Öğretmene bakın her öğrencisini belleğine öyle bir kazır ki ne o öğrencilerini ne de öğrencileri onu unutur

Sevgili öğretmenim… Bursa Yazın ve Sanat Derneğinin bir çalışması olan bu söyleşiyi sizinle yapmam benim için bir onurdur.50 yıl önce Siz genç ve birikimli bir öğretmenken, Nenehatun Kız İlköğretmen okulunda yollarımız kesişti. Psikoloji derslerimize giriyordunuz. Sizi tüm dikkatimle dinliyor ve izliyordum. Daha ilk dersimizde bilgili, donanımlı,dirençli,öğretmenleri yetiştirme çabanızı anlamıştık. KÖY Enstitüleri’nde aldığınız eğitimi kendi kişiliğinizle harmanlayarak bize ışık olmaya çalışıyordunuz .Işığınız o kadar güçlü idi ki çocukluktan ergenliğe henüz geçtiğimiz o dönemde bir anda büyüdüğümüzü hissetmiştik.

Girdiğiniz Psikoloji dersinde tüm hayatı öğreniyorduk .Güçlü insan yetiştirme çabanız her türlü övgünün üzerindeydi. Haksızlıklara karşı haklılığı savunma, dik durma, iş ahlakı, dürüstlük, yarının iyi bir öğretmeni olma gibi temel değerlerin çok okuyarak. ve sosyal hayatın içinde roller üstlenerek kazanılacağını bizlere bizzat uygulararak öğretiyordunuz. Yaptığınız tiyatro çalışmalarını örnek olarak gösterebilirim. Bizlere hakkımızı savunmayı öğretirken uğradığınız haksızlıklar sonucu Erzurum’dan ayrılmanız bizi üzmüştü.

Lemanser Sükan’ın korkusu yoktur. Zorlu mücadelelerden geçerek biz mezun olduktan sonra tekrar aynı okula dönmüştü. Bizim temelimizi bir yılda atmıştı. Alacağımızı almıştık. Benim öğrenci olarak tanık olduğum Lemanser öğretmen kişiliği kişiliğimin tamamlanmasında önemli bir yer alır. Yıllar sonra Bursa’da Sümerbank mağazasında omuzuma dokunan bir elle irkildim. Döndüğümde rüya gördüğümü sandım. Lemanser öğretmenle tekrar karşılaştık.
Dayanamayıp sordum ;” öğretmenim arkadan beni nasıl tanıdınız? ”
“Sesinden” dedi. Öğretmene bakın her öğrencisini belleğine öyle bir kazır ki ne o öğrencilerini ne de öğrencileri onu unutur. Sonra Bursa’da sivil toplum örgütlerinde gerek yönetici gerek aktif üye olarak çalıştık. Birçok platformda birlikte olduk. Ortak mesajımız, güzel ülkemizin Atatürk ilke ve devrimlerine , cumhuriyet değerlerine sahip çıkan gençlerin yetişmesiydi. İlerlemiş yaşına rağmen duru Türkçesi ve çağdaş düşünce yapısıyla aydınlatmaya devam etmektedir. “Memleket Yollarında” adlı kitabı onun zorlu fakat dirençli yaşamının bir özetidir. Onun usunda yılgınlığa yer yoktur. O Köy Enstitüsü’nden yetişmiş binlerce öğretmene ışık olmuş öğretmenlerin öğretmenidir.

1-Öğretmenim sizi sizin ağzınızdan tanıyabilir miyiz?

Gedelek’te doğdum. Gedelek, Orhangazi’nin köyü. Şimdiki gibi değil, 85 yıl önceki Gedelek harikaydı. Asırlık çınarların altından fışkıran buz gibi sular ve bu sularla yetiştirilen sebzeler, her çeşit meyve bulunan bahçeleri ile yemyeşil, şipşirin bir köydü. Gemlik- Orhangazi kara yolu üzerindeydi. 600 nüfuslu, 100 haneydi.

2-Nerelisiniz çocukluğunuz nerede nasıl geçti?

Beş kardeştik. Üç kız iki oğlan. Kızların üçüncüsü, kardeşlerin dördüncüsüydüm. Ailenin toprağı azdı, yarıcılık ta yapardık. Salatalık bahçesine bekçilik yaparak, keçilerimizin oğlaklarını otlatarak, sebze toplayarak, tütün kırarak, tütün dizerek…aileye yardımcı olurdum. Çocukluğum 12 yaşına kadar bu köyde yaşadım.

3- Çok okuduğunuzu biliyorum. Okuma alışkanlığinızı nasıl kazandınız?

İlkokulu köyümde okudum. İki öğretmenimiz vardı. 1-2-3. sınıfları Mehmet Bey, 4-5. sınıfları da Hasan Bey okuturdu. Hasan Bey keman çalardı, kasket giyerdi, okulun bahçesine çiçekler ve ağaç fidanları diktirmişti. Bizi yakındaki komşu köylere götürürdü. O köyün öğrencileri de bizim köye gelmişlerdi. Hasan Bey Köy Enstitülü öğretmenmiş.

Hasan Bey’in etkisi ile ben de Arifiye Köy Enstitüsüne girdim. 1947-48 öğrettim yılında henüz 12 yaşında çocuktum. Sıska ve zayıftım. Epey zorlandım ama, Okumayı çok sevdiğim için, burada da bu olanağı bulduğumdan sabrediyordum. bazen geceleri yorganı başıma çekip yatakta ağladığım olurdu. Fakat kimseye göstermezdim.

Okuma sevgisi bende kendiliğinden oluştu. Köyümüzde gazete kitap bulma olanağı yoktu. Ağabeyimin okul kitaplarını okurdum. Birde gazeteden yapılmış kese kağıtlarını açar okurdum. Salatalık bahçesini beklerken yoldan geçen arabalardan gazete isterdik. Onlar da okunmuş gazeteleri camdan atarlardı. O gazeteleri kapışırdık. Elimize geçen parçaları okurduk. Diğer çocuklar için bu bir oyundu ,ama benim için ihtiyaçtı .Çoğu kez diğer çocuklar kendi kaptıklarını da bana verirlerdi. Köyde kimde kitap varsa ödünç ister okurdum. Eski aşk halka hikayelerini (Kerem ile Aslı, Tahir ile Zöhre, Arzu ile Kamber, Leyla ile Mecnun…) okudum. Arifiye de okul kütüphanesi benim için hazine oldu. Türkçe Dersleri de bu isteğimi kamçıladı. Şimdi en büyük sıkıntım okuyamamak. Ben değil ama Gözlerim pes dedi.

4- Köy Enstütüsü yıllarından söz eder misiniz?

1946 seçimlerinde oy kaybeden Cumhuriyet Halk Partisi çözümü sağa ödün vermede buldu. Dıştan gelen baskılar da dozunu artırınca partinin içindeki devrimci ve halkçı kanadı işbaşından uzaklaştırdı. Önce sağ kesimin gözüne batan eğitimden işe başladı. Hasan Ali Yücel’e yeni kabinede görev vermedi. Köy Enstitüsü karşıtı olan Şemsettin Sirer’i Milli Eğitim Bakanı yaptı. Sirer ilk önce Köy Enstitüleri’ nin kurucu kadrosunu iş başından uzaklaştırdı. Öğreti ve eğitim programlarını değiştirdi..

Köy enstitüsünde okulumuzu evimiz olarak görürdük. Onu temiz tutmaya özen gösterirdik. Bunun için de temizlemekten ziyade, kirletmemeye dikkat ederdik. Gördüğümüz her kirliliği anında temizler yok ederdik. Bize böyle öğretmişlerdi. (O kirliliği,o yanlışı siz gördünüz, bir başkası görmesin; hemen ortadan kaldırın başkasının yok etmesini beklemeyin derlerdi.) Çevre temizliği çok önemliydi. Okulun boş alanları şubelere paylaştırılırdı, belirli zamanlarda mıntıka temizliğine çıkardık.

Köy enstitüsünde okulumuzu evimiz olarak görürdük. Onu temiz tutmaya özen gösterirdik. Bunun için de temizlemekten ziyade, kirletmemeye dikkat ederdik. Gördüğümüz her kirliliği anında temizler yok ederdik. Bize böyle öğretmişlerdi. (O kirliliği,o yanlışı siz gördünüz, bir başkası görmesin; hemen ortadan kaldırın başkasının yok etmesini beklemeyin derlerdi.) Çevre temizliği çok önemliydi. Okulun boş alanları şubelere paylaştırılırdı, belirli zamanlarda mıntıka temizliğine çıkardık.

Köy enstitülerinde okul sevgisi gibi başta Cumhuriyet ve Atatürk olmak üzere vatan , bayrak , ulus , insan, doğa, hayvan… sevgisi kazandırılırdı.

5- Büyük ideallerle başladığınız, severek yaptığınız öğretmenlik mesleğinin bugünkü geldiği noktayı anlatır mısınız?

Ben öğretmenim. Gerçek öğretmenlik mezara kadar devam eder. Emekli olmak, öğretmenlikten de uzaklaşmak demek değildir. Hatta emekli olduktan sonra öğretmenlik sorumluluğu daha da artmıştır, görev alanı genişlemiştir. bü nedenle hataları, yanlışları görünce uyarmadan duramam, göz yumamam. Şimdilik elimden gelen bu, yazmak. Ben de gücümün yettiğince yazıyorum. Okunuyor mu? orasını bilemiyorum. Belki kendimi rahatlatıyorum…

6- İçinizi acıtan konularda , sosyal medyada yazılar yazıyorsunuz. Yurttaşlık tepkilerinizi dile getiriyorsunuz. Amacınız nedir?

Ben öğretmenim. Gerçek öğretmenlik mezara kadar devam eder. Emekli olmak, öğretmenlikten de uzaklaşmak demek değildir. Hatta emekli olduktan sonra öğretmenlik sorumluluğu daha da artmıştır, görev alanı genişlemiştir. bü nedenle hataları, yanlışları görünce uyarmadan duramam, göz yumamam. Şimdilik elimden gelen bu, yazmak. Ben de gücümün yettiğince yazıyorum. Okunuyor mu? orasını bilemiyorum. Belki kendimi rahatlatıyorum…

7- Gözlemlerim sonucu Ķöy Enstitülü öğretmenlerin uzun yaşadıklarına, 90 yaşını aştıklarına tanık oluyorum. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Köy enstitülü öğretmenlerin uzun yaşayıp yaşamadığını bilemem. Bu konuda bir araştırma yapılıp yapılmadığını bilmiyorum ve duymadım. Bildiğim bir kaç kişi ile de genelleme yapmayı doğru bulmuyorum. Ancak Köy enstitüsünde verilen eğitimin belki etkisi olabilir. İş eğitimi, yaparak yaşayarak öğrenme, sürekli aktif olmayı gerektirir. Hatırladım kadarıyla öğrenci iken sürekli hareket halindeydik. Hatta yürümez hep koşardık. Her yere koşarak giderdik. Kitap okurken, konuşurken bir aşağı, bir yukarı yürürdük. Ben hala mutfakta çalışırken bile ayaktayımdır. Belki bu hareketlilik yaşam sürecinin artmasına etki edebilir.

Bilimsel beslenme elbette yaşam kalitesine etki etmektedir. Pozitif düşünme, bilimsel düşünme de artı katkı sağlamaktadır. Köy enstitülü öğretmenlerin çoğunluğu da bu özellikleri taşımaktadır.

8- Bir başka gözlemim; hâlâ okunan şair ve yazarlar, edebiyatçılar Köy Enstitüsü çıkışlı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Köy enstitülü yazarlar çoğunlukla konularını yaşanmışlıklarından seçmektedirler. Gerçekleri sergilemişler dir. Örneğin Mahmut Makal’ın Bizim Köy’ü … ,Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü, Irazcanın Dirliği…,Talip Apaydın’ın Sarı Tıraktör…,Dursun Akçam’ın Ölü Ekmeği… , gibi.

Köy Enstitülü yazarların yazdıkları anılar, romanlar, öyküler, şiirler halkın asırlardan beri okudukları masallara, saray yaşamı anılarına benzemiyor, kendi yaşadıklarını, kendi yakınlarındaki ve tanıdıkları, yaşadıkları olayları anlatıyorlar ve bunları anlamadıkları arapça, farsça dille değil, kendi konuştuğu dille yazıyorlar. Bu nedenle halk bunlara ilgi duydu. Örneğin Nedim’in, Fuzuli’nin şiirlerini düşün…

9- Kitaplar yazdınız. Kaç kitabınız var? Yazmaktaki amacınız neydi?

Beş kitabım var. “Memleket Yollarında” ilk yazdığım kitap. Benim okuma alışkanlığım gibi, yazma alışkanlığım da vardır. Her gördüğüm, her duyduğum ilginç ve hoşuma giden olayları yazarım. Bir zamanlar alış-veriş yapılınca fiş alınırdı. Yazacak kağıt bulamazsam o fişlerin arkasına notlar alırdım. Ayrıca öğretmen olarak çalıştığım yıllar olaylı zamanlara rastladı; yöneticilerle fikir ve görev anlayışında ters düşüyor, soruşturmalar geçiriyordum. Bunun sonucu sık sık sürgün edilerek yer değiştiriyordum. Hak arama için Danıştay’a dava açmak zorunda kalıyordum. Sonunda her görev yaptığım yerle ilgili yazışmaların dosyası oluştu. Kızım da “Anne bu dosyaları mezara mı götüreceksin? Otur şunları bir düzene koy, kitap haline getir. Bastırman şart değil”diyerek zorluyordu.

Emekli oldum, Kızım Kanada’ya gitti. Ayrılık bana çok zor gelmişti, hiç bir şeyle teselli olamıyordum. Kızımın sözünü dinledim ve oturup yazmaya başladım. Çocukluğum, öğrenciliğim, Köy Enstitüsü yaşantım ve öğretmenlik yıllarımı içeren Memleket Yollarında kitabım ortaya çıktı. Kendi olanaklarımla 1500 adet bastırdığım kitabın gelirini Çağdaş Eğitim Kooperatifine verdim.
İkinci baskısını 8500 adet olarak Nilüfer Belediyesi bastırıp Öğretmenler Günü’nde öğretmenlere armağan etti. Üçüncü baskısını ORSİAD Orhangazi Sanayici ve İş Adamları Derneği tarafından 1500 adet bastırlıp Orhangazili öğretmenlere armağan edildi.

Gedelekli Nazmiyanım ikinci kitabım. Konusu sevgili annem. Annemin çocukluktan başlayan zor ve ilginç bir yaşamı olmuş. Bana anlattıklarını unutamadım. Ülkemizde o yıllarda yaşamış pek çok kadının yaşamı aşağı yukarı aynıdır. Bu yüzden kitabı okuyan çok beğendi. Ben de kitabı Cumhuriyet Kadınları Derneğine verdim. Onlar bastırıp dernekleri yararına pazarladılar.

Üçüncü kitabım İKİNCİ KUŞAK. Köy Enstitüsü Çıkışlı Öğretmen Çocukları. Adından da anlaşılacağı gibi küçük çapta bir araştırma . Bunu da Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneğine verdim. Onlar dernek yararına bastırıp pazarladılar. Dördüncü kitabım MEMLEKET YOLLARINDA 2 . Emekli olduktan sonraki yaşantımı konu alan bir kitap. Nilüfer Belediyesi tarafından bastırılıp sivil toplum örgütü derneklerine dağıtıldı. ATATÜRK YOLUNDA SUYA SABUNA DOKUNARAK 5.kitabım. Ülke sorunlarına karşı görüş ve tepkilerimi dile getirdiğim yazılarımdan oluşuyor.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir