DÜNYA NEYİ PAYLAŞAMIYOR? AÇGÖZLÜLÜK MÜ, DOYUMSUZLUK MU, YOKSA GÜÇ GÖSTERİSİ Mİ?
Gazeteci yazar Hasan Mesut Ekmen gözüyle;
Dünya neyi paylaşamıyor? Mesele gerçekten toprak mı, para mı, petrol mü, enerji mi? Yoksa bitmek bilmeyen bir açgözlülük, doyumsuzluk ve güç gösterisi mi?
Her gün başka bir coğrafyada savaş çıkıyor, başka bir ülkede insanlar evlerinden, yurtlarından oluyor. Şehirler yıkılıyor, çocuklar ölüyor, insanlar göç yollarına düşüyor. Peki bütün bunlar kimin çıkarına?
Silah tüccarları, ilaç sektörünün devleri, petrol ve enerji baronları… Acaba dünya haritası üzerinde yaşanan bu bölgesel çatışmaların arkasında yalnızca siyasi hesaplar mı var, yoksa büyük ekonomik çıkarlar ve paylaşım mücadeleleri mi yatıyor? Bölgeler mi paylaşılıyor, yoksa belli çevrelerin ortak menfaatleri mi korunuyor?
Bir ülkenin güçlü, diğerinin zayıf olduğu söyleniyor. Bir yerde daha fazla kazanç imkânı görülüyorsa orada yeni bir kriz mi başlatılıyor? Peki bütün devletler bu düzenin farkında değil mi? Farkındalarsa neden bu çıkar çevrelerinin karşısında yeterince güçlü bir duruş sergileyemiyorlar?
Oysa Allah, dünyayı öyle bir denge üzerine yaratmış ki her coğrafyaya farklı nimetler, farklı zenginlikler vermiş. Bir bölgede petrol var, diğerinde maden; birinde tarım imkânı, diğerinde teknoloji geliştirecek insan gücü… Aslında bütün bunlar birbirini tamamlasın, ülkeler birbirinde olmayanı takas etsin, üretsin, paylaşsın ve birlikte gelişsin diye.
Ama gelin görün ki dünya bu dengeyi kurmak yerine, sahip olduklarıyla yetinmeyenlerin mücadelesine sahne oluyor.
Birileri rahat ve konfor içinde yaşarken, başka birileri ülkesi ayakta kalsın, teknolojide ilerlesin, üretim yapabilsin diye gece gündüz çalışıyor. Kimi parasına, altınına, petrolüne güveniyor; kimi ise aklını, bilimini, teknolojisini ve üretim gücünü geliştiriyor.
İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.
Hazıra güvenen, üretmeden tüketen, sahip olduğu doğal kaynakları bir güç unsuru olarak görüp kendisini güvende sanan ülkeler, bir gün başkalarına bağımlı hâle gelebiliyor. Çünkü para da, altın da, petrol de tek başına gerçek güç olmaya yetmiyor. Teknolojiniz yoksa, üretim yapamıyorsanız, kendi ihtiyaçlarınızı karşılayamıyorsanız sahip olduğunuz zenginlikler sizi her zaman güçlü kılamaz.
Çin, Rusya, ABD, İngiltere ve Almanya gibi ülkeler neden sürekli güçlerine güç katıyor? Çünkü yalnızca ellerindeki kaynaklarla yetinmiyorlar; bilim, teknoloji, sanayi ve savunma alanlarında da yatırımlarını sürdürüyorlar. Üretiyor, geliştiriyor ve geleceğin dünyasında söz sahibi olmak için çalışıyorlar.
Peki bu ülkelerin güçlenmesinin neresinde yanlışlık var? Bir ülkenin aklını, bilimini, teknolojisini ve üretimini geliştirmesi neden sorgulansın? Asıl sorgulanması gereken, kendi imkânlarını değerlendiremeyen, üretmek yerine tüketmeyi tercih eden ve başkalarına bağımlı hâle gelen anlayış değil mi?
Rabbim insana akıl vermiş, düşünme yeteneği vermiş, dünyayı da farklı nimetlerle donatmış. Bu nimetleri doğru kullanmak, geliştirmek ve gelecek nesillere aktarmak da insana düşen sorumluluktur.
Sahip olduğun nimeti değerlendirmek yerine onunla gününü gün eder, üretmekten vazgeçer, bilime ve teknolojiye yatırım yapmazsan bir gün başkasının ürettiğine muhtaç kalırsın. Sonra da dönüp neden güçlü değiliz diye isyan edersin.
Oysa mesele yalnızca başkalarının neye sahip olduğu değil, senin elindekini nasıl değerlendirdiğindir.
Elbette savaşların, sömürünün, haksızlığın ve güç kullanarak başka ülkelerin kaynaklarına el koymanın hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Güçlü olmak, başkasının hakkını yemek değildir. Gerçek güç; üretmek, geliştirmek, insanına refah sağlamak ve adil bir dünya düzenine katkıda bulunmaktır.
Öyleyse soralım:
Dünya gerçekten neyi paylaşamıyor? Neden insanlık, kendisine yetecek kadar nimet varken hâlâ savaşların, kanın ve gözyaşının içinde?
Bu düzenin kazananı kim, kaybedeni kim? Savaşları başlatanlar mı kazanıyor, yoksa savaş meydanlarında can veren masum insanlar mı bedel ödüyor?
Neden üretmek yerine yıkmayı, paylaşmak yerine ele geçirmeyi, birlikte kalkınmak yerine birbirini ezmeyi tercih ediyoruz?
Bu bir güç mücadelesi mi, çıkar savaşı mı, yoksa insanlığın kendi açgözlülüğüne yenilmesi mi?
Asıl feryat burada! Asıl sorgulanması gereken de bu!
İnsanlık ne zaman anlayacak ki dünya birkaç ülkenin, birkaç sermaye grubunun ya da silah ve enerji baronlarının çıkarları için kurulmadı?
Allah’ın verdiği nimetleri paylaşmayı, aklımızı kullanmayı ve birlikte yaşamayı öğrenemediğimiz sürece bu savaşlar da, bu acılar da bitmeyecek.
Peki soruyorum: Bu dünyanın derdi gerçekten ne? İnsanlık nereye gidiyor?
