Bedri Yalçın’dan 17 Ağustos Mesajı: “Depremi Beklemek Değil, Depreme Hazır Olmak Zorundayız”
Anadolu Birliği Partisi (ABP) Genel Başkanı Bedri Yalçın, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Türkiye’nin deprem gerçeği karşısında artık kaybedecek zamanı olmadığını vurguladı. Yalçın, Marmara Depremi’nde hayatını kaybeden vatandaşları rahmetle anarken, yaşanan büyük felaketin yalnızca geçmişin acı bir hatırası olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin gelecekte yaşanabilecek depremlere karşı çok daha güçlü, kararlı ve kapsamlı politikalar geliştirmesi çağrısında bulundu.
Yalçın’ın mesajında öne çıkan temel vurgu ise oldukça net oldu: Deprem, siyasi tartışmaların üzerinde tutulması gereken bir milli güvenlik ve insan hayatı meselesidir.
17 Ağustos yalnızca bir anma günü değil
17 Ağustos 1999 gecesi Marmara Bölgesi’nde yaşanan deprem, Türkiye’nin afet gerçeğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyan en büyük felaketlerden biri olarak hafızalara kazındı.
Binlerce insanın yaşamını yitirdiği, on binlerce vatandaşın yaralandığı ve çok sayıda yapının ağır hasar gördüğü felaket, Türkiye’nin yapı güvenliği, şehirleşme politikaları ve afet yönetimi konularındaki eksikliklerini de acı biçimde gündeme getirdi.
ABP Genel Başkanı Bedri Yalçın, 17 Ağustos’un yalnızca hayatını kaybedenleri anma günü olmadığının altını çizerek, bu tarihin aynı zamanda geleceğe yönelik ciddi bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Yalçın’ın mesajındaki yaklaşımın temelinde ise şu düşünce bulunuyor:
Deprem öldürmez; dayanıksız yapılaşma, hazırlıksızlık ve ihmal can kayıplarını büyütür.
Bu nedenle deprem gerçeğinin yalnızca deprem meydana geldiğinde hatırlanması yerine, her gün devlet politikalarının ve şehir planlamasının merkezinde tutulması gerektiği vurgulanıyor.
“Siyaset, insan hayatının önüne geçmemeli”
Bedri Yalçın’ın açıklamasındaki en dikkat çekici ifadelerden biri, “Siyaset, insan hayatının önüne geçmemeli” mesajı oldu.
Türkiye’nin farklı bölgelerinde deprem riski bulunurken özellikle İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin taşıdığı riskin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Yalçın, güvenli yapılaşmanın hızlandırılması çağrısında bulundu.
Bu yaklaşım, deprem hazırlığının yalnızca merkezi hükümetin değil, yerel yönetimlerin, siyasi partilerin, meslek kuruluşlarının, yapı sektörünün ve vatandaşların ortak sorumluluğu olduğuna işaret ediyor.
Yalçın’a göre deprem hazırlığı seçim dönemlerinde gündeme gelip daha sonra unutulacak bir konu olmamalı. Tam tersine, uzun vadeli ve kesintisiz bir devlet politikası olarak ele alınmalı.
İstanbul ve Marmara için zaman kaybedilmemeli
17 Ağustos’un yıl dönümünde yapılan açıklamanın en önemli başlıklarından biri de İstanbul ve Marmara Bölgesi oldu.
Türkiye’nin ekonomik ve nüfus açısından en yoğun bölgelerinden biri olan Marmara’da meydana gelebilecek büyük bir depremin yalnızca can kayıpları açısından değil, ekonomik ve sosyal hayat açısından da ağır sonuçlar doğurabileceği gerçeği uzun süredir tartışılıyor.
Bu nedenle Yalçın’ın çağrısı, yalnızca binaların yenilenmesiyle sınırlı bir yaklaşım değil, bütün şehirlerin afetlere karşı dirençli hale getirilmesini kapsıyor.
Güvenli konutlar, sağlam altyapı, ulaşım hatlarının sürekliliği, sağlık tesislerinin dayanıklılığı, toplanma alanlarının korunması, acil müdahale kapasitesinin artırılması ve afet sonrasında temel hizmetlerin kesintisiz sürdürülebilmesi, bütüncül bir deprem hazırlığının parçaları olarak öne çıkıyor.
Kentsel dönüşümde vatandaş mağdur edilmemeli
Yalçın’ın mesajında kentsel dönüşüm konusu da özel bir yer tuttu.
Deprem riski taşıyan yapıların yenilenmesinin zorunlu olduğu belirtilirken, dönüşüm süreçlerinin vatandaşların mağduriyetine yol açmayacak şekilde yürütülmesi gerektiği savunuldu.
Çünkü deprem riski taşıyan binaların yenilenmesi kadar, o binalarda yaşayan insanların dönüşüm sonrasında nerede ve hangi koşullarda yaşayacağı da önemli.
Kentsel dönüşüm yalnızca bir inşaat faaliyeti olarak ele alındığında sosyal boyut gözden kaçabilir. Oysa güvenli şehirler oluşturmanın yanında, insanların ekonomik koşulları, barınma hakkı ve yaşam alanları da dikkate alınmak zorunda.
Bu nedenle dönüşüm politikalarının şeffaf, planlı, bilimsel verilere dayalı ve vatandaşın haklarını koruyan bir anlayışla yürütülmesi gerekiyor.
“Depremi unutmak, yeni acılara davetiye çıkarmaktır”
ABP Genel Başkanı Bedri Yalçın, mesajında şu ifadeleri kullandı:
“Depremi unutmak, yeni acılara davetiye çıkarmaktır. Bizler geçmişte yaşananlardan ders çıkarmak ve geleceğimizi korumak zorundayız. Devletimiz, yerel yönetimler, siyasi partiler ve toplum olarak el ele vermeli; deprem gelmeden önce hazırlığımızı tamamlamalıyız.”
Bu sözler, Yalçın’ın deprem konusunu doğrudan bir siyasi rekabet alanından çıkarıp ortak sorumluluk çerçevesinde değerlendirdiğini gösteriyor.
Buradaki temel mesaj, deprem olduktan sonra müdahale etmek yerine deprem olmadan önce hazırlıkların tamamlanması gerektiği yönünde.
Türkiye’nin geçmiş afetlerden çıkardığı derslerin kalıcı politikalara dönüştürülmesi gerektiğini savunan Yalçın, afet yönetiminin yalnızca arama-kurtarma çalışmalarından ibaret görülmemesi gerektiğine de dikkat çekiyor.
Asıl mücadele depremden önce başlamalı
Bir deprem meydana geldiğinde yapılacak çalışmalar elbette hayati önem taşıyor. Ancak can kayıplarını azaltmanın en etkili yolu, afet gerçekleşmeden önce riskleri azaltmak.
Bunun ilk adımı yapı stokunun bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi.
Riskli yapıların tespit edilmesi.
Güvenli olmayan binaların yenilenmesi.
İmar kararlarının bilimsel verilere göre şekillendirilmesi.
Altyapının güçlendirilmesi.
Acil durum planlarının düzenli biçimde uygulanması.
Vatandaşların afet bilincinin artırılması.
Ve bütün bu çalışmaların yıllarca sürecek siyasi değişimlerden etkilenmeyecek bir sistem haline getirilmesi.
Yalçın’ın mesajında öne çıkan “hazırlığımızı deprem gelmeden tamamlamalıyız” vurgusu da tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor.
Deprem hazırlığı siyasi tercihten öte bir sorumluluk
Türkiye’nin deprem kuşağında yer alan bir ülke olduğu gerçeği yıllardır biliniyor. Buna rağmen deprem hazırlığının ancak büyük bir felaketin ardından yoğun biçimde gündeme gelmesi, toplumun en büyük sorunlarından biri olarak görülüyor.
Bedri Yalçın ise bu yaklaşımın değiştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Deprem hazırlığının siyasi konjonktüre göre değişen bir politika değil, devletin sürekliliği içinde ele alınması gereken bir görev olması gerektiğini savunuyor.
Bu anlayışa göre iktidar değişse de deprem politikası değişmemeli.
Belediye yönetimleri değişse de riskli yapıların tespiti ve güçlendirilmesi devam etmeli.
Bütçe öncelikleri değişse de afet güvenliği geri plana itilmemeli.
Çünkü deprem olduğunda siyasi ayrımlar ortadan kalkıyor; enkazın altında herkes aynı gerçekle karşı karşıya kalıyor.
“Unutmak değil, ders çıkarmak”
17 Ağustos’un 27. yıl dönümünde yapılan açıklamanın en güçlü mesajı da bu noktada ortaya çıkıyor.
Yalçın, 1999’da yaşanan büyük acının yalnızca yıldönümlerinde hatırlanmasının yeterli olmadığını belirterek, geçmişten ders çıkarılması ve geleceğin buna göre hazırlanması gerektiğini savunuyor.
Bu yaklaşım, deprem gerçeğinin toplumsal hafızada canlı tutulmasının yanında somut politikalar üretilmesini de zorunlu kılıyor.
Çünkü bir depremi anmak kolay.
Asıl zor olan, deprem olmadan önce gereken yatırımı yapmak.
Riskli binayı zamanında tespit etmek.
Vatandaşı güvenli konuta taşımak.
Bilim insanlarının uyarılarını siyasi hesapların üzerinde tutmak.
İmar kararlarında kısa vadeli çıkarlar yerine uzun vadeli kamu güvenliğini esas almak.
Ve bütün bunları bir felaket yaşanmadan gerçekleştirmek.
Yalçın’dan ortak hareket çağrısı
ABP Genel Başkanı Bedri Yalçın, mesajının sonunda devlet kurumları, yerel yönetimler, siyasi partiler ve toplumun bütün kesimlerine ortak hareket etme çağrısı yaptı.
Bu çağrı, deprem hazırlığının tek bir kurumun sorumluluğuna bırakılamayacağı düşüncesine dayanıyor.
Merkezi yönetim güçlü bir koordinasyon sağlamalı; belediyeler riskli yapı stokunu ve altyapıyı önceliklendirmeli; uzmanların ve bilim insanlarının görüşleri karar alma süreçlerine dahil edilmeli; vatandaşlar ise afet konusunda bilinçlendirilmeli.
Bütün bu mekanizmaların birbirinden kopuk değil, ortak bir plan doğrultusunda çalışması gerekiyor.
“Gelecek nesillere karşı sorumluluğumuz var”
Yalçın’ın mesajında deprem hazırlığı yalnızca bugünün vatandaşlarının güvenliği açısından değil, gelecek nesiller açısından da bir sorumluluk olarak ele alındı.
Depreme dayanıklı şehirlerin oluşturulmasının artık ertelenebilecek bir siyasi tercih olmadığı vurgulanırken, Türkiye’nin şehirleşme anlayışının afet risklerini dikkate alacak biçimde yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret edildi.
Bugün alınmayan her önlemin gelecekte daha ağır bir bedel doğurabileceği gerçeği, 17 Ağustos’un bıraktığı en önemli derslerden biri olarak öne çıkıyor.
Yalçın’ın mesajı da bu nedenle yalnızca bir taziye açıklaması olarak değil, aynı zamanda deprem hazırlığı konusunda siyasi ve toplumsal bir çağrı olarak değerlendiriliyor.
“Bir daha aynı acıları yaşamamak için”
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yılında hayatını kaybeden vatandaşlar bir kez daha rahmetle anılırken, geride kalan ailelerin acısı da Türkiye’nin ortak hafızasındaki yerini koruyor.
Ancak geçen yıllar, yalnızca geçmişi anmak için değil, geleceği değiştirmek için de kullanılmak zorunda.
Bedri Yalçın’ın mesajındaki ana fikir de burada düğümleniyor:
Deprem kaçınılmaz olabilir; fakat yıkımın boyutu, can kaybının büyüklüğü ve şehirlerin ne kadar hazırlıklı olduğu alınacak kararlarla değiştirilebilir.
Bu nedenle 17 Ağustos’un ardından verilecek en anlamlı söz, yalnızca “unutmayacağız” demek değil.
Riskli binaları tespit etmek, güvenli şehirler kurmak, bilimsel uyarıları dikkate almak ve deprem gelmeden hazırlığı tamamlamak.
Çünkü 17 Ağustos’un üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen değişmeyen gerçek şu:
Depremi durduramayız. Ama depremin felakete dönüşmesini önlemek için bugün harekete geçebiliriz.
ABP Genel Başkanı Bedri Yalçın da mesajında, 17 Ağustos Marmara Depremi’nde yaşamını yitirenleri rahmetle anarak, yakınlarını kaybeden ailelere ve Türk milletine başsağlığı dileklerini iletti.
17 Ağustos’un mesajı acıdır; sorumluluğu ise bugüne aittir.
