının önüne bir devamlılık seçeneği koyuyor.

Özer Matlı’nın adaylığı ise BTSO’da farklı bir yönetim ve yaklaşım tartışmasını beraberinde getiriyor. Güncel seçim değerlendirmelerinde iki adayın TEKNOSAB ve sanayi politikası konusunda farklılaşan görüşleri olduğu görülüyor. 

Ancak Bursa’nın geleceği yalnızca iki adayın söylemleriyle sınırlı kalmamalı.

Seçim sonrasında BTSO’nun önündeki asıl sınav şu olmalı:

Bursa’nın ekonomik büyümesi ile yaşam kalitesi arasında nasıl bir denge kurulacak?

Çünkü daha fazla fabrika her zaman daha yüksek yaşam kalitesi anlamına gelmiyor.

Daha fazla üretim;

daha fazla su tüketimi,

daha fazla trafik,

daha fazla nüfus,

daha fazla konut,

daha fazla okul,

daha fazla hastane,

daha fazla altyapı ihtiyacı

getirebiliyorsa, yalnızca üretim rakamlarını büyütmek yeterli değildir.

Bursa’nın yeni vizyonu;

daha çok OSB değil, daha verimli OSB;

daha çok arazi değil, daha yüksek katma değer;

daha çok kamyon değil, daha güçlü demiryolu;

daha çok su tüketimi değil, su verimliliği;

daha çok betonlaşma değil, tarım ve doğal alanların korunması;

daha çok nüfus baskısı değil, planlı büyüme

olmalıdır.

Ekrem Hayri Peker’in yıllardır dile getirdiği uyarının bugün yeniden hatırlanmasının nedeni de tam olarak budur.

Bursa’nın önünde artık “ne kadar büyüyelim?” sorusu değil, “nasıl büyüyelim ve bu büyümenin bedelini kim ödeyecek?” sorusu duruyor.

Ve bu soru, yalnızca BTSO üyelerinin değil, Bursa’da yaşayan herkesin sorusudur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo