EBS ‘nin böylesi bir kurulun oluşumundaki iştahının ne amaç içerdiğini görmekte hiç zorlanmıyoruz!

Eğitim İŞ Sendikası Bursa Şube Başkanı Yeliz Toy; “Öğretmenlik Meslek Kanununu Konusunda Safını Sorgulamalıdır” ifadelerini kullanarak; ” Türkiye’de öğretmenlik mesleği, Milli Eğitim Temel Kanunu’nda uzmanlık mesleği şeklinde ifade edilmiş olsa da, bir çok uzmanlık mesleğinin sahip olduğu özel yasaya sahip değildir. Gelişmiş ülkelerin öğretmenlik mesleğine verdikleri önemi gösteren, öğretmenlerin statülerini, hak ve sorumluluklarını özel yasalarla ortaya koymalarının üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye’de öğretmenler henüz meslek kanununa sahip olamamıştır. MEB’in 2023 Vizyon Belgesi’nde yer alan hedeflerden birisi de Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çıkarılması olmasına karşın, 2019 yılında kamuoyuna yansıyan bir taslak dışında bu alanda herhangi bir gelişme sağlanmamıştır.  Ancak, Eğitim Bir-Sen’in son günlerde bu konuyu hızlıca gündeme getirmesinden anlıyoruz ki, MEB Öğretmenlik Meslek Kanunu çalışmalarına hız vermiştir. EBS’nin bu kapsamda kamuoyuna açıkladığı “Öğretmenlik Meslek Kanunu İhtiyaçlar  & Öneriler” raporu , MEB’in Öğretmenlik Meslek Kanunu’na bakışı hakkında ip uçları içermektedir. Özellikle de iktidar partisi ile derin ve özel ilişkilere sahip olan EBS’nin işveren konumundaki hükümet yetkilileri ile farklı düşündüğüne bu güne kadar pek tanık olunamamıştır. Bu kapsamda EBS’nin raporu incelendiğinde , Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun öğretmenler açısından bir takım tehlikeler içerdiğinden de söz edilebilir.

İlgili raporda her ne kadar öğretmenler için bir takım özlük-ekonomik-hukuksal hak talepleri ortaya konulmuş olsa da, bu taleplerin bir kısmı EBS’nin de yetkili sendika konumunda olduğu dönemleri içine alan hak kayıplarının geri istenmesinden ibarettir. Yani, geçmiş hükümetler öğretmenlerin haklarını ellerinden alırken sessizce izleyen ya da göstermelik cılız sesler çıkarabilmekten öteye gidemeyen EBS, şimdilerde çıkması muhtemel yasa içeriği ile ilgili talepler yayınlamakta, bu taleplerin gerçekleşmesi durumunda da “biz kazandık” propagandası ile sendikal çıkar elde etmenin küçük hesaplarını yapmaktadır.  Özel okul öğretmenlerinin kamu okullarında görev yapan öğretmenlere eş değer ücretlerle çalıştırılması, yakın geçmişte AKP iktidarı tarafından geri alınmış bir hak olmasına rağmen EBS’nin bu hak kaybına sessiz kaldığını hatırlatmak isteriz. Yine, yetkili sendikanın MEB yönetici atama, öğretmen atama, yer değiştirme, politika belirleme gibi kurul ve komisyonlarında temsilci bulundurma hakları ortadan kaldırılırken, yetkisiz olduğu dönemlerde buna sessiz kalan EBS’nin, yetkiyi aldıktan sonra bu hakkı geri istemesi ise samimiyetsizliğin açık bir göstergesidir. Yine ilgili raporda sıkça bahsedilen “öğretmenlerin çoğunluğu teşkil edeceği bir kurul” ifadesi , yandaş kadrolaşma konusunda sabıkalı olan EBS ‘nin böylesi bir kurulun oluşumundaki iştahının ne amaç içerdiğini görmekte hiç zorlanmıyoruz. EBS, söz konusu raporunda okul yöneticiliğinin kariyer alanına dönüştürülmesini isterken, yıllardır şaibeli mülakatlarla atanan okul yöneticilerinin de bu haktan doğrudan yararlanması talebiyle de yandaş kadrolaşmayı kalıcı kılmayı hedeflemektedir. EBS, ülkenin dört bir yanında ekonomik gerekçelerle Eğitim Fakültesi açılması politikalarını ve bu üniversitelerdeki eğitimin niteliğinin arttırılmasını tartışmak yerine, mantar gibi türeyen Eğitim Fakültelerinden mezun olan öğretmenlerin göreve atanmasında KPSS’nin dayatılmasını meslek kanunu kapsamında bir hak olarak görmektedir. Öğretmenlerin adaylık sürecinde beklenen sonucu alamamaları durumunda ise adres olarak yargıyı göstermektedir. Yine bu raporda öğretmenlerin özdenetim -akran/meslektaş değerlendirmesine tabi tutulması talebi ile hükümetin yıllardır rafta beklettiği performans sistemine gizli bir kapı aralamaktadır. Öğretmenlerin sendika ve sivil toplum kuruluşlarına üyelikleri konusunun güçlendirilmesini talep eden EBS, yıllardır öğretmenlerin örgütleme özgürlüğünün önünde büyük bir engel ve baskı unsuru olduğu gerçeğini de gözlerden kaçırmaya çalışmaktadır. Ülkede eğitim-öğretim faaliyetlerinde bulunma hak ve yetkisi yalnızca öğretmenlerde olması gerekirken, EBS’nin proje adı altında okullarda cirit atan tarikat ve cemaat mensuplarının bu faaliyetlerde bulunmasının yasaklanmasına dair tek bir görüş sunmadığını da görmekteyiz.

Görünen o ki, EBS Öğretmenlik Meslek Kanunu içeriği ile ilgili MEB kaynaklarından edindiği bilgilerle harekete geçmiş, MEB taslağına yakın bir rapor yayınlayarak Öğretmenlik Meslek Kanunu’na böylesine çarpık bir içerikle sahip çıkmaya soyunmuştur. Oysa ki öğretmenlerin en temel mesleki ve özlük-ekonomik haklarının görmezden gelindiği bir meslek kanununun ne öğretmenlere ne öğrencilere ne de topluma bir kazanım sağlamayacağı açıktır. Kayıpların kazanımlarından fazla olacağı ön görülen benzeri bir meslek kanunu yerine, gerçek anlamda bir meslek kanunu oluşturulması için bilimsel temelli bir kurulun çalışma yürütmesini önemli buluyoruz. MEB taslağı ile EBS taslağının fikir köklerinin sarayda kurulan ve bünyesinde ilahiyatçı, işletmeci, hukukçu ve mühendislerin yer aldığı Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu’na dayandığı çok açıktır. Eğitim-İş olarak Eğitim-Bir Sen’i Öğretmenlik Meslek Kanunu konusunda ciddiyete ve hükümetin amaçlarına hizmet etmek yerine, bir emek örgütüne yakışır bir şekilde eğitim emekçilerinin hak ve çıkarlarının yanında saf tutmaya davet ediyoruz” dedi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir