Demokrat Zafer

Bahri Palas yazdı; BAYRAM

Yerel basınımızın usta kalemi ve bilge araştırmacı gazeteci Bursa Vatan Medya Gurubu yazarlarından Bahri PALAS ‘ın kaleminden…

Bir bayramı daha öyle yada böyle bir şekilde ardımız sıra bıraktık. Geçen günlerle birlikte aslında ömrümüz de gelip geçiyor ne yaparsak yapalım. İlahi kanun bu şekildeyse rıza göstermekten başka bir ihtimalimiz yok.

Hani bazen birileri özellikle sosyal medyada bayramların eski tadı tuzu kalmadı filan yazıp paylaşım yapıyorlar ya ben şahsım adına konuşayım çok kızıyorum. Siz ne düşünüyorsunuz bilmem tabiki de ben kendi düşüncemi belirttim.

Çocukluk dönemlerime astral bir seyahat yapıyorum bazen ; şaka şaka ne astralı ya sadece hatırlayabildiğim kadarıyla çocukluk yıllarımı bazen büyük bir özlem ile düşünüyorum.

Babam tek çalışır üç çocuğu büyütmek, okutmak derdiyle gece gündüz çalışırdı. Yalan …

Sadece çalıştığını biliyorum ama şimdinin büyük otomasyon fabrikalarındaki gibi zor şartlarda çalıştığını da düşünmüyorum. Şimdi çalışma şartları çok daha ağır. Tuvalete giderken bile posta başından kart yada izin alıpta gidilebiliniyor bu dönemde. Gittikçe de şartlar çok daha zora doğru gidiyor. Buna bir dur diyen de yok. Sendikalar tamamen figüran ama çok üzülerek söylüyorum ki bu kapitalist düzen içerisinde fabrikaların, iş yerlerinin kar marjları da son derece düşük olduğu için olsa gerek dünyamız yaşanılabilir bir yer olmaktan çıkıp gidiyor.

Evde genellikle bir ampul yanardı birde belli saatlerde televizyon çalışırdı. Oysa şimdi bırakın her odada yanmayı sadece bir odadaki avize de dört adet ampul yanmakta.

Düşünsenize internet yok, bilgisayar yok, cep telefonu yok. Yokluk aslında ne kadar güzelmiş diyesim var. Anam genelde yere bir sofra bezi serer üzerine tahtadan yapılmış ayakları katlamalı sofralık ve onun üzerinde de büyükçe bir tepsi. İlk sofraya ekmeklerle birlikte çorba tenceresi konulur en ortaya. Dumanı üstünde tüten çorbaya ailedeki herkes kaşıklarını daldırarak içmeye başlar. Evet evet aynı tencereden. Şimdiki gibi herkesin sofra masasında yemek tabağı ayrı, çorba kasesi ayrı, artı pilav yada garnitür koymak için tabakları ayrı değildi. Çok az bulaşık çıkar onuda annelerimiz , babaannelerimiz yada ablalarımız elde yıkarlardı. Maalesef bulaşık makinası yoktu evlerde. Hatırlayanlarınız vardır mutlaka siz değerli okuyucularımdan.

Benim hatırladığım kadarıyla küçük boy bir merdaneli çamaşır makinamız vardı lakin ben annemi , nenemi nedense hep çamaşırları elde yıkarken hatırlıyorum. Sebebini tam olarak bilemesemde. Çok büyük ihtimalle ceyran fazla yakmasın diyedir diye tahmin ediyorum.

Kıt kaynaklar son derece iktisatlı kullanılıyordu. İsraf mümkün değildi. Nimetten önce anne, baba ve diğer aile büyüklerinin seni çarpma olasılığı çok daha yüksekti. Herkes tabağına konulan yemeği silip süpürür ve bittikten sonra da ekmeğiyle tabağı sünnetlerdi.

Şimdi bağırıp duruyorlar da o vakitte de her gün etli yemek konmazdı önümüze. Hafta da bir o da cumartesi günleri köfte görürdük Pazar günleri de genellikle pazardan canlı olarak alıp kestirdiğimiz tavukların etleri ile yapılan yemekler geri kalan sebze yemekleri. Ben bu yemeği yemeyeceğim demek gibi bir lüksümüz de yoktu.

Şimdi neredeyse hergün dışarıya çıkmadan duş alıp çıkıyoruz. Pantolonumuz her gün değişmese de gömleklerimizi bir gün giyip çıkartıyor kirli sepetine atıyor ve jilet gibi ütülenmiş temiz gömleklerimizi giyip çıkıyoruz.

Can dostlarım bunlara daha yüzlerce örnek verebiliriz ama en manidarı bence şu ki benim çocukluğumda bayramdan bayrama bana ayakkabı alınır ve giyeceğim günü yani bayramın ilk gününü sabırsızlıkla beklerdik. Ve giydiğimiz o gün dünyalar bizim olurdu. Hele son gün yeni eşyalarımızı başımızın ucuna koyardık ki o heyecanı , o mutluluğu anlatmak imkansız.

Can dostlarım şimdi öylemi ki öyle bir bolluk var ki ama azın bereketi yok, o mutluluk yok.

Bu kadar bolluğun, bu kadar israfın içerisinde insanın mutlu olabilmesi ne mümkündür ki.

Şimdilerde çocuklarımızı mağdur etmemek adına hiçbir şeyi eksik etmiyoruz. Çeşit çeşit elbiseler , nimetler, oyuncaklar, telefonlar lakin biz aldıkça çocuklarımızı mutlu edemiyoruz. Herşeyin fazlası zarar diye düşünüyorum.

Sizlerle içimdeki bir sıkıntıyı paylaşmak istedim. İnşallah okurken sıkılmamışsınızdır.

Dostlarım paylaşımcı ve dayanışmacı bir toplum modelini kendimize destur edinemez sadece kendi çoluk çocuğumuzu mutlu etmek için yaşarsak bu nefsani yaşayış biçimi bizim insani yaşantımızın sonunu getirir. Sonra çok üzülürüz ama bir daha geri dönüşü olmaz. Toplum dejenere olur bu bataklığın içerisinde kaybolur gideriz.

Bir başka yazımda buluşmak üzere.

Saygı ve sevgilerimle.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ