HASTANE SERÜVENİ ve ZORUNLU ÇEKAP

HASTANE SERÜVENİ ve ZORUNLU ÇEKAP
  • 16 Eylül 2026 10:56
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

Cumartesi günü öğle saatleriydi.

Her şey, birdenbire başlayan baş dönmesiyle başladı. Ardından denge kaybı… Dünya sanki kendi ekseni etrafında dönmekten vazgeçmiş, benim etrafımda dönmeye karar vermişti.
Bunun üzerine ambulans çağrıldı. Böylece uzun zamandır binmediğim bir araca, üstelik bu kez bilet almadan, ücretsiz ve oldukça hızlı bir şekilde bindim.

İlk durağımız Mudanya Devlet Hastanesi’ydi.
Acil servise giriş yaptım. Ardından klasik hastane serüveni başladı:
Tahliller… Tetkikler… Filmler…
Bir süre sonra insan kendisini hasta olmaktan çok, kapsamlı bir bilimsel araştırmanın deneklerinden biri gibi hissetmeye başlıyor.
Baş dönmesinin nedeni aranıyordu.

Ama baş dönmesi bulundu, nedeni bulunamadı!
Doktorlar işi biraz daha büyütmeye karar verdiler.
“Bursa Şehir Hastanesi’ne sevk edelim.”
Yine ambulans…
Yine siren sesleri…
Yine acil servis…
Cumartesi günü başlayan yolculuğum, böylece Mudanya’dan Bursa’ya uzanan küçük bir sağlık turuna dönüşmüştü.
Şehir Hastanesi’nde ise adeta tam teşekküllü bir “ÇEKAP programı” başladı.
Beyin tomografisi…
Kalp elektrosu…
Göğüs röntgeni…
MR…
Sintigrafi…
Kan tahlilleri…
İdrar tahlilleri…
İnsanın bütün organları sıraya girmiş, “Acaba sorun bende mi?” diye birbirini sorguluyor gibiydi.

Sonuç?
Şimdilik sonuç yok!
Gece yarısından sonra yatışım yapıldı.
O andan itibaren hastane odam, geçici ikametgâhım oldu.
Sabahları tansiyon ölçümüyle güne başlıyor, serumla devam ediyor, kan alınmasıyla günü sürdürüyor, arada bir de kan sulandırıcı iğneyle sağlık hizmetlerinin eksiksiz sunulduğunu hissediyorum.

Hemşire geliyor:
“Kolunuzu uzatır mısınız?”
Uzatıyorum.
Bir başkası geliyor:
“Biraz kan alacağız.”
“Tabii.”
Bir diğeri:
“Serum takacağız.”
“Peki.”
Sonra tansiyon…
Sonra yeni bir tetkik…
Sonra başka bir film…

İnsan bir süre sonra kendi bedenini hastane personelinden daha az tanır hâle geliyor. Benim de artık hastanede bir görev tanımım oluştu:
Hasta Zeki Baştürk.
Görev yeri: Oda.
Görev süresi: Perşembeye kadar.
Görev tanımı: Beklemek, tetkik olmak, sonuç beklemek…
Kısacası yaşam bana birkaç günlük zorunlu bir tatil programı hazırlamış.
Ne deniz var…
Ne kitap fuarı…
Ne televizyon programı…
Ne dostlarla sohbet…
Ne de Mudanya sahilinde çay…
Bunun yerine serum var, tansiyon var, iğne var, tahlil var.

Adına da zorunlu tatil diyorum.
Bir de kendimce buna yeni bir isim koydum:
Zorunlu ÇEKAP!
Çünkü bu kez insan kendi arabasını değil, kendi bedenini servise sokuyor.
Şimdilik Perşembe gününe kadar program böyle.
Ben bekliyorum.
Doktorlar araştırıyor.
Cihazlar çalışıyor.
Tahliller yapılıyor.
Ve ben bütün bu yoğun sağlık trafiğinin ortasında, biraz şaşkın, biraz meraklı, biraz da mizah duygusuna tutunarak bekliyorum.
Çünkü insan hastanede bir şeyi daha iyi anlıyor:
Sağlık, ertelenebilecek bir konu değil.

Bazen yaşamın bütün programlarını bir kenara bırakıp yalnızca bedeninizin sesini dinlemeniz gerekiyor.
Ben de şimdi onu yapıyorum.
Umarım bu uzun hastane serüveninin sonunda baş dönmesinin de kafası döner ve nereye gideceğini şaşırıp beni terk eder.

Şimdilik hastane odasından sevgiler…
Zorunlu tatildeyim.
Ama merak etmeyin; kalem hâlâ elimde!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo