“Dirençli Bursa İçin Yapı Güvenliği Yetmez, Ekolojik Güvenlik de Sağlanmalı”
- 17 Ağustos 2026 15:21
-
A+A-
Zehra Candan Çakır’dan 17 Ağustos’ta Bursa İçin Kritik Uyarı: “Depreme Dirençli Kent, Sadece Sağlam Binalardan Oluşmaz”
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi 5. Dönem Yönetim Kurulu adına açıklama yapan Zehra Candan Çakır, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yılında Bursa’nın afet risklerine dikkat çekti. Çakır, deprem güvenliğinin yalnızca yapıların dayanıklılığı üzerinden ele alınmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirterek; açık ve yeşil alanlardan dere koridorlarına, tarım arazilerinden ormanlara, su kaynaklarından mavi-yeşil altyapıya kadar Bursa’nın bütüncül bir peyzaj ve ekolojik dirençlilik anlayışıyla planlanması gerektiğini vurguladı.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti.
Aradan geçen 27 yıla rağmen o gece yaşanan büyük acı Türkiye’nin hafızasındaki yerini koruyor. Binlerce yurttaşın yaşamını yitirdiği, yüz binlerce insanın doğrudan veya dolaylı biçimde etkilendiği Marmara Depremi, Türkiye’ye yalnızca yapı güvenliğinin değil, kentlerin bütün olarak afetlere hazırlanması gerektiğini gösteren en önemli kırılma noktalarından biri oldu.
6 Şubat 2023 depremlerinde ortaya çıkan büyük yıkım ise bu gerçeği bir kez daha bütün ağırlığıyla ortaya koydu.
Bugün artık soru yalnızca “Binalar depreme dayanıklı mı?” değil.
Asıl soru çok daha kapsamlı:
Kent nerede büyüyor, doğal alanlar nasıl korunuyor, su nereye akıyor, insanlar afet sonrasında nerede toplanacak, kentte ne kadar açık alan var, yeşil alanlar birbirine bağlı mı, tarım alanları korunuyor mu, orman-kent ilişkisi nasıl kuruluyor ve şehir iklim değişikliğinin getirdiği yeni risklere ne kadar hazır?
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi 5. Dönem Yönetim Kurulu adına açıklama yapan Zehra Candan Çakır, 17 Ağustos’un 27’nci yılında tam da bu sorulara dikkat çekti.
Çakır’ın mesajı, Bursa’nın geleceğinde peyzaj mimarlığı, doğa tabanlı çözümler ve mavi-yeşil altyapının artık yardımcı unsurlar olarak değil, kent planlamasının temel bileşenleri olarak ele alınması gerektiği yönünde.
“Bursa’nın afet riski sadece depremden ibaret değil”
Bursa, aktif fay sistemleri nedeniyle önemli bir deprem riski taşımasının yanında, hızlı kentleşme ve sanayileşmenin oluşturduğu baskılarla da karşı karşıya.
Ancak kentin risk tablosu bununla sınırlı değil.
Sel ve taşkınlar, heyelanlar, orman yangınları, kuraklık ve su stresi de Bursa’nın geleceğini doğrudan ilgilendiren tehditler arasında bulunuyor.
Zehra Candan Çakır’ın açıklamasında bu nedenle önemli bir noktaya işaret ediliyor:
Bursa’nın afet politikası yalnızca deprem üzerinden kurulamaz.
Kent planlaması, farklı afet türlerinin birbirleriyle ilişkisini gözeten bütüncül bir anlayışa dayanmak zorunda.
Çünkü bir kentte dere yatağının yapılaşmaya açılması yalnızca ekolojik bir problem değildir.
Taşkın riskidir.
Bir tarım alanının kaybedilmesi yalnızca çevre sorunu değildir.
Gıda güvenliği ve kent dayanıklılığı sorunudur.
Orman alanlarının parçalanması yalnızca doğal yaşam açısından kayıp değildir.
Yangın riskinin ve iklim kırılganlığının artması anlamına gelir.
Açık alanların azalması ise yalnızca kent estetiğini etkilemez.
Büyük bir deprem sonrasında insanların güvenli biçimde toplanabileceği alanların azalması anlamına gelir.
Bursa için “peyzaj odaklı afet yönetimi” dönemi
Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi’nin yaklaşımının merkezinde, afetlere karşı dirençli Bursa’nın yalnızca betonarme yapılar üzerinden değil, doğal sistemlerin korunması ve güçlendirilmesi üzerinden de kurulması gerektiği düşüncesi bulunuyor.
Bu noktada peyzaj mimarlığı, park ve bahçe düzenlemesinin çok ötesinde bir planlama alanı olarak öne çıkıyor.
Peyzaj mimarlığı;
- suyun kent içinde nasıl yönetileceğini,
- yağmur suyunun nasıl tutulacağını,
- taşkın riskinin nasıl azaltılacağını,
- açık ve yeşil alanların nasıl birbirine bağlanacağını,
- doğal alanların nasıl korunacağını,
- kentsel ısı adalarının nasıl azaltılacağını,
- kuraklık dönemlerinde su tüketiminin nasıl düşürüleceğini,
- orman-kent sınırlarının nasıl planlanacağını,
- afet sonrasında kullanılabilecek alanların nasıl oluşturulacağını
doğrudan ilgilendiren bir uzmanlık alanı.
Bu nedenle Bursa’nın geleceği planlanırken peyzaj mimarlarının karar süreçlerine yalnızca uygulama aşamasında değil, planlama ve strateji geliştirme aşamasından itibaren dahil edilmesi gerekiyor.
“Parkları boş alan olarak görmeyin”
Zehra Candan Çakır’ın mesajındaki en önemli başlıklardan biri açık ve yeşil alanların korunması.
Kentlerde parklar, meydanlar, rekreasyon alanları ve diğer açık alanlar çoğu zaman yapılaşma arasında kalan “boşluklar” gibi değerlendiriliyor.
Oysa afet sonrasında bu alanların hayati bir işlevi bulunuyor.
Bir deprem sonrasında:
İnsanlar nerede toplanacak?
Geçici barınma nerede sağlanacak?
Acil yardım ekipleri nerede konuşlanacak?
Afet sonrasında ulaşım ve lojistik nasıl organize edilecek?
Kent sakinleri güvenli açık alanlara nasıl ulaşacak?
Bu soruların cevapları, kentteki açık alanların niteliği ve dağılımıyla doğrudan bağlantılı.
Bu nedenle parkların, meydanların ve açık-yeşil alanların yalnızca rekreasyon alanı olarak görülmemesi gerekiyor.
Bunlar aynı zamanda kentin afet altyapısının parçaları.
Açık ve yeşil alanlar birbirinden kopuk olmamalı
Bir kentin birkaç büyük parkının bulunması tek başına yeterli değil.
Bu alanların birbirleriyle bağlantılı olması, yeşil koridorlarla desteklenmesi ve kent genelinde erişilebilir bir sistem oluşturması gerekiyor.
Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi de açık ve yeşil alanların sürekliliğinin sağlanması ve kent bütünü içerisinde birbirine bağlı bir sistem olarak planlanması gerektiğine dikkat çekiyor.
Bu yaklaşım, Bursa açısından özellikle önemli.
Çünkü yoğun yapılaşma içerisinde parçalanmış yeşil alanlar hem ekolojik sürekliliği zayıflatıyor hem de afet anında kentlilerin güvenli açık alanlara erişimini güçleştirebiliyor.
Bu nedenle Bursa’nın geleceğinde:
park → yeşil koridor → meydan → açık alan → dere koridoru → doğal alan
gibi birbirine bağlanan bir yeşil sistem oluşturulması önem taşıyor.
Mavi-yeşil altyapı Bursa’nın geleceğinin anahtarı olabilir
Çakır’ın açıklamasında öne çıkan bir diğer kavram ise mavi-yeşil altyapı.
Mavi-yeşil altyapı, kentin su sistemleriyle yeşil alanlarını birbirinden ayrı değil, birlikte çalışan doğal bir ağ olarak ele alıyor.
Bursa gibi su kaynakları, dere sistemleri, tarım alanları, ormanlar ve yoğun kentleşmenin bir arada bulunduğu bir şehirde bu yaklaşım kritik önem taşıyor.
Yağmur suyunun tamamını hızla kanalizasyon sistemine göndermek yerine;
suyu tutmak,
toprağa sızdırmak,
doğal akış yollarını korumak,
geçirgen yüzeyleri artırmak
ve
yeşil alanlarla su sistemlerini birlikte planlamak
taşkın riskinin azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Bu nedenle Bursa’nın yeni kentleşme politikalarında yalnızca daha fazla yol ve bina değil, daha fazla geçirgen yüzey ve daha güçlü doğal su sistemi de planlanmalı.
Dere koridorları “yapılaşma alanı” değil, kentin doğal güvenlik hattı
Bursa’nın dere sistemleri, afet ve iklim risklerinin azaltılması açısından özel önem taşıyor.
Dere koridorlarının daraltılması, doğal akışın bozulması veya taşkın alanlarının yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalması, aşırı yağış dönemlerinde riskleri büyütebilir.
Bu nedenle dere koridorlarının korunması yalnızca çevresel bir tercih olarak değil, afet risk azaltma politikası olarak görülmeli.
Kent içindeki dereler beton kanallara sıkıştırılan unsurlar olmaktan çıkarılarak, doğal işleyişleri dikkate alınan mavi-yeşil koridorlar olarak değerlendirilmeli.
Bu alanlar aynı zamanda:
- yeşil koridor,
- yaya bağlantısı,
- ekolojik yaşam alanı,
- yağmur suyu yönetim alanı,
- rekreasyon alanı
ve gerektiğinde afet sonrası açık alan sisteminin parçası olabilir.
Bursa Ovası için alarm: “Tarım toprağı sadece tarım meselesi değildir”
Peyzaj odaklı kent politikalarının en önemli başlıklarından biri de tarım alanlarının korunması.
Bursa Ovası ve çevresindeki tarım toprakları, yalnızca ekonomik üretim açısından değil, kentin ekolojik ve sosyal dayanıklılığı açısından da stratejik öneme sahip.
Tarım alanlarının yapılaşma baskısı altında kaybedilmesi;
gıda güvenliğini,
ekolojik dengeyi,
su yönetimini
ve
kentin iklim değişikliğine uyum kapasitesini
olumsuz etkileyebilir.
Bu nedenle Bursa’nın büyüme politikalarında tarım alanları “gelecekte değerlendirilebilecek boş araziler” olarak görülmemeli.
Tam tersine:
Bursa Ovası kentin korunması gereken stratejik doğal varlıklarından biri olarak ele alınmalı.
Orman-kent sınırı yeniden düşünülmeli
Bursa’nın bir diğer önemli doğal varlığı ormanlar.
Ancak kentlerin orman alanlarına doğru genişlemesi, yangın riskini de beraberinde getiriyor.
İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların artması ve kurak dönemlerin uzaması, orman yangınlarına karşı kırılganlığı daha da önemli hale getiriyor.
Bu nedenle orman-kent sınırlarında yalnızca yapılaşma kararları değil, yangına dirençli peyzaj politikaları da geliştirilmesi gerekiyor.
Bitki seçimi, yeşil alanların tasarımı, yangın erişim yolları, tampon alanlar ve yerleşimlerin ormanlarla ilişkisi birlikte değerlendirilmeden güvenli bir kent politikası oluşturmak mümkün değil.
“Bursa susuz bir geleceğe hazırlanmalı”
Çakır’ın mesajında dikkat çekilen bir başka başlık ise su stresi.
Kuraklık, artık gelecekte yaşanabilecek uzak bir ihtimal olarak görülmüyor.
Kentlerin su tüketimi, nüfus artışı, iklim değişikliği ve doğal su kaynakları üzerindeki baskı birlikte değerlendirildiğinde Bursa’nın su konusunda daha dikkatli bir planlama anlayışına ihtiyacı olduğu görülüyor.
Peyzaj tasarımında da bu nedenle yeni bir yaklaşım gerekiyor.
Su tüketimi yüksek peyzajlar yerine;
kurakçıl peyzaj,
yerel ve düşük su tüketimli bitkiler,
yağmur suyu hasadı,
geçirgen zeminler,
doğal sulama yöntemleri
ve
suyun yeniden kullanımı
gibi çözümler daha fazla gündeme alınmalı.
Bursa’nın parkları ve yeşil alanları gelecekte daha az suyla yaşayabilecek şekilde tasarlanmalı.
Kentsel dönüşümde “bina yenileme” anlayışı aşılmalı
Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi’nin mesajı, kentsel dönüşümün kapsamının genişletilmesi gerektiğine de işaret ediyor.
Bir mahallenin bütün eski binalarını yenilemek, o mahalleyi otomatik olarak dirençli hale getirmiyor.
Eğer aynı mahallede:
- yeterli açık alan yoksa,
- toplanma alanları yetersizse,
- altyapı zayıfsa,
- ulaşım sistemi kırılgansa,
- dere yatağı risk altındaysa,
- yeşil alanlar parçalanmışsa,
- çocuklar ve yaşlılar için erişilebilir kamusal alanlar bulunmuyorsa,
o mahalle gerçek anlamda dirençli sayılmamalı.
Bu nedenle kentsel dönüşüm parsel bazında değil, mahalle ve ekosistem ölçeğinde düşünülmeli.
“Afet sonrası toplanma alanları bugünden planlanmalı”
Büyük bir deprem sonrasında kentlilerin en temel ihtiyaçlarından biri güvenli açık alanlara erişim.
Ancak toplanma alanlarının yalnızca harita üzerinde bulunması yeterli değil.
Bu alanların:
- erişilebilir,
- güvenli,
- yeterli büyüklükte,
- ulaşım bağlantıları güçlü,
- altyapısı uygun,
- yapılaşma baskısından korunmuş
olması gerekiyor.
Ayrıca bu alanların zaman içerisinde başka amaçlarla yapılaşmaya açılmaması için kalıcı biçimde korunması gerekiyor.
Peyzaj mimarlığı açısından bakıldığında toplanma alanlarının yalnızca “boş bırakılan alanlar” değil, çok işlevli kamusal alanlar olarak tasarlanması mümkün.
Normal zamanda park veya meydan olarak kullanılan bir alan, afet sonrasında farklı ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde planlanabilir.
“İmar planları doğal eşikleri dikkate almalı”
Bursa’nın geleceği açısından en kritik meselelerden biri de imar kararları.
Bir alanın yapılaşmaya uygun olup olmadığı yalnızca ekonomik veya mülkiyet kriterleriyle belirlenmemeli.
Zemin koşulları, su rejimi, taşkın riski, ekolojik değer, tarım niteliği, orman ilişkisi ve afet riski birlikte değerlendirilmelidir.
Doğal eşikler imar planlarının dışında değil, tam merkezinde olmalı.
Bursa’nın gelecekteki büyüme alanları belirlenirken önce doğal sistemlerin kapasitesi ortaya konulmalı.
Sonra yapılaşma kararları buna göre şekillenmeli.
Risk azaltma planları imar kararlarına yansıtılmalı
Bursa’da yürütülen deprem risk azaltma, kentsel dirençlilik ve İl Afet Risk Azaltma Planı çalışmalarının önemine dikkat çeken Çakır, bu çalışmaların kentteki somut karar mekanizmalarıyla bütünleştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Hazırlanan çalışmaların;
imar planlarına,
kentsel dönüşüm süreçlerine,
ruhsat uygulamalarına,
altyapı yatırımlarına,
ulaşım planlarına
ve
açık-yeşil alan politikalarına
yansıması gerekiyor.
Aksi halde afet risklerini ortaya koyan raporlarla, kentin gerçek gelişme politikaları arasında kopukluk oluşabilir.
Bursa’da karar süreçleri ortak akılla yürütülmeli
Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi, afetlere dirençli Bursa için kurumlar arasında güçlü bir iş birliğine ihtiyaç olduğunu da vurguluyor.
Yerel yönetimler, kamu kurumları, üniversiteler, meslek odaları, uzmanlar ve kentliler aynı masada buluşmalı.
Çünkü Bursa’nın geleceği tek bir disiplinin bakış açısıyla planlanamayacak kadar karmaşık.
İnşaat mühendisliği yapı güvenliğini,
jeoloji yerin ve fayların özelliklerini,
şehir planlama kent gelişimini,
peyzaj mimarlığı ise doğal sistemlerle kent arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor.
Bu uzmanlıkların ortaklaşması, afet risklerinin daha doğru yönetilmesi açısından büyük önem taşıyor.
COP31 mesajı: “Konuşmaktan uygulamaya geçilmeli”
Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi açıklamasında COP31 sürecinde öne çıkan diyalog, uzlaşı ve aksiyon yaklaşımına da dikkat çekiliyor.
Bu yaklaşımın kent yönetimlerinde de karşılık bulması gerektiği vurgulanıyor.
Bursa’nın iklim ve afet riskleri artık yalnızca raporlarda tartışılmamalı.
Karara dönüşmeli.
Kararların ardından da uygulamaya geçilmeli.
Çünkü iklim değişikliğinin ve afet risklerinin ertelenmesi, risklerin ortadan kalkması anlamına gelmiyor.
Tam tersine, zaman geçtikçe risklerin büyümesi anlamına geliyor.
Zehra Candan Çakır’dan net mesaj: “Doğayı korumak afet yönetimidir”
Zehra Candan Çakır’ın 17 Ağustos mesajı, Bursa’nın afetlere hazırlığında peyzaj mimarlığının rolünü daha güçlü biçimde gündeme taşıyor.
Çakır’ın yaklaşımına göre;
dereyi korumak afet yönetimidir.
Tarım toprağını korumak afet yönetimidir.
Ormanı korumak afet yönetimidir.
Parkı korumak afet yönetimidir.
Açık alanı korumak afet yönetimidir.
Yağmur suyunu doğru yönetmek afet yönetimidir.
Su kaynaklarını korumak afet yönetimidir.
Dolayısıyla doğayla uyumlu kent planlaması yalnızca çevre politikası değil, aynı zamanda can güvenliği politikasıdır.
“Afetten sonra yaraları sarmak yetmez”
17 Ağustos’un 27’nci yılında Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi’nin verdiği mesajın en önemli noktası ise afet yönetiminin merkezine risk azaltmayı yerleştirmek.
Afet olduktan sonra yaraları sarmak zorundayız.
Ancak asıl hedef, o yaraların açılmasını mümkün olduğunca engellemek olmalı.
Bunun için Bursa’nın bugününden karar vermek gerekiyor.
Daha fazla riskli yapılaşmaya izin vermemek.
Doğal alanları korumak.
Açık-yeşil alanları güvence altına almak.
Dere koridorlarını korumak.
Tarım topraklarını savunmak.
Orman-kent sınırlarını doğru planlamak.
Su kaynaklarını korumak.
Geçirgen yüzeyleri artırmak.
Kurakçıl peyzaj uygulamalarını yaygınlaştırmak.
Mavi-yeşil altyapıyı kent planlarının merkezine almak.
Ve bütün bunları bilimsel veriler ışığında yapmak.
“Dirençli Bursa için peyzaj artık yan unsur değil, temel unsur”
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27’nci yılında hayatını kaybeden tüm yurttaşları saygıyla anarken, Bursa’nın geleceği açısından önemli bir çağrıda bulunuyor.
Bu çağrı yalnızca deprem güvenliğine değil, kentin tamamının dirençliliğine yönelik.
Çünkü Bursa’nın geleceği yalnızca betonarme yapıların dayanıklılığıyla belirlenmeyecek.
Bursa’nın geleceği;
suyuyla, toprağıyla, ormanıyla, tarım alanlarıyla, dereleriyle, parklarıyla, meydanlarıyla, yeşil koridorlarıyla ve doğal yaşam alanlarıyla birlikte şekillenecek.
Ve tam da bu nedenle peyzaj mimarlığının kent planlamasındaki rolünün yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.
17 Ağustos’un 27’nci yılında mesaj net:
Depremi engelleyemeyebiliriz. Ancak yıkımı azaltabiliriz.
Afeti ortadan kaldıramayabiliriz. Ancak riski yönetebiliriz.
İklim değişikliğini tek başımıza durduramayabiliriz. Ancak kentlerimizi ona karşı dirençli hale getirebiliriz.
Bunun yolu da yalnızca daha sağlam binalardan değil;
daha doğru planlanmış, daha fazla açık alana sahip, doğal sistemleri korunmuş, suyu doğru yöneten, yeşil koridorları güçlü, tarım alanlarını ve ormanlarını koruyan bir Bursa’dan geçiyor.
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Bursa Şubesi’nin 17 Ağustos mesajı bu nedenle yalnızca bir anma açıklaması değil.
Aynı zamanda Bursa’nın geleceğine ilişkin güçlü bir planlama çağrısı:
“Afetlerden sonra yaraları saran değil, afetlerden önce riskleri azaltan bir Bursa.”
Ve bu Bursa’nın kurulmasında peyzaj mimarlığı, doğa tabanlı çözümler ve mavi-yeşil altyapı artık kentin kenarında değil, planlamanın merkezinde yer almalı.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz.
Unutmamak, yalnızca anmak değil; ders çıkarmak ve harekete geçmektir.
Bursa için şimdi harekete geçme zamanı.
