KIRMIZI PANTOLON

Bursa’nın tanınan simalarından Ahmet Koçak; yeni işletmeyi bu sözlerle tanıttı. Koçak; “Bursa’nın başarılı lokanta işletmecisi Şahin Sevinç’in Ulus Mahallesi’ne açtığı Şahinbey Kebap; yeşil ve siyah desenlerle dizayn edilmiş loş ve hoş lokantasında kahvaltı için dostlarla buluştuk. Masada kuş sütü eksikti ve sıcak pide ile kahvaltıya başladık. Her şey dostlarla güzel oluyor. Bir yandan tatlı sohbet, diğer yandan sohbete katılan kahvaltılıkların lezzeti…

Şahin Bey, benim öğretmenlikten emekli olduğumu biliyor branşımı bilmiyormuş. “Hocam sizi branşınız neydi?” Diye sordu.“Sınıf öğretmenliğinden emekliyim” deyince; “insanın anayurdu çocukluğudur” sözündeki anayurduna döndü birden. Gözleri buğulandı. “Size bir anımı anlatayım izin verirseniz. Muş’un kenar mahallesinde bir okula gidiyordum. İlkokul dördüncü sınıfa kadar çok öğretmende okudum. Hiçbirinin adını anımsamam ancak, dördüncü sınıfta bizi okutan Aynur Keser öğretmenimin adını hiç unutmadım.
Okula bir hafta gitmedim. Bayrama on gün vardı ve kendime bayramda giymek için o zamanlar moda olan (1988) kırmızı kot pantolon almak istiyordum. Akşama kadar para kazanır, akşama doğru koşarak uzaktaki mağazanın vitrininde olan kırmızı pantolona bakmaya giderdim.

Dört eşli ve yirmi dört çocuklu olan babam, benim bu dileğimi gerçekleştiremezdi. Düşünsenize çocuklarınıza bayramlık alacaksınız; pantolon, gömlek, ceket, kaban ayakkabıdan yirmi dörder adet almanız gerek…

Ele avuca sığmaz bir çocuktum. Baktım, çok arzu ettiğim kırmızı, kiremit renkli pantolonu edinmem olanaksız ben de bizim tek atlı arabamızı çeken emektar atımızı futbol oynadığımız boş arsaya getirdim. Çocukları para karşılığında bindirip gezdirmeye başladım. Bir hafta geçti parayı tamamlayamadım. Üç gün daha devam edersem emelime ulaşabilecektim. Amcamlar daha önce Bursa’ya göçmüş, inşaat işiyle uğraşıyorlar ve durumları iyiydi.Amcamlardan bana bir bisiklet göndermelerin söylemiş, bisiklet beklemekteydim. Bisiklet bir gelse ona çocukları para ile bindirsem üç günde bayramlığımı alabileceğimin düşlerini kurardım.

Öğretmenim benim okula gelmemi sağlamak için ailemden yardım almak yerine bana benzeyen, beni yakalayıp okula getirebilecek yaramaz çocukları salmış arsaya. Benden iri çocuklar beni yakalayıp zorla okula götürdüler. Ağabeyimden devraldığım ve benden küçük erkek kardeşime devredeceğim siyah önlüğümün önü soluk siyah, arkası çamur içindeydi. Nedeni de vıcık vıcık çamur içindeki arsada top oynarken ayaklarımdan sıçrayan çamurlardı. Öğretmenim neden okula gelmediğimi sordu. Ben de: “Öğretmenim babam yoksul. Bana bayramlık elbise almaya parası yok. Bizim ata parayla bindirdiğim çocuklardan alacağım parayla kendime bayramlık alacaktım o nedenle okula gelmedim” dedim. Öğretmen bir şey demeden sırama gönderdi.

Öğretmenim öğleden sonra okulun kapısında kendisini beklememi söyledi. Kocasının askeriyede subay olduğunu biliyordum. Öğretmenim ve eşiyle onlar önde ben arkada çarşıya doğru yürümeye başladık. Hayalimdeki pantolonu satan mağazanın önünden geçip başka bir mağazaya girdik. “Öğretmenim ben bu kırmızı pantolonu çok istiyorum” diyemedim. Utandım. Beni tepeden tırnağa giydirdiler. Aldıkları giysilerle sevinç içinde, ayaklarım sırtıma değe değe eve doğru koşuşumu hiç unutamam. Bana ilk defa yeni giysiler alınmıştı. Büyüklere küçük gelen giysiler küçüklere verilirdi. Ben küçük olduğumdan hep büyük ağabeylerimin eskittiği giysileri giyerdim. Bayrama iki gün vardı ve iki gün yatağımda o giysilerle uyudum.

Gençlik yıllarımda ailecek Bursa’ya göçtük. Ben açıkgözdüm. Büyük şehirde benim gibi çalışmak isteyene çok ekmek vardı. Bir yandan okuyup kendimi yetiştirirken diğer yandan çalışmaya devam ettim. Her iş yerinden bir şey öğrendim. Hala öğrenmeye devam ediyorum. İşleri ilerletince memleketten yardım istekleri gelmeye başladı. Bayramlardan önce koli koli giysiler yollamaya başladım memleketime. Gönderdiğim pantolonlar vitrinde görüp alamadığım kırmızı renkli kot pantolonlar oluyordu hep. Oradaki tanıdıklarım yoksul ailelerin çocuklarına dağıtırlar. Giysileri dağıtanlardan biri: “Şahin Abi, neden hep kırmızı pantolon gönderiyorsun Bursa‘da başka renk pantolon yok mu” diye sordu telefonda. “Kırmızı pantolonum olmasını çok istedim giyemedim. Benim gibi arzu eden çocuklar için hep o renk pantolon gönderiyorum” dedim.

Memlekette yardım gönderdiğimi duyanlar bana ulaşıyor onlara elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Bir yıl önce Muş’tan bir okul müdürü bana sosyal medyadan yazdı. Okuluna bir kütüphane yapmamı istiyordu. Hangi okuldan aradığını sordum; “Fatih İlköğretim Okulu’ndan” diye yazınca benim okuduğum okul olduğunu anladım. “Sayın müdürüm, okulunuza seve seve kütüphane yaparım. Benim okuduğum okul orası. Sizden bir ricam olacak; bulamadığım, beni okutan ilkokul öğretmenim Aynur Keser’i bulursanız onunla kesmek istiyorum kütüphanenin kurdelesini.” Dedim. Müdür Bey “tamam” dedi. Şimdi öğretmenimi arıyoruz. Bulursak kütüphane yaptıracağım.” Dedi ve gözleri doldu. Ağlamamak için dikkatini kahvaltıya verdi. Biz de duygulandık tabii.

Bir süre sessizlikten sonra: “Hiç unutmam; babam vefat etti. Toprağa verdikten sonra amcamoğlu yanıma geldi, “Amcaoğlu baban size ne bıraktı? “diye sordu. Ben de: “servet olarak soruyorsan hiç bir şey bırakmadı.” Dedim. “O size; özgüven, cesaret, mücadele gücü bıraktı. Biz varlık içinde büyüdük. Babam varlıklıydı her şeyi hazır bulduk. Biz bu özellikleri kazanamadık. Babanız size hiç bitmeyecek bir servet bıraktı aslında” demişti. Sonradan babamın bıraktığı servetin çok değerli olduğunu anladım” diye sözlerini tamamladı.

Çocuklukta geçen zor yıllar insanın kişiliğinin gelişmesinde çok rol oynar. Bin yoksul çocuk yola çıkar içlerinden biri başarılı olur. Şahin Bey, yaşadığı acıların, yoklukların üzerine basa basa yükselen başarılı bir iş insanıydı. Alınamayan kırmızı pantolon bir iş insanının ateşleyici gücü olmuş; eli bol, yardımsever bir insan yaratmıştı.Hakça bölüşülen,çocuklarına kırmızı pantolon alabilecek; işi ve aşı olan babaların olması için siyasetle de yakından ilgilenmektedir. Çocukluğunda yaşadığı, yaşarken acı veren yoksulluk artık onun için gerilerde kalmış, hoş anılara dönüşmüş, bana yazmak size okumak düşüyordu…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir