ADAM OLMAK MI ZOR, ADAM KALMAK MI?

ADAM OLMAK MI ZOR, ADAM KALMAK MI?
  • 25 Ekim 2026 10:46
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Adam olmak, erkek olmak mıdır? Yoksa adamlık, insanın karakterinde mi saklıdır?

Dilimizde kimi sözcükler , zamanla anlamlarının sınırlarını aşar, birer ahlak ölçüsüne dönüşür. Adamlık da bunlardan biridir. Sözünün eri olan, güvenilir, dürüst, ilkeli, yürekli ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze alan insanlara adam deriz. Bu özellikleri daha da vurgulamak istediğimizde “adam gibi adam ” sözünü kullanırız.

Peki, neden bir insanın dürüstlüğünü, cesaretini ve ilkeli duruşunu anlatmak için erkekliği ölçü alırız? Neden aynı özellikleri taşıyan bir kadını överken” erkek gibi kadın” deriz?

Bu sözlerin altında, yüzyıllardır süregelen bir toplumsal anlayışın izleri yok mudur? Erkekliği güçle, cesaretle ve sözünün arkasında durmakla özdeşleştiren; kadınlığı ise bu özelliklerin dışında değerlendiren bir kültürün kalıntıları değil midir bunlar?

Oysa dürüstlüğün cinsiyeti, cesaretin biyolojisi, ilkeli duruşun kadınlığı ya da erkekliği olmaz. İnsan ya dürüsttür ya değildir. Ya sözünün arkasında durur ya da durmaz. Ya ilkelerine bağlı kalır ya da çıkarları uğruna onları terk eder.
Adam olmak, cinsiyetle değil, karakterle ilgilidir.
Ne var ki günümüzde bu kavramların içinin giderek boşaldığına ilişkin kaygılarımız var. Siyaset sahnesinde verilen sözlerle yapılanlar arasındaki mesafe büyüdükçe, ilkelerle çıkarlar arasındaki mücadele daha görünür hâle geliyor.
Bir zamanlar insanların karakterini anlatmak için kullandığımız sözcükleri, bugün yeniden düşünmek zorunda kalıyoruz.

İLKELİ DURUŞUN CİNSİYETİ OLUR MU?
Siyasette kimi sözler vardır ki yalnızca söylendikleri anın değil, bir insanın karakter anlayışının da tartışılmasına yol açar.
“Arkadaşlarım içerideyken ben tahliye istemem.”
Bu söz, dayanışma duygusunu ve arkadaşlarının yaşadığı güçlüğü kendi kişisel durumunun önüne koyan bir yaklaşımı anlatır. İnsan, böyle bir tutum karşısında kendine şu soruyu sorabilir: Kişisel çıkarından önce dayanışmayı düşünebilmek, toplumsal sorumluluğun bir gereği değil midir?
Bir başka söz:
“Parti değiştirmektense paşa paşa yatarım.”
Bu ifade de kişinin siyasal tercihleri uğruna bedel ödemeyi göze alabileceğini anlatan bir kararlılık beyanıdır.

Elbette bu sözlerin anlamı, onları söyleyen kişinin kim olduğundan çok, zaman içindeki davranışlarıyla ne ölçüde örtüştüğüne bağlıdır. Çünkü ilkeli duruş, yalnızca etkileyici tümceler kurmakla değil, o tümcelerin gereğini yerine getirmekle ölçülür.

İnsanların sözleri kadar eylemlerine de bakmak gerekir. Burada asıl soru şudur: Kişisel çıkarıyla ilkeleri çatıştığında insan hangisini seçer? İnandığı değerlerin arkasında mı durur, yoksa koşullar değiştiğinde söylemini de mi değiştirir?
Bu soruların yanıtı, bir insanın siyasi kimliğinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.

SİYASETTE İLKELER Mİ, ÇIKARLAR MI?
Siyaset, farklı düşüncelerin, programların ve toplumsal beklentilerin yarıştığı bir alandır. İnsanların düşünceleri değişebilir. Bir partiden ayrılabilir, başka bir partiye katılabilirler. Demokratik yaşamda siyasi görüş değiştirmek başlı başına bir ahlak sorunu değildir. Bazen bir siyasetçi, partisinin politikalarını yanlış bulduğu için ayrılır. Bazen yeni bir değerlendirme yapar, düşüncelerinin değiştiğini açıklar. Böyle durumlarda önemli olan, kararın gerekçesini açıkça ortaya koyması ve seçmenine karşı sorumluluğunu gözetmesidir.

Ancak siyasi geçişlerin gerekçeleri açıklanmadığında, verilen sözlerle yapılanlar arasında belirgin çelişkiler oluştuğunda ya da seçmenin iradesinin nasıl temsil edildiği tartışmalı hâle geldiğinde şu sorular gündeme gelir:

Dün savunduğunu bugün neden reddediyorsun?
Dün karşı çıktığın düşünceleri bugün hangi gerekçeyle benimsiyorsun? Değişen düşüncelerin mi, yoksa değişen koşullarda elde edeceğin olanaklar mı? Bunlar, yanıtlanması gereken meşru toplumsal sorulardır.

Bir siyasetçinin parti değiştirmesi tek başına onun karakteri hakkında kesin bir hüküm vermeye yetmez. Fakat her siyasi karar gibi bu karar da gerekçeleri, tutarlılığı ve kamuoyuna karşı sorumluluğu bakımından sorgulanabilir.
Çünkü siyaset, yalnızca makam sahibi olma sanatı değildir. Aynı zamanda güven kazanma ve o güvenin gereğini yerine getirme sorumluluğudur. Siyasette asıl sorun , bir partiden başka bir partiye geçmek değil; savunulan değerlerin hangi gerekçeyle değiştiğini açıklayabilmektir.

OMURGA SAHİBİ OLMAK NE DEMEKTİR?
Omurga, insan bedenini ayakta tutar. Mecazi anlamda ise insanın karakterini ayakta tutan değerleri anlatır. İlke sahibi insan, her koşulda aynı düşünceyi savunmak zorunda değildir. Yeni bilgiler öğrenebilir, yanlışını fark edebilir, düşüncelerini değiştirebilir. Hatta kimi zaman düşüncesini değiştirmek, dürüstlüğün ve gelişmenin bir gereğidir. Ancak düşünce değiştirmekle çıkar uğruna yön değiştirmek aynı şey değildir. Birincisinde gerekçe vardır, açıklama vardır, hesap verebilirlik vardır. İkincisinde ise tutarsızlık kuşkusu doğabilir.

İlkeli insan, yanlış yaptığında bunu kabul edebilir. Verdiği sözün arkasında durmaya çalışır. Koşullar zorlaştığında bile başkalarına karşı sorumluluğunu unutmaz. Kendi çıkarını her şeyin üstünde tutmaz. Bunları yapabilmek için erkek olmak gerekmez.
Kadınlar da erkekler de dürüst olabilir, yanılabilir, cesur davranabilir, korkabilir, ilkelerinden vazgeçebilir ya da onların arkasında durabilir.
Öyleyse neden bazı kadınların kararlılığını anlatırken onları erkeklikle özdeşleştiriyoruz?
Neden bir kadının yürekliliğini övmek için onu erkekliğe benzetiyoruz da erkeklerin dürüstlüğünü anlatmak için kadınlığa benzetme gereği duymuyoruz?

Bu dil, farkında olmadan erkekliği üstün bir ölçü, kadınlığı ise o ölçüye yaklaşınca övülen bir konum olarak sunmuyor mu? Belki de artık sözcüklerimizi de sorgulamanın zamanı gelmiştir.
Bir kadının cesaretini anlatmak için yürekli kadın, bir erkeğin dürüstlüğünü anlatmak için dürüst insan demek yeterlidir.
Çünkü erdemlerin cinsiyeti yoktur.

ADAMLIK, GÜÇLÜNÜN YANINDA DEĞİL, HAKLININ YANINDA DURMAKTIR
Toplumsal yaşamda insanın karakteri, yalnızca güçlü olduğu zamanlarda değil, güçsüz kaldığında da ortaya çıkar. Çıkarı olduğu için birinin yanında duranla, haklı olduğuna inandığı için birini destekleyen aynı kefeye konulabilir mi?
İşler yolundayken verilen sözlerle, işler tersine döndüğünde gösterilen tutum aynı değerde midir?

Herkesin alkışladığı bir düşünceyi savunmakla, eleştirilme pahasına inandığı gerçeği dile getirmek arasında fark yok mudur? İnsan, asıl sınavını rahat günlerde değil, zor zamanlarda verir.

Bazen bir sözün arkasında durmak bedel ödemeyi gerektirir. Bazen haksızlığa karşı çıkmak, kişinin kendi çevresinden tepki görmesine neden olur. Bazen de doğru bildiğini savunmak, kısa vadeli bir kazançtan vazgeçmeyi gerektirir.

İşte o zaman karakter, söylemlerin ötesine geçerek davranışlarda görünür hâle gelir. Ancak burada da önemli bir ayrıntıyı unutmamak gerekir: Bedel ödemek tek başına haklılığın kanıtı değildir. İnsan, yanlış bir düşünce uğruna da bedel ödeyebilir. Bu nedenle cesaret kadar akıl, kararlılık kadar vicdan, bağlılık kadar sorgulama yeteneği de önemlidir.

ADAM KİME DENİR?
Adam, erkek midir yalnızca?
Bir sözü tuttuğu için mi adamdır insan?
Haksızlığa karşı çıktığı, güçlünün karşısında eğilmediği, zayıfın hakkını koruduğu için mi?
Yoksa bütün bunları yaparken başkalarının haklarına saygı gösterdiği, kendi yanlışlarıyla yüzleşebildiği ve gerektiğinde özür dileyebildiği için mi?

Belki de adamlığı tek bir davranışa, tek bir söze ya da tek bir siyasi tercihe sığdırmak mümkün değildir. İnsan, zaman içinde yaptığı seçimlerle kendini ortaya koyar. Sözleriyle davranışları arasındaki uyum, başkalarına karşı sorumluluğu, gücü eline geçirdiğinde nasıl davrandığı ve çıkarlarıyla ilkeleri çatıştığında ne yaptığı, karakteri hakkında fikir verir. Bu nedenle insanları değerlendirirken cinsiyetlerine, siyasi kimliklerine ya da kullandıkları etkileyici sözlere değil, somut davranışlarına bakmalıyız.

Bir kadının ilkeli duruşunu erkeklikle ölçmekten vazgeçmeliyiz. Bir erkeğin cinsiyetinden dolayı dürüst, cesur ya da güvenilir olduğunu varsaymamalıyız. Çünkü insanı yücelten, taşıdığı unvan değil; davranışlarıdır.

Siyasetçiyi değerli kılan makamı değil, kamu görevini nasıl yerine getirdiğidir. İnsanı saygın kılan gücü değil, o gücü nasıl kullandığıdır. Dostluğu değerli kılan yakınlık değil, güvenilirliktir.
Ve bütün bunların temelinde aynı ölçü vardır: İnsanın sözüyle özü arasındaki uyum.

Artık adam gibi adam ya da erkek gibi kadın demek yerine, dürüst insan, ilkeli insan, yürekli insan demeyi öğrenmeliyiz. Çünkü adamlık bir cinsiyet konusu değil, bir karakter sorunudur.
Erkek olmak biyolojik bir özelliktir; adam olmak ise insanın yaşamı boyunca yaptığı seçimlerle anlam kazanan ahlaki bir sorumluluktur.

Son sözümüz şu olsun:
İnsan, cinsiyetiyle değil karakteriyle büyür.
Sözüyle güven verir, davranışıyla saygınlık kazanır, ilkeleriyle ayakta kalır. Ve gerçek değerini, çıkarlarıyla vicdanı karşı karşıya geldiğinde yaptığı seçimlerle ortaya koyar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo Yüz Ağdası