ACIYAN YARALARIMDAN ÜFLE BENİ TALYA: ACININ İÇİNDE İNSAN KALABİLMEK
Bursa Vatan Medya Gurubu köşe yazarı Zeki Baştürk makalesinde;
Kimi kitapları okurken yalnızca bir yazarın yaşamına değil, toplumun ortak belleğine de tanıklık edersiniz. Gülbiye Öztürk’ün “Acıyan Yaralarımdan Üfle Beni Talya” adlı eseri de böyle bir kitap. Sayfalar arasında ilerledikçe yalnız bir kadının öyküsünü değil; yokluğun, yoksulluğun, sevginin, özlemin, düş kırıklıklarının ve insan kalma mücadelesinin öyküsünü de okuyorsunuz.
Kitap, doğuştan itibaren başlayan çileli bir yaşamın izlerini taşıyor. Yaşanamayan bir çocukluk, erken yaşta omuzlara yüklenen sorumluluklar, özlemler, kırgınlıklar ve yaşamın insana sunduğu sayısız sınav… Ancak yazar bütün bu zorlukları anlatırken okuru karamsarlığa sürüklemiyor; aksine umutla, dirençle ve insan sevgisiyle buluşturuyor.
Gülbiye Öztürk’ün en dikkat çekici yönlerinden biri, yaşadığı acıları öfkeye dönüştürmek yerine onları düşünceye ve söze dönüştürebilmesidir.
Kitap boyunca yer alan kısa ama etkili ifadeler, yazarın yaşama ve topluma ilişkin gözlemlerini ortaya koyuyor:
“O şükür kelimemiz var ya bizim
Tüm enflasyonu normalleştiriyor.”
Bu tümcede yalnızca ekonomik sıkıntılar değil, toplumun kabulleniş biçimi de eleştiriliyor. Aynı biçimde;
“Her yer bulaşıcı virüs,
Kimseye bulaşmayacaksın bu devirde.”
sözleri, günümüz insan ilişkilerindeki mesafeyi ve güvensizliği çarpıcı biçimde anlatıyor.
Kitabın merkezinde ise insan sevgisi var. Yazar yaşadığı tüm kırgınlıklara karşın vicdanını kaybetmemiş bir insanın sesiyle konuşuyor:
“Benim canımı yaksalar da
Ben kimsenin camını kırmadım.”
Bu yaklaşım, eserin temel karakterini oluşturuyor. Çünkü kitap, kötülüğe karşın iyiliği seçmenin, kırılmaya karşın başkalarını kırmamanın ve acılara karşın sevgiyi koruyabilmenin öyküsü.
Eserde aşk da var; ancak romantik bir mutluluktan çok, yaşanamamışlıkların ve özlemlerin gölgesindeki bir aşk. Genç yaşta duyumsanan duyguların, yaşamın zorlukları arasında nasıl yarım kaldığını görüyoruz. Bunun yanında anne sevgisi, aile özlemi, aidiyet duygusu ve yuva arayışı da satırlara yansıyor.
Yazarın toplumsal duyarlılığı da dikkat çekici:
“Nasıl bir insanım?
Bir yoksulun karnını,
Bir yetimin başını okşayabiliyor muyum?”
Bu soru aslında okura yöneltilmiş bir vicdan muhasebesidir. Kitap boyunca insan olmanın anlamı sorgulanırken, gerçek zenginliğin merhamet ve paylaşmak olduğu vurgulanıyor.
“Acıyan Yaralarımdan Üfle Beni Talya”, yazlnsal bir gösterişten çok içtenliğin ön planda olduğu bir eser. Gülbiye Öztürk, yaşadıklarını saklamadan, süslemeden ve abartmadan anlatıyor. Bu içtenlik kitabın en güçlü yanlarından biri. Okur, satırlarda bir yazarın değil, yaşamın içinden geçmiş bir insanın gerçek sesini duyuyor.
Sonuç olarak bu eser; yokluğun içinden umudu, acının içinden sevgiyi, kırgınlıkların içinden insanlığı çıkarabilen bir yaşam öyküsüdür. Gülbiye Öztürk, kalemini yalnızca kendi yaralarını anlatmak için değil, benzer acıları yaşayan insanların duygularına tercüman olmak için kullanmıştır.
“Acıyan Yaralarımdan Üfle Beni Talya”, okuruna şu gerçeği bir kez daha anımsatıyor:
Yaşam insanı yaralayabilir; önemli olan o yaraların içinden geçerken insanlığını yitirmemektir.
Kalemine, yüreğine sağlık Gülbiye Öztürk. Okurun çok olsun.
