BİNALİ EFE YAZDI: ALEVİYE TEPEDEN BAKAN SİYASET, DEMOKRASİYE DE İHANET EDER

BİNALİ EFE YAZDI: ALEVİYE TEPEDEN BAKAN SİYASET, DEMOKRASİYE DE İHANET EDER
  • 4 Eylül 2026 15:40
  • A+
    A-

Tarih, geçmişte yaşananlardan ders alınmadığında kendisini farklı isimler ve farklı yüzlerle yeniden hatırlatır.

Bugün bazı siyasetçilerin, Alevilerin tarihsel hafızasında ağır ve acılı bir yere sahip olan Bitlisli İdris ve Yavuz Sultan Selim gibi isimleri öven söylemler kullanması, Aleviler açısından ciddi bir rahatsızlık yaratıyor.

Dahası, bu sözlerin demokrasi, eşit yurttaşlık ve halkların kardeşliği iddiasıyla siyaset yapan kişiler tarafından dile getirilmesi, ortaya çok daha büyük bir çelişki çıkarıyor.

Altan Tan’ın siyasal İslamcı ve tarikatçı anlayışa yakın çizgisini yıllardır biliyoruz. AKP ve din merkezli siyasete yakın söylemleri artık kamuoyu açısından şaşırtıcı değil.

Ancak Tuncer Bakırhan’ın kullandığı dil, temsil ettiği siyasi gelenek açısından ayrıca sorgulanmalıdır.

“Aleviyi sokaktan aldık, milletvekili yaptık” anlamına gelecek bir ifade ne demektir?

Aleviler, kimsenin sokaktan toplayıp makam bahşedeceği insanlar değildir.

O partilerde milletvekilliği yapmış Alevilerin büyük bölümü; kendi toplumlarının saygın, eğitimli, mücadeleci ve birikimli insanlarıdır. Onların siyasal varlığını bir lütuf gibi göstermek yalnızca Alevilere değil, eşit yurttaşlık anlayışına da saygısızlıktır.

Ben geçmişte HDP baraj altında kalmasın, milyonlarca insanın siyasi iradesi Meclis dışında kalmasın diye oy vermiş insanlardan biriyim.

Bunu herhangi bir etnik kimliğe bağlı olduğum için değil, demokrasiyi savunduğum için yaptım.

Ancak demokrasi tek taraflı bir yol değildir.

Aleviler Kürt halkının uğradığı haksızlıklara karşı ses çıkaracak; Kürt siyasetçiler ise Alevilerin tarihsel acılarını küçümseyecek, Alevilere yukarıdan bakacak ve Alevilerin hafızasında acıyla yer etmiş isimleri övecek…

Böyle bir siyaset anlayışı kabul edilemez.

Tuncer Bakırhan ve benzerleri şunu artık açıkça bilmelidir:

Alevilerin oyları hiçbir partinin tapulu malı değildir.

Aleviler seçimden seçime hatırlanacak bir “oy deposu” değildir.

Selahattin Demirtaş’ın geçmişte toplumun farklı kesimleriyle kurduğu daha kapsayıcı ve demokratik dili, bugün Alevilere yönelik kullanılan küçümseyici söylemlerden ayrı değerlendiriyorum. Bu nedenle Demirtaş’ı bu eleştirimin dışında tutuyorum.

Çünkü bir parti demokrasi diyorsa, önce kendi dilinde demokrat olmak zorundadır.

“Halkların kardeşliği” diyorsa Alevinin yarasına da Kürdün yarasına da aynı vicdanla bakmalıdır.

Faşizme, gericiliğe ve ayrımcılığa karşı olduğunu söylüyorsa, başka bir inanç topluluğunu küçümseyen dili kendi içinde de reddetmelidir.

Alevilere tepeden bakan, onların tarihsel acılarını küçümseyen veya onları siyaseten değersizleştiren hiçbir anlayış, Alevilerden koşulsuz destek beklememelidir.

Çünkü artık yurttaşlar siyasetçilerin yalnızca kimliğine değil, söylediği söze ve ortaya koyduğu demokratik anlayışa bakacaktır.

Hangi halktan olduğundan önce, demokrasiye ne kadar bağlı olduğuna bakacaktır.

Siyasetin ölçüsü kimlik değil; adalet, eşitlik ve özgürlük olmalıdır.

Ve artık şu gerçek unutulmamalıdır:

ALEVİNİN OYU EMANETTİR; KİMSENİN MÜLKÜ DEĞİLDİR.

Demokrasi, herkes için demokrasi olduğu zaman değerlidir.

Alevinin acısını görmeyen, onun onurunu korumayan ve ona tepeden bakan hiçbir siyaset anlayışı, gerçek anlamda halkların kardeşliğini savunamaz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo