Demokrat Zafer

Murat Koç yazdı; SAĞLIK DARBESİ Mİ YAŞIYORUZ.?

Köşe yazarımız Murat Koç makalesinde;

Yakın tarihte “Ordu, Emniyet, Yargı ve Bürokrasi” içerisinde ki belli bir kesimin gücü ve makamı ele geçirince Vatana, Millete, Devlete nasıl ihanet ettiğini hep birlikte izlemiştik. Simdi ise bir “Sağlık Darbesi” ile karşı karşıyayız.

Birileri kendilerine emanet edilen imkânları ve makamları kullanıp milletin İRADESİNİ yok sayarak, Milletin geleceğini, yarınlarını çalmak istemektedir. Yerine ise “efendilerinin” projelerini dikte etmeye çalışmaktadır.

Bir kesim azınlık tarafından, silahsız olarak gerçekleştirilmeye çalışılan bir kalkışma, bir darbe ile karşı karşıyayız!

Ama bu sefer; haki üniformalı-silahlı askerler değil, beyaz üniformalı, elinde iğne ve neşter olan, doktorlar ve hemşireler kullanılıyor. Maalesef doktor ve hemşirelerimiz ise (Covit-19 döneminde olduğu gibi) ya çaresizlikten veya bilinçsizlikten bir kez daha bu işe alet olmuş durumdalar…

Bu sözler size neyi çağrıştırıyor bilemiyorum ama bana; “DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) güdümündeki TTB (Türk Tabipler Birliği) ve onun komutasında yapılanmış Özelleşmiş Sağlık sektörünü çağrıştırıyor. 

Bu darbe ile özellikle çocuklarımıza yani geleceğimize yönelmiş sinsi bir saldırı yürütülüyor.. Ve bu sinsi saldırı ise ne yazık ki; “güya çocukların menfaatine ve onların üstün yararına olduğu..”  algısı oluşturularak ve bu maske altına yapılmaktadır.

Artık ailelerinden izin dahi alınmadan zorla topuk kanı alınması ve aşı uygulaması yapılmak istenmektedir. Güya medeniyet ve teknolojinin zirve yaptığı 21. YY da, ORTA ÇAĞ ENGİZİSYON zihniyeti ile 50 civarında (zararı kesin, faydasına ise garanti edilmemiş) aşı ve topuk kanı uygulaması Türk Milletine zorlanmaktadır.!

Aşıların zararı ile ilgili; çok sayıda doktorun (Yurt içi ve yurt dışı) makalesi bulunduğu için bu konuda detaya girmeyeceğim, isteyenler internetteki kaynaklardan yararlanabilirler.

Topuk Kanı meselesinde ise ebeveynler, eğer bu konuda bilinçlenmiş ve bu uygulamayı reddetmiş iseler bu sefer de yargı ve kolluk (Polis-Jandarma) aracılığı ile hukuksuz bir şekilde zorlanmaya başlanmıştır.

Aileler aslında çocuklarına bedava test yapılmasına karşı değildirler, sadece bu testin “topuktan ve çocuk doğar doğmaz” yapılmasına karşıdırlar. Çünkü bu uygulamanın ve yapılma şeklinin zararlı olduğunu; Prof. Dr. Alişan Yıldıran ve Doç. Dr. Cüneyt Konuralp gibi çok sayıda (Yerli yabancı) doktor makalelerinde belirtmektedir.!

Ancak asıl sorun ise; Faydası hiç bir şekilde garanti edilmeyen, zararı ise kesin bu uygulamanın  AİLENİN VELAYET HAKKINI DA HİÇE SAYARAK sağlık sektörüne gelir temin etmek için ailelere zorlanmasıdır.!

Çocuğun sağlığı hakkında müdahale hakkı olanlar; Aile, çocuğun kendisi ve Devlettir.

Çocuk temyiz kudretine sahip oluncaya kadar, yani eski tabir ile “akıl baliğ oluncaya” kadar bu konuda doğru karar verme yetisine sahip değildir. (Hukukumuzda bu 15 yaş olarak gösterilmektedir.) Buradaki asıl soru; Bilinci gelişmemiş çocuklar ve yenidoğanlar hakkında onların iyiliği için kimin karar vereceği meseledir.!

Mevcut hukukumuza göre Devlet ancak ailenin velayetten doğan vazifelerini yerine getiremediği, çocuğun sağlığı ve hayatının ciddi bir şekilde tehlikede olduğu “İSTİSNAİ DURUMLARDA” müdahale edebilir. Bunun için ise şahit-şikâyetçi, sosyal hizmetlerin yerinde tespiti ve doktor raporu gerekir. Günümüzde ise bu şartların hiç birisi yerine getirilmeden topuk kanı reddi yapan aileler hakkında tedbir kararları verilmektedir. Buradaki hedefin ailenin velayetten doğan tıbbi müdahaleyi ret, tedaviyi seçme hakkını ortadan kaldırmak olduğu açıktır.!

Bu istisnai durumlar haricinde çocuk hakkında en doğru tercihi yapacak olan; Tabiki “Onu bin bir zahmet ile doğuran, büyüten ve herkesten çok seven” ailesidir.. Çünkü aile, bir doktor veya sağlıkçı olmasa da çocuğa yakınlığı ve sevgisi sebebi ile gerekli araştırmayı yapacak isteğe ve onun için en doğruyu isteyecek hassasiyete sahiptir. Zaten hukukumuzda bu tercih hakkı da aileye aittir. İşte bu hukuki durum artık aile aleyhine değiştirilmek istenmektedir.! En büyük tehlikelerden biri işte budur..

Son zamanlarda çocukların sağlığı hakkında karar verme yetkisi; Devlete, daha doğrusu devlet adı altında; DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından yönetilen, özelleşmiş Sağlık Sektörüne devredilmek istenmektedir.! Bu iş SMA testlerinin topuk kanı testlerine eklendiği 2022 yılından sonra nedense çok hızlanmıştır. SMA ilacı Zolgensma ise 2 Milyon 100 bin TL ye satılmaktadir. Aileler ise etkisi kanıtlanmamış bu ilacı satın alınmak için meydanlarda dilendirilmektedir. Yine Kistik fibrosiz ilacı ise yıllık 300 bin dolardır. Fenilketanüri’nin yurt dışından gelen özel besinleri de çok pahalıdır ve bunları devlet karşılamamaktadır.!

Yani topuk kanı ile taranan 6 hastalıktan 3 tanesi çok pahalı tedavileri ödenmemektedir. Ama Sağlık Sektörünün çıkarı için hayatında mahkeme-karakol görmemiş ve çocuklarına son derece düşkün ailelerin kapısına polis-jandarma gönderilmekte, lohusa anneler mahkemelere dikilmekte, aileler sürekli aranarak “Çocukları elinden alınmak ile veya ceza almak ile” tehdit edilmekte, bunun neticesinde ise o Lohusa anneler strese sokulmakta, sütleri kesilmekte, eşleri ile araları bozulmaktadır.

Elbette bu tehditler tamamen hukuk dışıdır ve yalandır. Yapılan şey kuru bir baskıdan başka bir şey değildir.! Bu baskıların sonunda ne kimse çocuğu almaya kalkmakta, (Tedbir kararı olsa bile) ne çocuktan zorla kan alınabilmekte, ne de aile bir ceza almaktadır. Son olarak Adana da çocuğuna kayyım atanmak istenen Murat Çakmak’ın takipsizlik kararı (Suçlu olmadığı kararı) basına yansıdığı için bunun detayına girmek istemiyorum.

Ancak bu çok tehlikeli bir gidişattır. Bu, bir Milletin geleceğinin yani çocuklarının sağlığı ve hayatı hakkında karar verme yetkisinin adeta “Yenidoğan Çetelerine” devredilmek istenmesidir. Ülkemizde “Yenidoğan çeteleri” ise buz dağının sadece görünen ucudur ve her sağlık alanında bir çeteleşmeden bahsedilmektedir. Ne yazık ki bu çetelerin üstü tozlanmış örtüler ile kaplıdır, ancak inanıyorum ki bir gün bu örtüler açılacak ve gerçekler bütün çıplaklığı ile ortaya çıkacaktır.

Bu yaşadıklarımız bana Hz. Musa devrinde firavun tarafından katledilen Yahudi çocuklarını hatırlatmaktadır. Bazen de (Çoluk çocuk demeden) topyekün katledilen GAZZE halkını hatırlamaktayım.. Ülkemizde ise bu katliam YENİDOĞAN ÇETELERİ gibi eller ve zihniyetlerle yapılmaktadır.!
Ancak yukarıda da belirtiğim gibi günümüzde bu iş oldukça sinsi bir şekilde ve çocukların menfaati ve ÜSTÜN YARARI bahane edilerek yapılmaktadır, ki bence asıl tehlike de işte budur.! Milletimiz, üzerinde oynanan oyunlara karşı adeta kör edilmektedir..

Neticede doğan çocuk sayısı gittikçe azaldığı gibi (Dünyanın en düşük nüfus artış oranına sahibiz), hasta ve ölen çocuk sayısı da gittikçe artmaktadır. Bu hastalanan veya ölen çocuklar, aşı-topuk kanı alınmamış çocuklar değildir.. Çünkü aşı ve topuk kanı reddindeki artış yenidir.!  Bu yaşadığımız sıkıntı, tamamen ticarileşmiş ve dış merkezlerce yönetilen (Güya) modern Sağlık Sektörünün bir eseridir.!

Aşı yaptırmayan ve topuk kanı vermeyen çocuklar ise net bir şekilde çok daha sağlıklıdır..

Her ne kadar basının ve Sağlık Sektörünün söylemi aksi yönde olsa da bu söylem bir manipülasyondan ibarettir ve ALGIDIR.!

Son zamanlardaki bu aşı ve topuk kanı reddindeki artışın sebebi ise kesinlikle ailelerin cahilliği değildir.! Bilakis bunun sebebi ailelerin aşı olan ve olmayan çocukların sağlık durumunu karşılaştırmaları, aşısız-topuk kanı vermemiş olan çocukların çok daha sağlıklı olduğunu görmeleri ve de insanların hızla bilinçlenmesidir.! Artık insanlarımız (organize bir şekilde) basın ve Sağlık Sektörünce söylenen yalanlara değil, gözleri ile gördüklerine inanmakta, buna göre hareket etmektedir..

Pekiyi bu sistem nasıl organize ediliyor;

Elbette performans ve pirimle… Çünkü her aşı ve topuk kanı reddinde Aile Sağlığı Merkezleri çalışanlarının maaşları düşüyor, buradan da anlıyoruz ki bu merkezlerin asıl işi sisteme hasta üretmek ve sistemi beslemek, çünkü aşı ve topuk kanı işi haricinde bu merkezlerin yaptığı iş insanları hastanelere yönlendirmektir.

Elbette hastane kapısından içeri giren çocuklar bir sürü gereksiz ve zarar veren testlerden geçirilmekte, sonunda çok sayıda yanlış teşhis ile bu çocuklar zarar görmekte veya en azından bir teşhis koyulmasa dahi hırpalanmaktadırlar.. Bu arada SGK nın kasası, milletin cebi boşalmaktadır.! Herkesin bu konuda benzer bir tecrübesi olduğuna duyuyorum.

İnanıyorum ki bu zulümlerin bir gün hesabı sorulacak ve bu zulmü yapanlar ve buna aracı olanlar yargılanacaktır. O gün geldiğinde hepsinin mazeretlerini duyar gibiyim; “Sağlık Bakanlığı, bilim, bilmiyorduk…” vs. Ancak o gün hiçbir mazeretlerinin kabul edileceğine inanmıyorum..

Muhtemelen bu zulümleri yapanlar da o günün gelmeyeceğini, gelse bile kendilerinin “sütten çıkmış ak kaşık” muamelesi göreceklerini zan ediyorlar.! Ama tarih bunun aksini söyleyen vakıalar ile doludur. Bir anda değişir işler, birden rüzgâr ters taraftan esmeye başlar.. Ne olmazlar olmuştur tarihte.. Mesela 28 Şubat 1000 yıl sürecek demişlerdi, bakın ne oldu.! Merak etmeyin bu da olur, Hz. Allah ne olmazları oldurmuştur, asıl güç sadece Allah C.C. nin elindedir, diğerleri eline verilmiş oyuncaklar ile imtihan edilen acizlerdir.

Selam, Dua ve Hürmet ile

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ