5. Uluslararası Bursa Gastronomi Festivali’nde Damak Patlatan Lezzetler.
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Bahri Palas makalesinde;
Bir kenti tanımak için mutfağına oturmanız gerekir. 8.500 yıllık kesintisiz yerleşim geçmişiyle medeniyetlere beşiklik etmiş, Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olarak saray mutfağının temellerini atmış Bursa, gastronomi dünyasının en görkemli buluşmalarından birine ev sahipliği yaptı.
Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kültür Turizm Tanıtma Birliği iş birliğiyle Merinos Parkı’nın yeşil dokusunda düzenlenen 5. Uluslararası Bursa Gastronomi Festivali, bu yıl çok özel bir tarihi dönüm noktasını taçlandırıyor: Bursa’nın Fethinin 700. Yılı. Bu anlamlı yıldönümünün ruhuna uygun olarak belirlenen “Fetheden Lezzetler” teması, kılıçla kazanılan zaferlerin asırlar boyunca damaklarda ve gönüllerde kurduğu lezzet imparatorluğunu gözler önüne seriyor.
Bugün uluslararası bir marka haline gelen festival, aslında adım adım inşa edilen kararlı bir vizyonun eseri. 2022 yılında “İpeksi Lezzetler” temasıyla ilk meşalesi yakılan organizasyon, 350 bin ziyaretçiyle yola çıkmıştı. 2023’te doğaya ve toprağa saygıyı temel alan “Yeşil Bursa Yeşil Gastronomi” anlayışıyla sürdürülebilirlik rotasına girdi. 2024’te “Damağımdaki Bursa” diyerek 7 ülkeden katılımcıyı ağırlayıp yarım milyon ziyaretçiyi aştı; 2025’te ise “Rota Yeniden Oluşturuluyor” mottosuyla dünya gastronomi turizmindeki hedeflerini büyüttü.
Beşinci yılına ulaştığında festival, artık yalnızca bölgesel tariflerin sergilendiği bir alan değil; dünyanın dört bir yanından gelen şeflerin, akademisyenlerin ve lezzet tutkunlarının buluştuğu devasa bir kültür platformuna dönüştü.
Festival alanına adım attığınızda havaya yayılan tereyağı, taze pide ve köz kokusu, Bursa mutfağının neden bir dünya mirası olduğunu tek bir nefeste anlatıyor. Merinos Parkı’nda kurulan stantlar, adeta bir kentin lezzet haritasını önümüze seriyor.
Bir tarafta tescilli lezzetlerimizin görkemli geçidi var: Hakiki tereyağı ve domates sosuyla buluşan Bursa Döner Kebabı (İskender), köftesiyle nam salmış İnegöl Köfte ve Pideli Köfte; sokak kültürümüzün vazgeçilmez kahvaltılıkları Cantık ile fırınlardan tüten Tahinli Pide… Çay saatlerinin baş tacı Cevizli Lokum, tatlı krizlerinin asil çözümü fırınlanmış Süt Helvası ve Uludağ’ın eteklerinden gelen Kestane Şekeri.
Mustafakemalpaşa Tatlısı: Bir asır önce göçmen bir annenin çocukları için evinde yapmaya başladığı, 1920’lerde dondurmacı Ahmet Bey’in ticarete kazandırdığı ve 1970’lerden sonra modern tesislerde üretilerek tüm Türkiye’ye yayılan peynir tatlısı, bir kentin dayanışma ve girişimcilik öyküsünü simgeliyor.
Orhangazi Gedelek Turşusu: Yüksek kalsiyumlu ve kireçli Gedelek Pınarbaşı Kaynak Suyu ile hiçbir kimyasal katkı maddesi olmadan kurulan, 2017 tescilli bu efsane turşu; lahanadan domatese, çağladan elmaya kadar uzanan zengin çeşitliliğiyle çıtırlığını doğanın mucizesinden alıyor.
Ziyaretçiler, Orhaneli yöresinin sade ve doyurucu Yufka ıslamasını tadarken; saray mutfağının meyve ve eti eşsiz bir zarafetle birleştiren başyapıtı Mutancana ile buluştu. İncecik açılmış hamur katları arasında servis edilen Kirde kebabı, mevsimin en taze sebzesiyle hazırlanan kuzu etli enginar dolması ve hafif mayhoş aromasıyla damakları saran mürdüm erikli kuzu yahnisi, 700 yıllık mutfak estetiğinin en somut kanıtıydı. Ziyafetin son noktası ise adından da anlaşılacağı üzere padişahlara layık bir lezzet olan, un yerine nişasta ve sütün kavrulmasıyla sabırla pişirilen Helva-i Hakani ile konuldu.
Kardeş Şehirlerin Ortak Sofrası
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kendine has aromasıyla sofraları süsleyen geleneksel tavuklu molehiya ve tereyağlı pilavıyla Akdeniz rüzgârı estirdi.
Belarus (Mogilev), Doğu Avrupa’nın mütevazı ve besleyici lezzeti Zozulya yulaf lapasının yanı sıra çikolata kaplı kuru erik, fındık tatlısı ve ferahlatıcı meyveli kompostosuyla ilgi topladı.
Bulgaristan (Pleven), Tuna Nehri’nin bereketiyle hazırlanan geleneksel soğuk balık çorbası Pryasolu ile ziyaretçilere farklı bir çorba kültürü sundu.
Bosna-Hersek (Saraybosna), çıtır çıtır el açması Boşnak böreği, şerbetli hurmacık tatlısı ve yanında közde pişirilmiş mis kokulu geleneksel Boşnak kahvesiyle ortak Balkan köklerimizi selamladı.
Bulgaristan (Veliko Tırnovo) ise yöresel sebze şöleni Sharena Mandzha ve köklü tarihini yansıtan zengin Boyar yemeği ile sofraya zenginlik kattı.
Festivali sıradan bir yeme-içme panayırından ayıran en temel fark; bilgi, bilim ve sanatla harmanlanmış olmasıydı. Bundan dolayıdır ki Büyükşehir Belediyemizin yöneticilerine teşekkür ediyorum.
3 gün boyunca devam eden Gastrosahne & Masterclass gösterilerinde dünyaca ünlü şefler ve Michelin yıldızlı konuklar, geleneksel Bursa malzemelerini çağdaş pişirme teknikleriyle birleştirerek canlı gösteriler sundular. Minik şeflerin mutfak önlüklerini takıp yarıştığı çocuk atölyeleri, gastronomi mirasının gelecek nesillere aktarılmasında neşeli bir köprü oldu.
Öte yandan festivalin akademik panellerinde; gastronomi yazarları, akademisyenler ve üreticiler bir araya gelerek “Gıda Mirası”, “Sürdürülebilir Tarım” ve “Saray Mutfağından Günümüze Bursa Gastronomisi” başlıklarını masaya yatırdılar. Akşamları ise Merinos Parkı, binlerce insanın aynı şarkılara eşlik ettiği ücretsiz halk konserleri ve sahne gösterileriyle coşkulu bir festival alanına dönüştü.
Bursa’nın Fethinin 700. Yılı anısına düzenlenen 5. Uluslararası Bursa Gastronomi Festivali, adının hakkını tam anlamıyla verdi: Lezzetler, sınırları ve kalpleri fethetti.
Gedelek’in şifalı kaynak suyundan Mustafakemalpaşa’nın peynirine, sarayın Mutancana’sından Saraybosna’nın böreğine kadar uzanan bu görkemli sofra; iyi yemeğin sadece midemizi değil, ortak insanlık hafızamızı da beslediğini hatırlattı. Kendi toprağına, üreticisine, suyuna ve asırlık tariflerine sahip çıkan bir kentin dünyada söz sahibi olabileceğini kanıtlayan Bursa Büyükşehir Belediyesi ve emeği geçen tüm paydaşlar büyük bir teşekkürü hak ediyor.
Eğer bu festivalden çıkarılacak tek bir ders varsa, o da şudur: Tarih kitaplarda okunur; ancak kültür, ortak bir sofrada paylaşılan lokmalarla yaşatılır.

