YAŞAMAK, MARTI KANADINDA RÜZGÂR TAŞIMAKTIR

YAŞAMAK, MARTI KANADINDA RÜZGÂR TAŞIMAKTIR
  • 19 Ağustos 2026 11:38
  • A+
    A-

Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;

“Yaşamak, martı kanadında rüzgâr taşımaktır.”

Ne güzel bir söz… Bir yanda özgürlüğe doğru açılan bir kanat, diğer yanda o kanadı taşıyan görünmez bir rüzgâr…

Martı, rüzgâra karşı uçmaz yalnızca; rüzgârı kullanarak yükselir. Belki de yaşam dediğimiz şey tam olarak budur. Önümüze çıkan güçlükleri yok saymak değil, onların içinden geçerek yolumuzu bulabilmektir.

Yaşam , her zaman sakin bir deniz değildir. Bazen dalgalar yükselir, bazen gökyüzü kararır, bazen de insan kendisini nereye gideceğini bilmeden savrulurken bulur. Ama martı yine de kanat çırpar. Çünkü yaşamak, yalnızca soluk almak değildir. Yaşamak; direnmek, umut etmek, paylaşmak ve gerektiğinde yeniden başlamaktır.

Bugün toplum olarak da güçlü rüzgârların içinden geçiyoruz. Ekonomik sıkıntılar, adaletsizlikler, işsizlik, emeklilerin geçim mücadelesi, gençlerin gelecek kaygısı, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, eğitimde fırsat eşitsizliği, doğanın talanı… Bütün bunlar yaşamın üzerine çöken ağır bulutlar gibi. Fakat toplumları ayakta tutan yalnızca güçlü olanlar değildir. Asıl güç, birbirinin elinden tutabilen insanların dayanışmasında saklıdır.

Bir insanın derdi, başka bir insanın da derdi olabildiğinde toplum oluruz. Bir çocuğun geleceği için kaygılandığımızda, hiç tanımadığımız bir kadının uğradığı şiddete itiraz ettiğimizde, yaşlı bir insanın geçim sıkıntısını kendi sorunumuz gibi gördüğümüzde, doğanın yok edilmesine karşı çıktığımızda; aslında kendi yaşam hakkımızı da savunmuş oluruz. Çünkü insan, yalnız yaşayamaz.

Martılar da gökyüzünde tek başlarına süzülür gibi görünürler. Oysa aynı denizin, aynı rüzgârın ve aynı gökyüzünün ortak yolcularıdır. Biri düşerken diğeri yükselir; biri kanat çırparken öteki rüzgârın akışına bırakır kendisini.

Toplum da böyledir. Birimizin kanadı kırıldığında hepimizin uçuşu eksilir. Bu nedenle yaşamak, yalnızca kendimiz için bir yer açmak değildir. Başkalarının da soluk alabileceği bir dünya kurma sorumluluğudur.
Bazen bir sözle…
Bazen bir itirazla…
Bazen bir çocuğun başını okşayarak…
Bazen haksızlığa karşı “Hayır!” diyerek…
Bazen de umudunu yitirmiş bir insana “Yalnız değilsin.” diyerek…
Yaşama tutunuruz. İşte insanın en büyük sınavı, bütün olumsuzluklara karşın iyiliği koruyabilmesidir. Çünkü kötülük çoğu zaman yüksek sesle konuşur; iyilik ise sessizdir. Onu büyütmek için cesaret, emek ve dayanışma gerekir.

Martının kanadındaki rüzgâr da görünmezdir. Ama martıyı gökyüzünde taşıyan odur. Umut da böyledir. Görünmez ama insanı ayakta tutar.
Bir toplumun geleceğini de yalnızca yasalar, kurumlar ve yöneticiler belirlemez. O geleceği, insanların birbirine karşı duyduğu sorumluluk, adalet duygusu ve dayanışma belirler.
Bu yüzden bugün bize düşen, rüzgârdan korkmak değil; rüzgârın yönünü değiştirecek kadar çoğalmaktır.
Çünkü yaşam, önümüze ne kadar sert rüzgârlar çıkarsa çıksın, kanatlarımızı kapatmak değildir.
Yaşamak;
özgürlüğe kanat açmaktır.
Adaletsizliğe karşı durmaktır.
Umudu çoğaltmaktır.
Birbirimizin yarasına merhem olmaktır.
Ve belki de en önemlisi…
Yaşamak, martı kanadında rüzgâr taşımaktır.

Gökyüzü hepimizin.
Rüzgâr hepimizin.
Ve bu yaşamı daha güzel, daha adil, daha özgür ve yaşanabilir bir dünyaya dönüştürmek de hepimizin sorumluluğudur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Yeni Slow Radyo