“Not Yet Gone” 18 Eylül’de Shiva Zahed Gallery’de Sanatseverlerle Buluşuyor

“Not Yet Gone” 18 Eylül’de Shiva Zahed Gallery’de Sanatseverlerle Buluşuyor
  • 12 Eylül 2026 16:57
  • A+
    A-

Shiva Zahed Gallery, üçüncü sergisi “Not Yet Gone” ile fotoğrafın bellek, zaman, algı ve malzeme arasındaki değişken ilişkisini İstanbul sanat ortamının gündemine taşıyor. 18 Eylül – 7 Kasım 2026 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek sergi; Arya Tabandehpoor, Omid Mehdizadeh, Kimia Askarian, Sina Boroumandi, Shahin Esfandiari, Rana Heidarzade ve Alborz Kazemi’nin çalışmalarını bir araya getiriyor.

İstanbul Beyoğlu’nda faaliyet gösteren Shiva Zahed Gallery, çağdaş fotoğrafın sınırlarını sorgulayan yeni sergisi “Not Yet Gone” ile kapılarını sanatseverlere açmaya hazırlanıyor. 18 Eylül’de ziyarete açılacak ve 7 Kasım 2026’ya kadar görülebilecek sergi, fotoğrafı yalnızca geçmişte yaşanmış bir anın kaydı veya gerçeğin sabit bir temsili olarak ele almak yerine; bellek, zaman, algı ve gerçekleşmemiş olasılıkların kesiştiği hareketli bir alan olarak değerlendiriyor.

Sergide Arya Tabandehpoor, Omid Mehdizadeh, Kimia Askarian, Sina Boroumandi, Shahin Esfandiari, Rana Heidarzade ve Alborz Kazemi’nin üretimleri bir araya geliyor.

“Not Yet Gone”, ortak bir estetik anlayıştan çok, imgelerin tek ve kesin bir anlama indirgenmesine karşı duyulan ortak ilgiden hareket ediyor. İran’da yaşayan yedi sanatçının çalışmalarını buluşturan sergide fotoğraf; kimi zaman bir yüzey, kimi zaman bir nesne, kimi zaman da fiziksel mekânda varlık kazanan bir malzeme olarak yeniden düşünülüyor.

“Bir şey geri dönüyor…”

Serginin kavramsal çerçevesi, geçmişten geri dönen ancak tam olarak tanımlanamayan bir duygunun izini sürüyor.

Serginin yaklaşımında bu his şöyle tarif ediliyor:

“Bir şey geri dönüyor… Ne tam olarak bir anı, ne de bir imge. Vaat edilen ile gerçekleşen arasında sıkışmış bir şey; tanıyacak kadar aşina olduğumuz, ancak tedirgin edecek kadar da yabancı gelen bir his.”

Bu ifade, “Not Yet Gone”un temel sorunsalını da ortaya koyuyor: Geçmiş gerçekten geride kaldı mı, yoksa gerçekleşmemiş ihtimaller ve tamamlanmamış hikâyeler bugünün içinde varlığını sürdürmeye devam mı ediyor?

Sergideki çalışmalar bu soruya doğrudan bir yanıt vermek yerine, izleyiciyi bellek ile gelecek, gerçek ile kurgu, görünen ile görünmeyen arasındaki belirsiz bölgelerde dolaşmaya davet ediyor.

Serginin merkezinde “hauntoloji” kavramı bulunuyor

“Not Yet Gone”, felsefeci Jacques Derrida’nın ortaya attığı ve kültür eleştirmeni Mark Fisher’ın çağdaş kültür bağlamında geliştirdiği hauntoloji kavramı üzerinden şekilleniyor.

Hauntoloji, yalnızca mevcut olanın değil; gerçekleşmemiş, kaybolmuş, ertelenmiş ya da bir ihtimal olarak kalmış olanın da bugün üzerinde etkisini sürdürebileceği düşüncesine dayanıyor.

Bu perspektiften bakıldığında geçmiş, kapanmış bir dönem olmaktan çıkıyor. Gerçekleşmemiş gelecekler, kaybedilmiş ihtimaller ve tamamlanmamış deneyimler bugünün içinde bir tür iz veya hayalet olarak varlığını sürdürüyor.

“Not Yet Gone” da fotoğrafı bu düşünsel çerçevede ele alıyor.

Fotoğrafın geleneksel olarak bir “an”ı sabitleme ve geçmişte yaşanmış olanı belgeleyerek koruma işlevi sorgulanıyor. Sergide ise imge; geçmiş, bugün ve henüz gerçekleşmemiş geleceklerin birbirine temas ettiği maddi ve zamansal bir alan olarak yeniden tanımlanıyor.

Fotoğraf artık yalnızca bir görüntü değil

Serginin tüm çalışmalarının merkezinde fotoğraf yer alsa da sanatçıların hiçbiri fotoğrafı tamamlanmış ve sınırları kesin olarak belirlenmiş bir ifade biçimi olarak ele almıyor.

Aksine eserler, fotoğrafın kesinlik iddiasını sorguluyor.

Kimi çalışmalarda algının kendisi dönüştürülürken kimi sanatçılar fotoğraf yüzeyine fiziksel müdahalelerde bulunuyor. Kesme, lekeleme, yeniden yapılandırma, aşındırma ve dokuma gibi yöntemler aracılığıyla fotoğrafın geleneksel iki boyutlu yapısı değiştiriliyor.

Bazı eserlerde ise fotoğraf, görüntü düzleminden çıkarak heykelsi, mekânsal ve malzeme odaklı bir niteliğe kavuşuyor.

Böylece sergi boyunca fotoğraf bir sonuçtan ziyade devam eden bir süreç olarak ele alınıyor. Görüntü, çekildiği anda tamamlanmak yerine sanatçının müdahalesi, malzemenin davranışı, ışık ve izleyicinin bakışıyla dönüşmeye devam ediyor.

Shahin Esfandiari ve Kimia Askarian: Algının sınırlarında

Shahin Esfandiari ve Kimia Askarian’ın çalışmaları, bu dönüşümü öncelikle görme eyleminin kendisi üzerinden ele alıyor.

Esfandiari, doğadaki formları renk, ışık ve atmosfer içerisinde çözümlendirerek fotoğraf ile resim arasındaki sınırları belirsizleştiriyor. Görüntüler, doğrudan bir manzaranın temsili olmaktan çıkarak izleyicinin algısının değişkenliğini görünür hale getiriyor.

Kimia Askarian ise hareket ve süre üzerinden fotografik anın sınırlarını genişletiyor. Manzara ve mimari unsurların ritim, renk ve ışık içerisinde giderek çözülmesiyle ortaya çıkan imgeler, fotoğrafın tek bir ana bağlı kalmayan yapısını öne çıkarıyor.

Her iki sanatçının üretiminde de amaç yalnızca görünen dünyayı kaydetmek değil; görmenin kendisini sorgulamak ve algının ne kadar değişken bir süreç olduğunu ortaya koymak.

Omid Mehdizadeh: Görüntüye fiziksel müdahale

Omid Mehdizadeh’in çalışmalarında fotoğraf, deklanşöre basıldığı anda tamamlanan bir üretim olmaktan çıkıyor.

Mehdizadeh, görüntüyü kumaşa aktardıktan sonra yüzeye lekeleme, aşındırma ve doğal pigmentlerle müdahale ediyor. Böylece fotoğraf yalnızca görsel bir kayıt olmaktan çıkarak kendi maddi geçmişini taşıyan bir nesneye dönüşüyor.

Sanatçının yaklaşımında görüntü ile malzeme birbirinden ayrılmaz hale geliyor. İmgenin anlamı yalnızca temsil ettiği şey üzerinden değil, geçirdiği fiziksel dönüşüm üzerinden de kuruluyor.

Sina Boroumandi: Fotoğrafın heykelsi dönüşümü

Sina Boroumandi ise fotoğraf kâğıdını keserek ve yeniden biçimlendirerek fotografik baskıyı heykelsi bir forma dönüştürüyor.

Katlanma noktaları, yüzeyde oluşan gerilimler ve fiziksel müdahaleler görüntünün ayrılmaz parçaları haline geliyor. Böylece fotoğraf artık yalnızca duvarda asılı duran düz bir yüzey olmaktan çıkarak mekânla ilişki kuran üç boyutlu bir nesneye dönüşüyor.

Boroumandi’nin çalışmalarında görüntünün nasıl oluşturulduğu kadar, görüntünün hangi parçalardan oluştuğu ve bu parçaların nasıl bir araya geldiği de önem kazanıyor.

Alborz Kazemi: Görünen kadar yokluk da önemli

Alborz Kazemi’nin üretimlerinde ise kesme ve yeniden bir araya getirme yöntemleri aracılığıyla fotografik görüntünün bütünlüğü bozuluyor.

Sanatçı, fotoğrafı parçalara ayırıp yeniden bir araya getirirken yalnızca görünen unsurları değil, görüntüden çıkarılan ve artık orada olmayan parçaları da eserin anlamının bir parçası haline getiriyor.

Bu yaklaşım, “Not Yet Gone”un temel meselelerinden biri olan varlık ve yokluk arasındaki ilişkiyi görünür kılıyor.

Fotoğrafın göstermediği, sakladığı veya kaybettiği şeyler de en az görünenler kadar anlam taşıyor.

Arya Tabandehpoor: Fotoğrafı dokumak

Arya Tabandehpoor, fotografik imgeleri söküp yeniden dokuyarak görüntünün alışılmış bütünlüğünü parçalı bir yapıya dönüştürüyor.

Kesintisiz bir fotoğraf yüzeyi yanılsaması; kesişimler, boşluklar ve bağlantılardan oluşan yeni bir yapı tarafından değiştiriliyor.

Bu müdahale sonucunda fotoğraf, yalnızca bakılan bir yüzey olmaktan çıkıyor. İmgenin parçaları arasındaki boşluklar ve bağlantılar da eserin anlamının oluşumunda rol oynuyor.

Tabandehpoor’un yaklaşımı, fotoğrafın sabit bir görüntüden ziyade sürekli yeniden kurulabilecek bir yapı olduğunu ortaya koyuyor.

Rana Heidarzade: İmge ve mekân arasında

Rana Heidarzade ise fotoğrafları ışık ve izleyicinin hareketiyle değişen yarı saydam reçine formların içerisine yerleştiriyor.

Bu yöntem, fotoğrafı geleneksel görüntü düzleminden çıkararak nesne ve atmosfer arasında bir noktaya taşıyor.

İzleyicinin konumu ve hareketi değiştikçe eserin algılanma biçimi de değişiyor. Böylece çalışma, tek ve sabit bir bakış açısı sunmak yerine izleyiciyi eserin oluşum sürecinin bir parçası haline getiriyor.

Geçmiş, şimdi ve gerçekleşmemiş gelecek aynı alanda

“Not Yet Gone” boyunca zamansal ve maddi sınırlar giderek çözülüyor.

Eserler belge ile kurgu, bellek ile projeksiyon, kesinlik ile spekülasyon arasında hareket ediyor. Sergi, izleyiciye tek bir doğru veya sabit bir hikâye sunmak yerine farklı deneyimlerin ve olası geleceklerin aynı anda var olabileceği bir alan yaratıyor.

Bu yönüyle sergi, fotoğrafın geleneksel “geçmişin kaydı” işlevini tersine çeviriyor.

Geçmiş artık yalnızca geride bırakılmış bir zaman değil; bugünü şekillendiren, geleceğe ilişkin beklentileri etkileyen ve gerçekleşmemiş ihtimaller aracılığıyla varlığını sürdüren bir alan olarak karşımıza çıkıyor.

“İmgeler hiçbir zaman bütünüyle tamamlanmaz”

“Not Yet Gone”, sonuç olarak fotoğrafı geçmişin kesin bir kanıtı olarak değil, hâlâ oluşum halinde bulunan bir varlık olarak ele alıyor.

Yedi sanatçının birbirinden farklı teknik ve kavramsal yaklaşımları, fotoğrafın sınırlarının ne kadar genişleyebileceğini ortaya koyuyor.

Bellek, malzeme, algı ve zaman; eserlerin yalnızca konusu değil, aynı zamanda üretim araçları haline geliyor.

Serginin temel düşüncesi ise şu noktada birleşiyor: İmgeler hiçbir zaman tamamen tamamlanmıyor. Her görüntü, geçmişten bir şey taşırken aynı zamanda yeni bir anlamın oluşma ihtimalini de içinde barındırıyor.

Hauntolojinin gerçekleşmemiş bir geleceğin ardından neyin kaldığı sorusuna odaklandığı düşünüldüğünde, “Not Yet Gone” da tamamlanmamış imgelerin, kaybolmamış ihtimallerin ve hâlâ oluşmaya devam eden anlamların izini sürüyor.

Shiva Zahed Gallery, İran çağdaş sanatına İstanbul’dan uluslararası bir alan açıyor

İstanbul’un Beyoğlu semtinde faaliyet gösteren Shiva Zahed Gallery, İran çağdaş sanatının farklı anlatılarını uluslararası bir perspektifle görünür kılmayı amaçlayan yeni nesil sanat mekânları arasında konumlanıyor.

2026 kışında Shiva Zahed tarafından kurulan galeri, kurucusunun tıp alanındaki eğitimi, uzun yıllara yayılan sanat koleksiyonerliği deneyimi ve Tahran ile Paris’te moda ve görsel kültür alanlarında yürüttüğü çalışmaların kesişiminden doğdu.

Zahed’in farklı disiplinleri bir araya getiren geçmişi, galerinin küratoryal yaklaşımında da kendisini gösteriyor. Tıp eğitiminden gelen gözlem ve teşhis hassasiyeti, çağdaş sanat eserlerinin okunması ve sergilenmesinde ayrıntılı bir kürasyon anlayışına dönüşüyor.

Galeri, İranlı çağdaş sanatçıların üretimlerini İstanbul’un tarihsel sanat bölgesinin merkezinde uluslararası izleyiciyle buluşturmayı hedefliyor.

İran’dan dünyaya uzanan sanat diyaloğu

Shiva Zahed Gallery’nin programı İran çağdaş sanatından beslenmekle birlikte yalnızca İran coğrafyasıyla sınırlı kalmıyor.

Galeri; İranlı sanatçılar ile farklı ülkelerden sanatçılar arasında kurulacak iş birlikleri aracılığıyla, geleneksel coğrafi ve kategorik sınırlamaların ötesine geçen bir sanat diyaloğu oluşturmayı amaçlıyor.

Bu yaklaşım doğrultusunda sanat, belirli bir ülkeye veya kültürel kimliğe ait kapalı bir alan olarak değil, farklı deneyimleri bir araya getiren evrensel ve hareketli bir dil olarak ele alınıyor.

“Not Yet Gone” da bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

“Not Yet Gone”

Sanatçılar: Arya Tabandehpoor, Omid Mehdizadeh, Kimia Askarian, Sina Boroumandi, Shahin Esfandiari, Rana Heidarzade, Alborz Kazemi
Mekân: Shiva Zahed Gallery, Beyoğlu, İstanbul
Tarih: 18 Eylül – 7 Kasım 2026
Konu: Fotoğraf, bellek, zaman, algı, malzeme ve hauntoloji

Sergi, 18 Eylül 2026’da Shiva Zahed Gallery’de ziyarete açılacak ve 7 Kasım 2026’ya kadar görülebilecek.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo